OKTAN ERDİKMEN - Türkiye AK Parti tarafından yıllar önce, büyük bir liderin peşinden giden Müslüman - Türk Osmanlı torunları ve yabancılarla iş birliği yaparak havalimanı ve köprü inşaatlarını engellemeye çalışan vatan hainleri olarak ikiye ayrılmıştı.
Bu ayrım o kadar derinleşti ki, çizgi sadece siyasi partiler ve sosyal gruplar arasına çekilmedi. MHP ve BBP gibi partiler kendi içlerinde de bölündü. İnsanlar eşlerini, çocuklarını terörist diye ihbar etmeye başladılar.
Bu kutuplaşma zaman içerisinde Türkiye sınırlarını aştı, Avrupa’ya ulaştı.
AK Parti destekçileri, hayatlarında ilk defa polis şiddeti ve kötü muameleyle karşılaştılar.
İlk olarak Köln mitinginde Erdoğan’ın video mesajı Alman Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklandı. Organizasyonu yapacak şirketler, son dakika telefonları ile sözleşmeleri iptal ettiler.
AK Partili bakanlara siyasi propaganda izni verilmeyeceği söylenmesine rağmen, ‘Tiyatro yapacağız’, ‘sosyal konuları tartışacağız’ gibi gerekçelerle salonlar tutuldu. Almanya’da salonların çoğu, yereldeki belediyelerin inisiyatifiyle iptal edildi.
Bunlar, AK Parti’nin iptal edilen ilk toplantıları olarak tarihe geçti.
Hollanda bir adım daha attı ve AK Parti destekçilerine sert polis müdahalesi ile karşılık verdi. Bir göstericiyi vicdansızca köpeğe ısırttılar.
Onlar, polisin insafsızca müdahale ettiği, köpeğe ısırtılan ilk AK Partililer oldular.
Bugüne kadar hem Türkiye’de hem de yurt dışında, Türk devletinin yeni sahipleri gibi davranan AK Partililerin hegemonyası vardı. Fişlenenlerin, ihbar edilenlerin, tehdit savrulanların ortak noktası hükümet karşıtlığı oldu.
Ancak son dönemde Avrupa'da tersine dönen ibre, gurbette yaşayan AK Partilileri zor duruma düşürdü.
Bugün, özellikle Almanya’da AK Partili olmak çok zor. Erdoğan karşıtlığının yüzde 91’lere vardığı Alman toplumunda, Erdoğan’ı desteklediğinizi söylemeniz, tıpkı Türkiye’de ona karşı olduğunuzu söylemeniz gibi zararınıza olur.
Alman siyasi partilerinde, AK Partili listeleri yapılmaya başlandığı söyleniyor.
İnsanlar birbirlerinin sosyal medya hesaplarını takip ederek, Alman siyasi partileri içerisinde Erdoğancı avına çıkıyorlar. Almanya’da iktidarın büyük ortağı CDU’da 3 teşkilat, AK Partili olanların partiden atılması için yazılı başvuru bile yaptı.
AK Parti’nin Avrupa kolu UETD’nin Avusturya başkanı, terör örgütleri PKK ve FETÖ destekçilerinin Avusturya’da bazı AK Partilileri istihbarata bildirdiklerini söylüyor.
Yani Avrupa'daki AK Partililer, Türkiye'deki muhalifler kadar mağdur.
Peki ilk defa haksızlığa uğrayan AK Partililer, yıllardır hakkı yenen gruplarla empati kurup, bundan sonra daha vicdanlı olabilecekler mi?
Şimdilik böyle bir şey mümkün görünmüyor.
Sosyal medyadaki yorumlara bakılırsa, özgürlük, adalet, insan hakları, hukuk ve hatta İslam’ın eşitlik anlayışı, sadece AK Partililer için geçerli.
Geride kalan kafirler içinse her yol mübah.
Hollanda polis köpeğinin ısırdığı vatandaşın görüntülerini günlerdir yayımlayan yandaş kanallar, polis şiddetine karşı bu hassasiyetlerinin milyonda birini Gezi sürecinde gösterselerdi, biz birbirimize düşman olmayacaktık.
Türkiye’de Ali İsmail, Abdocan, Dilek ve onlarca kişi polis tarafından dövülerek, vurularak öldürüldüler.
Bunların hemen hemen hepsinin katilleri ellerini kollarını sallayarak sokaklarda dolaşıyor.
Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Türkiye’de ağır insan hakları ihlalleri var.
Uluslararası Af Örgütü’nün verileri, yüzlerce sivil toplum örgütünün kapatıldığını, akademisyenlerin işten atıldığını, işkence ve kötü muamelede artış olduğunu söylüyor.
Ancak televizyonlarda Almanya’nın ne kadar Nazi, Hollanda’nın ne kadar faşist olduğunu tartışıyoruz.
Adalet Bakanı, herkesin gözünün içine bakarak, bu ülkede yargı bağımsızlığı olduğunu söylüyor.
Oysa içinde biraz olsun vicdan kırıntısı taşıyanların, bu çelişki karşısında düşünüp, Avrupa’da AK Partililere yapılan terörist muamelesine tepki gösterdikleri gibi, Türkiye’deki muhaliflere yönelik baskılara da karşı çıkmaları gerekir.
Hollanda’da polis köpeğinin ısırdığı Hüseyin mi, yoksa Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail mi daha çok haksızlığa uğradı?
Almanya’da toplantısı yasaklanan Taner Yıldız mı, yoksa FETÖ’yle AK Parti ilişkisini deşifre ettiği için FETÖ’cü yaftasıyla tutuklanarak cezaevine gönderilen Ahmet Şık mı daha mağdur?
Peki haksızlığa dünyanın neresinde olursa olsun karşı çıkanlar mı, yoksa zulme sadece kendilerine yönelik olduğunda isyan edenler mi daha vicdanlı, daha insan, daha Müslüman?…
Şimdi lütfen bütün bunları üst üste koyup düşünün.
Sonra Almanya Başbakanı Merkel’in mi, yoksa Hollanda Başbakanı Rutte’nin mi daha faşist olduğuna kendiniz karar verin…