Almanya’da yapılan yeni bir anket, halkın genel olarak daha az endişe duyduğunu ortaya koydu. Ancak bu durumun, sorunların çözüldüğü anlamına gelmediği; aksine insanların krizlere karşı bir tür “alışma” süreci yaşadığı belirtiliyor.
Uzmanlar, bu durumu “kriz yorgunluğu” (Krisenmüdigkeit) kavramıyla açıklıyor. Sık sık karşılaşılan ekonomik belirsizlikler, savaş tehdidi ve iklim krizleri gibi konular, zamanla halkın bu tür risklere karşı daha duyarsız hale gelmesine yol açıyor.
En çok korkulan konular değişmedi
Her ne kadar genel kaygı düzeyi azalmış olsa da bazı korkular hala yüksek. Ankete katılanların yüzde 41’i Almanya’nın ekonomik geleceğinden endişe duyduğunu söylüyor. Aynı oranda kişi, ülkenin bir savaşa karışmasından korkuyor.
Yüzde 39’luk bir kesim yaşlılıkta bakıma muhtaç kalma endişesi taşırken, yüzde 36 iklim değişikliği ve doğal afetlerden tedirgin olduğunu belirtiyor. Suç korkusu ise halkın yalnızca yüzde 20’si tarafından dile getiriliyor ve en az endişe edilen başlık olarak öne çıkıyor.
Korkular azalıyor, algılar değişiyor
Araştırmayı yürüten uzmanlara göre, korkuların azalması toplumun krizlerle başa çıkma gücünün arttığı anlamına gelebilir. Ancak bu durum, sorunların ciddiyetini hafife alma riskini de beraberinde getiriyor.
Endişe düzeyinin düşmesi, krizlere karşı hazırlıkların gevşemesi ya da politika yapıcıların halk desteğini kaybetmesi gibi sonuçlara yol açabilir.
Sosyologlar, tekrar eden kriz ortamlarının halk üzerinde alışkanlık yarattığını ve tehditlerin “normalleşme” eğilimine girdiğini vurguluyor. Bu psikolojik eğilim, bireysel önlem alma reflekslerini zayıflatabilirken, kolektif tepki verme kapasitesini de olumsuz etkileyebiliyor.
Araştırmacılar, risk algısının düşmesinin uzun vadeli toplumsal sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
ARTI49