Almanların üniversitelerinde gördüğü ilk Türk kızı!

Osmanlı ve Almanya arasında siyasi ilişkiler, 1. Dünya Savaşı yıllarında başladı. İki milletin kaynaşması uğruna Türk gençleri Almanya'da burslu olarak okumaya başladı. 1913’te Almanya’da okuyan 29 Türk vardı ama aralarında tek bir kız yoktu...

Osmanlı Devleti ve Almanya'nın 1. Dünya Savaşı yıllarında başlayıp, İttihat ve Terakki dönemine kadar ki siyasi ilişkileri sosyal ve kültürel planları da devreye sokmuştu. 1914'te Berlin'de Alman Türk Cemiyeti ve 3 Ekim 1915'te İstanbul'da Türk Alman Dostluk Cemiyeti'ni kurdu.

Berlin mebusu Traub'a göre, bu yakınlaşma ve dostluk ilişkisiyle Batı, teknoloji, kadınlık terakkiyatı, okul ve çalışma azmi gibi konularda destek sağlayacak, buna karşılık Doğu'nun ahlak ve adalet gibi değerlerini alacaktı. Traub, Türk gençlerinin Almanya'da burslu olarak okumasını öneren projeyi öne çıkardı.

Bu sayede Türk gençleri eğitim için Almanya'ya gitmeye başladı. Cemiyetler, öğrenci seçiminde esneklik gösterdi. 1913'te Almanya'da mimarlık, kimya, tıp, güzel sanatlar gibi bölümlerde okuyan 29 Osmanlı öğrenci bulunurken, kız öğrenci bulunmuyordu. Ancak Safiye Ayla, Almanların üniversitelerinde gördüğü ilk Türk kızı oldu.

1918'e gelindiğinde Berlin'de Fazıla Fazlı, Mediha Süleyman ve Belkıs Mustafa, Münih'te Bedriye Şükrü Kamil, Würzburg'da Safiye Ali, Hamburg'da Şükran Kemal olmak üzere altı kız öğrenci Almanya'da okuyordu.

Safiye Ali Kimdir?

Safiye Ali, soylu ve asil bir ailenin kızı olarak doğdu. Babası, padişahın başyaverlerinden Ali Kırat Paşa idi. Küçüklüğünden itibaren yabancı dillere, müziğe ve daha birçok alana ilgi duyan bir kızdı. Daha 16 yaşında iken İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Rusça bildiğini, cenazesinde konuşma yapan Dortmund Üniversitesi Rektörü Pr. Dr. Lehmann dile getirmişti.

Küçük yaşından itibaren doktor olmayı hedefleyen Safiye Ali'nin bu hayali, 1916 yılında Maarif Nazırı Şükrü Bey'in büyük yardımıyla Almanya'ya tıp eğitimi almak için gönderilmesi ile başladı.

Safiye Ali'nin doktor unvanı almak için girdiği sınavda tek Türk olması ve amacının birincilik olduğu biliniyordu. merikan Koleji mezunu olması sebebiyle zorluk çıkaran Bavyera Milli Eğitim Bakanlığı, sınavda aldığı birincilik derecesi karşılığında Safiye Ali'ye doktor namzeti unvanını verdi. I. Dünya Savaşı'nın zor şartları altında eğitimini tamamlayamama korkusuyla Safiye Ali, "Bebelerde iç pakimenenjit kanaması" konulu teziyle diplomasını aldı ve doktor unvanını kazandıktan sonra İstanbul'a geri döndü.

1921 yılında mezun olan Safiye Ali, orada tanıştığı ve Müslüman olan göz doktoru Krekeler ile evlendi. Eşiyle birlikte Türkiye'ye dönen Safiye Ali, İstanbul'un Nuruosmaniye Caddesi Cağaloğlu No. 52 adresinde muayenehane açtı.

Safiye Ali'nin en büyük hizmetlerinden biri "Süt Damlası" adıyla kurulan ve fakir ve gıdasız çocuklara yardım elini uzatan sağlık ocağıydı. Beyazıt'ta bir medresede kurulan Süt Damlası, her gün yüzlerce çocuğa süt sağlamakta ve annelere çocuk bakımı konusunda dersler vermekteydi.

1924 yılında Londra'da yapılan bir kongrede, Safiye Ali şu ifadeleri kullanmıştır: "Şimdiye kadar memleketimizde kadın doktorlara müsaade edilmediği için kadın doktor yetişmemiştir. Bununla birlikte, ben burada Türkiye'deki kadın doktorları değil, yakın gelecekte yetişecek kadın doktorları temsil ediyorum. Bugün burada hür Türkiye'nin, hür bir kadını olarak gördüğüm hüsnü muameleyi ve uyandırdığı malakayı benden ziyade memleketime borçluyum. Bunu şükranla ifade ediyorum."

Safiye Ali, 1928 yılında kansere yakalandı ve eşiyle birlikte Almanya'ya ameliyat olmak amacıyla gitmeye karar verdi. Ancak o dönemde 2. Dünya Savaşı nedeniyle bütün doktorlar cephedeydi. Savaşın sona ermesiyle tekrar İstanbul'a dönen Safiye Ali ve eşi, 11 ay sonra yeniden Dortmund'a dönmek zorunda kaldılar. Ne var ki, Safiye Ali'nin hastalığı tekrar nüksetti.

5 Temmuz 1952'de vefat eden Safiye Ali'nin ölümü, herkesi derin bir hüzne boğdu. Üniversite tatil edildi ve bütün profesörler ile şehirdeki doktorlar okulun bahçesinde toplandı. Dortmund halkı da Safiye Ali'ye veda etmek için oradaydı. Eşi Ferdinand'ın ifadesiyle, "Başka bir güneşin altında doğan bir kadının kendisini bu derece sevmesi hayret vericidir."

Prof. Dr. Lehmann uzun konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Safiye'nin yüreği bir pırlantaydı. O yüksek ruhlu ve insancıl bir varlıktı. Bizim kalbimizde hayranlık duyduğumuz büyük bir yardımsever melek olarak yaşayacaktır."

Bugün, Safiye Ali'nin adı Türk tıp tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Kadınların tıp alanında eşit haklara sahip olmaları ve hekimlik mesleğine katkı sağlamaları konusunda ilham veren bir örnek olarak hatırlanıyor.

ARTI49

Yaşam Haberleri