Dha Yurt Özel Gündem-tekrar 

Dha Yurt Özel Gündem-tekrar 

KINA gecesi yapmak için gittikleri Azerbaycan'da koronavirüs salgını nedeniyle 2 ay mahsur kalan ve Türk vatandaşlarının tahliyesi kapsamında uçakla Malatya'ya...

Azerbaycan'daki kına gecesi karantinada biten aile, evine döndü

KINA gecesi yapmak için gittikleri Azerbaycan'da koronavirüs salgını nedeniyle 2 ay mahsur kalan ve Türk vatandaşlarının tahliyesi kapsamında uçakla Malatya'ya getirilen Çakır ailesi, 14 günlük karantinanın ardından Rize'deki evlerine dönebildi.

Rizeli Resul Çakır (27) ile evlilik kararı aldığı Azerbaycan uyruklu Gulyana Yekayeva (21), 12 Mart'ta Azerbaycan'ın Balaken kentinde kına gecesi yaptı. Kına gecesinin ardından damat, annesi Gülhan, babası Hasan ve akrabaları Mustafa Çakır ile Türkiye'ye dönmek için yola çıktı. Ancak dünyayı saran koronavirüs salgını nedeniyle Azerbaycan-Gürcistan ve Gürcistan-Türkiye sınır kapıları tedbir amacıyla kapatılınca aile, geri dönemedi.

Rize'de, 25 Mart'ta yapılması planlanan düğünü de erteleyen aile, 2 ay boyunca kiraladıkları evde kaldı. Azerbaycan'dan tahliye edilerek uçakla Türkiye'ye getirilen aile Malatya'da 14 gün karantinada tutuldu. Çakır ailesi, memleketleri Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine döndü. Çayırdüzü köyüne gelen aile, zor günleri unutmaya çalışıyor.

'TÜRKİYE'YE GELEMEYECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORDUM'

Çayırdüzü Köyü Muhtarı olan baba Hasan Çakır, Azerbeycan'da kaldıkları sürede hasta olmaktan çok korktuklarını anlatarak, "Azerbaycan'a gittik kına gecesinden 2 gün sonra sınır kapıları kapandı. Bizde orada mahsur kaldık. Biraz dünürlerimizin yanında kaldık, sonra bir ev kiralayarak zamanı geçirdik. Devletimiz tahliye uçakları getirdi, Türkiye'ye geldik. Malatya'da karantinamız sürdü, sonrasında da memleketimize gelebildik. Azerbaycan'da iken virüs kapmaktan çok korktum, çünkü oranın imkanları bizim imkanlarımız gibi değil, tek endişem hasta olmaktı. Tüm dünyayı virüs sarmıştı, zaman zaman Türkiye'ye gelemeyeceğimizi bile düşünüyordum. Sağ olsunlar konsolosluktan bizi sürekli arıyorlardı, onlar umudumuzu her zaman ayakta tuttu. Artık memleketimizdeyiz, çok mutluyuz işlerimizin başına döndük. Mevla'm kimseyi böyle çaresiz durumda bırakmasın" dedi.

Gülhan Çakır da çok zor günler geçirdiklerini anlatarak, "Ülkemize dönebileceğimizi haber aldığımızda sevinçten uçtuk. Türkiye'ye geçmeden de inanamadık. Artık döndük çok mutluyuz. En iyi Türkiye'dir onu diyorum başka da bir şey demiyorum" diye konuştu.

'TÜRK PLAKALI ARACI GÖRÜNCE DÜNYALAR BİZİM OLDU'

Mustafa Çakır ise Azerbaycan'da bulundukları süre içerisinde konsoloslukla irtibat halinde olduklarını söyleyerek, "En son bizi almaya geleceklerini söylediler. Tabii ki yine de tedirgindik. Kırmızı Türk plakalı aracı görünce dünyalar bizim oldu. Uçaklarla Türkiye'ye döndük. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Karantina için bizim Malatya'ya götürdüler, uçak indiğinde yeri öptüm. Malatya'daki yurt binaların da bizim adımıza çam ağaçları dikildi, çok mutlu olduk" dedi.

GELİN KALDI, DAMAT GELDİ, DÜĞÜN ERTELENDİ

Damat Resul Çakır, "Azerbaycan'da kaldığımız sürece zorluk çektik, geri dönebilecek miyiz bilmeden bekledik. Ancak ben orada mutluydum çünkü eşim oradaydı. Eşimi getiremedim, kapılar açıldığı zaman getireceğiz, artık yaza düğün yapmayı planlıyoruz" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

----------------

-Çakır ailesinden detaylar

-Evlerinin etrafında iş yaparken görüntüleri

-Azerbaycan'daki kınadan detay

-Röportajlar

Haber Kodu : 200529040

==========================================

Zehirli balık türleri dalış merkezlerini endişelendiriyor

MUĞLA'nın Marmaris ilçesinde, Hint Okyanusu kökenli zehirli bir tür olan balon balığından sonra aslan balığının da sık görülmesi dalış turizmi yapan işletmecileri endişelendirmeye başladı.

Hint Okyanusu kökenli zehirli balık türü, Latince adı "Pterois Miles" olan aslan balığı Marmaris Körfezi ve açıklarında sık görülmeye başlandı. Aslan balığı, tıpkı balon balığı gibi deniz canlılarının üremesine engel olmasının yanı sıra denize girenlere ve bilmeden dokunan kişilere zarar verebiliyor. Bu iki tehlikeli türün popülasyonundaki artış, geçen şubat- ekim ayları arasında başta Katar, İran ve Rus turistler olmak üzere yaklaşık 50 bin kişiyi deniz dibinin güzelliklerini yaşatan dalış turizmi acentelerini endişelendiriyor. Turizm sektöründe olmazsa olmazlar arasında yer alan dalış sektörü temsilcileri bu sorunun çözümü için ivedi olarak önlemlerin alınması gerektiğini söyledi.

'GÖRSELLİK AÇISINDAN İLGİ ÇEKİYORLAR AMA ZEHİRLİ OLMASI KORKUTUYOR'

21 yıldır dalış merkezi işleten ve aynı zamanda dalış eğitmenliği de yapan emekli deniz astsubayı Tuncer Mustafa Uysal, "Denizlerimizde 5-6 yıl önce balon balığı az görülürken bir anda sayılarında artış oldu. Bu zehirli bir tür, canavar balık. Kendi türünü bile yemekte. Boyları 50 santimetre ve üzeri olan balon balıkları daha derinlerde dolaşmakta. Kızıl Deniz ve Hint Okyanusu'ndan gelen balon balığını Akdeniz iklimindeki Marmaris'teki balık türleri tanımadığı için kolaylıkla av olmaktadır. Aslan balığı ise son 3-4 yıldır sularımızda görülmeye başladı. Son bir yıl içinde kıyılarımıza kadar gelecek şekilde ciddi artış gösterdi. Aslan balığının tek düşmanı orfoz balığıdır. Ne yazık ki balıkçılar ve zıpkınla balık avlayanların orfoz avlamak için adeta yarışması nedeniyle nesli azaldı. Orfoz balığı azaldığı için aslan balıklarının popülasyonu da arttı. İki zehirli tür olan balon balığı ve aslan balığı sayısı gün geçtikçe Marmaris körfezi ve açıklarında hızla çoğalmaya devam ediyor. Dalış sektöründe görsellik açısından güzel, ilgi çekiyorlar ama zehirli olması korkutuyor" dedi.

Turistlere ve deniz dibini keşfetmek isteyenlere mağara, kaya dipleri ve kovuklarda dalış yatırdıklarını belirten Uysal, "Ancak, balon balığı ve aslan balığı gibi tehlikeli bu türlerin bu alanlarda yaşaması ve görülmesi bizi endişelendiriyor. Önceleri özellikle Orta Doğulu turistler olmak üzere rahatlıkla deniz dibi güzelliklerini tanıtıyorduk, şimdi ise korku ile yaklaşıyoruz. Şu ana kadar balon ve aslan balığı ile ilgili bir olumsuzluk yaşanmadı. Bundan sonra da olmamasını ümit ediyoruz. Çünkü aslan balığı zehrinin panzehri yok. Sadece aslan balığının iğnesini batırdığı yeri sıcak su veya bezle sürekli temizlemek gerekiyor. Eğer böyle bir durum ile karşılaşılırsa çözüm olmasa da iskorpit balığının zehrinden yapılan panzehir uygulanabilir. O biraz olsun sıkıntıyı rahatlatır. Bu iki tür zehirli balık türü için yetkililerden ricamız, ödüllü av yarışmaları açılması. Ayrıca bu balıkları getirenlere kilo başına bir ödül konmalıdır. Şu anda Fethiye ve Antalya'da balıkçılar aslan balığı tutmaya başladı" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Dalış merkezi teknesinin görüntüsü

-Dalış yapan turistlerin dipte görüntüsü

-Deniz dibinde balon ve aslan balığından genel ve yakın çekim görüntü

-21 yıldır dalış merkezi sahibi ve dalış eğitmenliği yapan emekli deniz astsubay Tuncer Mustafa Uysal ile teknesinde röp.

Haber Kodu : 200529022

========================

'Sakin Şehir'deki tur teknelerinde koronavirüs sonrasına hazırlık

MUĞLA'nın Ula ilçesinin dünyaca ünlü "Sakin Şehir" unvanlı Akyaka Mahallesi'nde, Kadın Azmağı ile Sedir Adası'na tur düzenleyen teknelerin sahipleri, sezonun açılmasını bekliyor.

Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi'nce 2011 yılının Haziran ayında "sakin şehir" ilan edilen Akyaka Mahallesi'nde, koronavirüs tedbirleri kapsamında ticari faaliyet yapmaları yasaklanan günübirlik tur teknelerinin bakım çalışmaları devam ediyor. Fiber ve ahşap tekne sahipleri, hükümetin normalleşme süreci ile ilgili açıklamaları ardından motor bakımları, boyama ve iç temizliklerine de hız verdi. Doğal akvaryum görüntüsü oluşturan Kadın Azmağı'na 45 dakikalık tur düzenleyen tekneciler, 12 kişilik yolcu kapasitelerini yarıya düşürdü. Özellikle Rusya'dan gelen turistleri Sedir Adası'na götüren ahşap teknelerde de bakım çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğu öğrenildi.

'DÖRT GÖZLE SEZONUN AÇILMASINI BEKLİYORUZ'

Akyaka Deniz Taşıyıcılar Kooperatifi Başkan Yardımcısı Rıfat Terzioğlu, "Teknelerimizin bakımları ve temizliği yapıldı. Dört gözle sezonun açılmasını bekliyoruz. Tenekelerimizde koronavirüs salgını ile ilgili nasıl uygulama yapacağımızı bilmiyoruz. Bize ulaşan bir bilgi yok. Ancak maskelerimiz ve dezenfektanlarımız hazır bulunuyor. Bölgemiz için tekne turu büyük önem taşıyor. Yerli ve yabancı turistlerimiz cennet koylarımızı görme fırsatı buluyor. Kooperatif bünyemizde 10 tekne var" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-İskelede bulunan teknelerden görüntü

-TeknedelerdeKİ bakım çalışmalarından görüntü

-Akyaka Deniz Taşıyıcılar Kooperatifi Başkan Yardımcısı Rıfat Terzioğlu ile röp.

Haber Kodu : 200529043

========================

Uzmanından "Çocuklar günde bir şişe maden suyu tüketmeli" önerisi

ÇOCUK Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Şahin Arısoy, çocukların saf suyun yanında mineralli su da tüketmesi gerektiğini, aksi takdirde terlemeyle su kaybı halinde çeşitli rahatsızlıkların yaşanabileceğini belirtti. Arısoy, "Su kaybıyla birlikte tuz kaybının da yaşanmasıyla çocuklarda halsizlik, kusma ve kabızlık gibi sorunlar yaşanabilir" dedi.

İzmir'de özel hastanede çalışan Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Şahin Arısoy, artan hava sıcaklıklarıyla beraber yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarında su tüketimine dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Tüketilen saf suyun yanında mineralli suyun da vücuda faydası olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Arısoy, 15 yaş altı çocukların günde bir şişe, 15 yaş üzeri gençlerin ise günde iki şişe maden suyu tüketmesini önerdi. Uzm. Dr. Arısoy, "Yaz döneminde yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da su ihtiyacı artar. Çocuk vücudunun yüzde 75'i sudan oluştuğu için çocukların mutlaka yetişkinlerden daha fazla su tüketmesi gerekir. Mineral açısından zengin olan mineralli su da çocuklardaki elektrolit ihtiyacının karşılanmasını sağlar. Dolayısıyla çocuklarında mineralli suyu tüketmesini öneriyoruz. Saf su hiçbir zaman vücuda yeterli gelmez. Sadece saf su tüketen bir çocukta sodyum ve potasyum eksikliklerine bağlı, halsizlik, baygınlık, kusmalar yaşanabilirö dedi.

'EKSİKLİK, ŞUUR BULANIKLARINA SEBEP OLUR'

Mineralli su içerisinde fazlaca bulunan potasyum eksikliğinin çocuklarda ciddi rahatsızlıkların yaşanmasına sebep olacağının altını çizen Uzm. Dr. Arısoy, "Bir çocuk potasyum eksikliği yaşarsa, ciddi kusmaları olur, ciddi halsizliği olur, ciddi bağırsak krampları yaşar, kabızlık sorunu yaşar. Su kaybıyla beraber tuz kaybı da yaşanmasıyla beraber bilinç kaybına kadar varabilecek rahatsızlıklarla karşılaşılabilir. Bayılmalar, tansiyon düşmeleri, bilinç kaybı altında çok sık görülen rahatsızlıklardır" diye konuştu. Uzm. Dr. Arısoy, mineralli suyun ayran, kefir gibi içeceklerle karıştırılıp tüketilebileceğini de hatırlattı.

'SAF SU DA TÜKETİLMELİ'

Sadece mineralli su tüketimini ise önermediğini, mutlaka saf suyun da yeterli miktarda içilmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Arısoy, "Vücudun bütün su ihtiyacını mineralli sudan karşılamaya kalkmak sodyum yüklenmesi, potasyum yüklenmesi, klor yüklenmesi yapabilir. Bu yüzden saf suyun da yeterli miktarda içilmesi gerekir" dedi.

Diyetisyen Deniz Zünbülcan ise, soda ve mineralli suyun farklılıklarından bahsederek, "Soda yapay, mineralli su ise doğaldır. Dolayısıyla satın aldığımız şişeler üzerinde mineralli su veya maden suyu yazılarının olması gerekir. Meyveli, şekerli olan maden sularının ise tüketilmesini önermiyoruz. Kişi, sade maden suyunun içerisine meyvelerle aroma verebilir" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Uzm. Dr. Mehmet Şahin Arısoy ile röp.

-Diyetisyen Deniz Zünbülcan ile röp.

-Uzm. Dr. Mehmet Şahin Arısoy'un su içerken görüntüsü

-Diyetisyen Deniz Zünbülcan'ın su içerken görüntüsü

-7 yaşındaki Salih Emin Dikim'in mineralli su içerken görüntüsü

Haber Kodu : 200529034

========================

Üniversite mezunu Burcu, marangoz oldu

MUĞLA'da mimarlık bölümü mezunu Burcu Küçük'ün (28) yaşamı, 3 yaşındaki yeğeni için yaptığı ahşap hediyeyle birlikte değişti. Ortaya çıkardığı eserin ardından su kaydırakları şirketindeki kariyerine son veren Küçük, çizimini yaptığı ürünleri tulup giyerek kestikten sonra zımpara, astar ve boya işleminden geçirip, marangoz atölyesinde yeni iş kolu ile başarıyı yakaladı.

Merkez Menteşe ilçesinde yaşayan Burcu Küçük, 2017 yılında Selçuk Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. Küçük, mezuniyetinin ardından Menteşe'de bir su kaydırakları şirketinde mimar olarak işe başladı. Genç kız, 3 yaşındaki yeğeni Alya'ya hediye almak için gittiği mobilya mağazasında aradığı ürünü bulamayınca, kendi imkanlarıyla yaptı. Yaptığı ahşap hediyenin ardından kariyerini sonlandıran Burcu Küçük, çocuk mobilyası üretme hayalini gerçekleştirmek için babası Özel Küçük'e ait marangoz atölyesinde işbaşı yaptı. Küçük, Muğla Sanayi Sitesi'ndeki atölyede bilgisayardan çizimini gerçekleştirdiği ürünlerin kesimini tamamladıktan sonra zımpara, astar ve boya işleminden geçiriyor. Burcu Küçük alın teriyle ürettiği masa, sandalye, yatak, kitaplık, isimli gece lambası, oyun dolapları, kum havuzu ile ahşap oyuncakları, sosyal medya ve online alışveriş siteleri üzerinden 80 lira ile 3 bin lira arasında değişen fiyatlarla satışa sunuyor.

İlk üretimlerinin ardından müşteri potansiyeli oluşmaya başladığını belirten Küçük, "Geri dönüşlerin olumlu olması üzerine internet üzerinden de satış yapmaya başladım. Talebe yetişmeye çalışıyorum. İşin her noktasında kendim bulunuyorum. Yaptığım çalışmadan keyif alıyorum. Saat 08.30'da iş başı yapıyorum. Atölyemiz sanayi sitesinde bulunuyor. Kadın olduğum için çalışma saatlerimi kısa tutmaya çalışıyorum. Ancak işi yetiştirmek için de bazı günler saat 01.00'e kadar mesai yaptığım da oluyor. Yaptığım iş alanında sanayide tek kadın benim. Ailemin de çekinceleri oluyor. Bir noktada kendimi muhafaza ediyorum" dedi.

'MOBİLYA SEKTÖRÜNDE YER ALDIĞIM İÇİN MUTLUYUM'

Burcu Küçük, küçük bir yatırımla işe giriştiğini belirterek şunları söyledi:

"Büyük bir sermayem yoktu. Biraz cesaret gerekiyor. Önemli olan ne yapmak istediğimiz. Hemcinslerime hiçbir şeyden korkmamalarını tavsiye ediyorum. İnanmak başarmanın yarısıdır. Severek yaptıktan sonra iyi yerlere geleceklerini düşünüyorum. Muğla'da olmayan ürün yelpazesiyle uğraş veriyorum. Türkiye'deki bütün çocuklara hitap etmek istiyorum. İşimi büyüterek şirketleşmek istiyorum. Ürünlerimi herkese ulaştırmayı hedefliyorum. Mimarlık kariyerimi bir noktada geride bırakmış bulunuyorum. Mobilya sektöründe yer aldığım için mutluyum. Kariyerimi bu noktada sürdüreceğim."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Burcu Küçük'ün tulumunu giymesi

-Burcu Küçük'ün bilgisayarda çizimler yapması

-Burcu Küçük'ün kesim yapması

-Burcu Küçük'ün ürünlerini zımparalama, astarlama ve boyama yapması

-Burcu Küçük'ün ürünler ile birlikte görüntüsü

-Burcu Küçük ile röp.

Haber Kodu : 200529023

======================

Leylekler 20 yıldır aynı caminin kubbesine yuva yapıyor

DENİZLİ'nin Sarayköy ilçesi, Hasköy Mahallesi'nde cami kubbesine yuva kuran leylekler, ilgi çekiyor. Mahalle Muhtarı İbrahim Demirci, leyleklerin 20 yıldır baharı camideki yuvada geçirdiğini söyledi.

Bahar mevsiminin gelişiyle birlikte sıcak yerlere göç eden leylekler, her yıl Sarayköy ilçesinin kırsal Hasköy Mahallesi'ndeki camiye yuva yapıyor. Her yıl gelen farklı leyleklere kubbesinde ev sahipliği yapan ibadethane, "leylekli cami" olarak anılıyor. Havalar soğuyuncaya kadar burada yaşayan leylekler, 20 yıldır görenlerin ilgisini çekiyor.

'MAHALLEMİZ LEYLEKLERİN UĞRAK NOKTASIDIR'

Hasköy Mahalle Muhtarı İbrahim Demirci, leyleklerin mahallenin simgesi haline geldiğini belirtip, "Mahallemiz, her bahar mevsimi leyleklerin uğrak noktasıdır. Her sene gelirler, yuvalarını tamir eder ve orada yaşarlar. Camideki yuva benim çocukluğumdan beri orada duruyor. 20 yıldır, mahallemize gelen leylekle bu yuvada konaklıyor. Leylek zararsız ve sevimli hayvanlar. Mahallemize ilk kez gelenlerin de ilgisini çekiyorlar" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Camiden görüntü

-Kubbeden görüntü

-Leylekten ve yuvasından görüntü

-Leyleğin uçmasından görüntü

-Hasköy Mahalle Muhtarı İbrahim Demirci ile röp.

Haber Kodu : 200529031

=========================

Antik çağlardan bu yana kullanılan şifa kaynağı; kekik

PAMUKKALE Üniversitesi Tavas Meslek Yüksek Okulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Öğretim Görevlisi Betül Pak, Denizli'nin kekik üretiminde dünyanın başkenti durumunda olduğunu belirtti. Pak, "Koronavirüs nedeniyle doğaya ve doğala yaklaştığımız bu günlerde evimizde kekik yağı ve kekik suyuyla temizlik malzemeleri yapabilir ve rahatlıkla kullanabiliriz. Doğal kokusu ve rahatlatıcı özelliğiyle başucu bitkilerimizden birisi kekik olmalıdır" dedi.

Pamukkale Üniversitesi Tavas Meslek Yüksek Okulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Öğretim Görevlisi Betül Pak, kentteki kekik üretimine ve yararları hakkında açıklamalarda bulundu. Pak, Denizli'nin dünyadaki kekik ihtiyacının yüzde 75'ini, Türkiye'nin ise yüzde 90'ını karşıladığını ifade etti. Pak, kentteki kekik üretiminin geliştirilebilmesi amacıyla Tavas Meslek Yüksek Okulu'nda bilimsel araştırma ve çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.

ANTİK YUNAN'DA GÜZEL KOKU, ANTİK MISIR'DA MUMYALAR İÇİN KULLANILMIŞ

Kekiğin antik çağlardan bu yana insanlığın kullandığı bir bitki türü olduğunu belirten Pak, "Kekik binlerce yıllık geçmişi olan, antik çağlarda, asaletin, cesaretin ve zenginliğin simgesi olan bir bitkidir. Antik Yunan'da güzel kokusu nedeniyle tapınaklarda tütsü, insanlarda asabiyet giderici ve evlerde böcekleri kovucu olarak, antik Mısır'da ise mikrop öldürücü ve koruyucu özelliklerinden yararlanılarak mumya yapımında kullanıldığı, Mezopotamya Uygarlığı dönemine ait tabletlerdeki reçetelerde yer aldığı görülmektedir" dedi.

KULLANIM ALANI GENİŞ

Kekiğin oldukça yaygın bir kullanım alanı olduğunu vurgulayan Pak, "Yaş yapraklarını salata ve çorbalarda kullanabiliriz. Hem toprak üstü kısmını hem de yapraklarını kuruttuktan sonra baharat olarak et yemeklerine, pizzalara, çorbalara ve soslara lezzet ve aroma vermek amacıyla kullanılmaktadır. Çay olarak, mide ve baş ağrılarına halk hekimliğinde kullanıldığı bilinmektedir. Kekik yağı romatizma ve kas ağrılarına karşı kullanılmaktadır. Kolestrol ve kan şekerini düşürücü ve tansiyon dengeleyici, sindirim sistemini rahatlatıcı, öksürük ve bronşit gibi solunum yolları rahatsızlıklarında kullanıldığı bilinmektedir. Kekik yağı ve suyu diş ve diş eti rahatsızlıklarında gargara şeklinde kullanılması, haricen; böcek ısırığı ve egzama için kullanılabilir. Parfümeri ve kozmetik ürünlerde doğal koruyucu olarak değerlendirilmektedir" diye konuştu.

'BAŞUCU BİTKİLERİMİZDEN BİRİSİ KEKİK OLMALIDIR'

Kekiğin içerdiği etken maddeler nedeniyle antibiyotik, antibakteriyel, antifungal ve antiviral etki gösterdiğini dile getiren Pak, "Koronavirüs nedeniyle doğaya ve doğala yaklaştığımız bu günlerde evimizde kekik yağı ve kekik suyuyla temizlik malzemeleri yapabilir ve rahatlıkla kullanabiliriz. Doğal kokusu ve rahatlatıcı özelliğiyle başucu bitkilerimizden birisi kekik olmalıdır" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Arşiv kekik tarlası görüntüleri

-Arşiv kekik görüntüleri

-Kekik üreticilerinden arşiv görüntü

-Pamukkale Üniversitesi Tavas Meslek Yüksek Okulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Öğretim Görevlisi Betül Pak ile röp.

Haber Kodu : 200529028

=============================

Kanada'dan gelip, 3 günde hayran kaldığı Alanya'ya yerleşti

ANTALYA'nın Alanya ilçesinde 7 yıl önce mülk edinen Jamaika asıllı Kanada vatandaşı Enett Reid (73), son gelişinde Türk insanının yardımseverliği ve cana yakınlığından etkilenerek 3 günde ilçeye yerleşmeye karar verdi. Hollywood oyuncusu Ayisha Issa'nın da annesi olan Enett Reid, "Buradaki insanlar daha iyi kalpli ve yardımseverler. Yabancıları sıcak karşılıyorlar. Hayatımın geri kalanını Alanya'da geçirmek istediğimi anladım" dedi. Reid ayrıca Türkiye'nin pandemi sürecinde inanılmaz işler yaptığını da söyledi.

Dünyayı etkisi altına alan ve herkesin kendini evlerine kapatmasına neden olan koronavirüs salgını, Türkiye'de etkisini yitirmeye başladı. Birçok Avrupa ülkesi ve ABD'ye göre daha kontrollü yönetilen pandemi süreci çoğu yabancının da dikkatini çekiyor. Türkiye'nin yönettiği pandemi sürecini daha güvenli bulan birçok yerleşik yabancı ve Türkiye'de evi bulunan turistler, bu dönemi ülkeleri yerine burada geçirmeyi tercih ediyor. Bunlardan birisi de aslen Jamaikalı olan, uzun yıllardır Kanada'da yaşayan Enett Reid oldu.

Daha önce İtalya ve İngiltere'de yaşayan ve Hollywood'un ünlü oyuncularından Ayisha Issa'nın da annesi olan Enett Reid, Türkiye'ye ilk kez, İngiltere'de yaşayan ama Alanya'da evi bulunan kuzeninin ısrarıyla geldi. 2013 yılında çok uzak olduğu için kendisine çılgınca gelen bir teklifi değerlendirmeye karar veren Reid, kuzeninin "Ne kaybedersin, seyahat etmeyi seviyorsun hadi çık gel" lafı üzerine o yıl ilçeye geldi. Alanya'yı çok beğenen Enett Reid yine o sene kuzeni gibi ilçede mülk edindi. Yaklaşık 6 yıldır belli aralıklarla Alanya'ya gelip giden Enett Reid, geçen yıl aralık ayında geldikten sonra bu kez ilçeye yerleşmek istedi. Son gelişinde 3 gün kaldıktan sonra Türk insanının yardımseverliği ve cana yakınlığına hayran kalan Enett Reid, Kanada'dan Alanya'ya yerleşmeye karar verdi.

'ALANYA'DA KENDİMİ ÇOK GÜVENDE HİSSETTİM'

verdiği özel röportajda, ilçeye neden geldiğini anlattı. Alanya'ya gelmeden önce ilçeyi internetten araştırdığını ve en başta geniş sokaklarına hayran kaldığını söyleyen Enett Reid, geldikten sonra ise Türk halkının iyiliksever olmasından, yardımlaşmasından çok etkilendiğini kaydetti. Restoranlarını çok sevdiğini, Alanya'ya geldiğinde bir ev kiraladığını ve iki hafta orada kaldığını söyleyen Reid, kuzeni İngiltere'den geldikten sonra onların yanına geçtiğini aktardı. Burada yalnız geçirdiği iki hafta boyunca çok mutlu olduğunu ve Alanya'ya yerleşmeyi tercih ettiğini belirten Reid, "Alanya güzel olmasının dışında güvenli bir yer. O anda kendimi çok güvende hissediyordum. Bilmediğim bir ülkede ilk gece yanımda cüzdanım, bütün param, kredi kartlarım, telefonum kısaca her şeyim yanımdaydı ve tek başıma dolaşmak için kendimi yeterince rahat hissediyordum. Çoğu yerde böyle bir şey yapamazsınız. Bundan hemen etkilendim" dedi.

'HAYATIMIN GERİ KALANINI ALANYA'DA GEÇİRMEK İSTEDİĞİMİ ANLADIM'

Tosmur Mahallesi'nde evi bulunan kuzeninin yanına yerleştikten sonra herkesin onu tanıyor olmasından çok etkilendiğini dile getiren Reid, "Nasıl etkilendim; hiç unutmam Türk insanları bize karşı çok nazikti ve sürekli çay içmeye davet ediyorlardı. Böyle bir şey daha önce hiç yaşamadım. Her yerde oturup, çay içerdik. Daha gün bitmeden çay içmekten karnım şişmişti. Aman tanrım burası nasıl bir yer, inanılmaz hoşuma gitti. Çay o kadar aklımda kaldı ki Kanada'da bütün arkadaşlarıma söyledim. Benim de arkadaşlık kurmam uzun sürmedi. Bir sürü insanla tanıştım. Bu pandemi döneminde bana çok yardımcı oluyorlar. Dışarıya çıkamadığımdan dolayı benim için alışveriş yapıyorlar, birçok şeyi hallediyorlar. Yemek bile yapıyorlar, harikalar. Bu çok güzel bir şey, insanlar çok nazik ve yardımcı olmak istiyorlar. Herkes mükemmel diyemem hiçbir yerde herkes mükemmel değil. Ama buradaki insanlar daha iyi kalpli ve yardımseverler. Yabancıları sıcak karşılıyorlar. Hayatımın geri kalanını Alanya'da geçirmek istediğimi anladım" diye konuştu.

ALANYA'YA TAŞINMAYA 3 GÜNDE KARAR VERDİ

Alanya'ya yerleşme kararını sadece 3 gün içinde verdiğini kaydeden Reid, şunları söyledi:

"Burada dışarıya çıkınca herkes seninle konuşur. Normal şartlarda, kendi ülkelerinde seninle asla tek kelime bile konuşmak istemezler. Bu bir gerçek. Onlar farklı bir ruha sahip. Ve bu nedenle Alanya gibi bir yerde insan emekli olmak ister. Avrupa'nın çoğu ülkelerinde Kuzey Amerika'da da insanlar evlerinde yalnız başına hayatlarını kaybedebilir ve kimsenin haberi olmaz, bu gerçek ve üzücü bir şey. Kimse kimseyle konuşmaz. Alanya'ya taşınma kararı vermek benim için kolay oldu. Alanya'da 3 gün geçirdikten sonra burada yaşamak istediğimi anladım. Ve satılık daire aramaya başladım. Daire aldıktan sonra ilk başlarda 6 ya da 8 hafta kalıp geri dönüyordum. Fakat sonra Alanya'da daha çok kalmaya karar verdim. 8 Aralık 2019 itibaren Alanya'dayım ve şu ana kadar kaldığım en uzun süre."

'TÜRKİYE İNANILMAZ İŞLER ÇIKARIYOR'

Enett Reid, normal şartlarda 22 Mart'ta Kanada'ya dönmeyi planladığını, koronavirüs salgınının çıkmasıyla uçuşunun iptal olduğunu, tekrar 5 Mayıs'a bilet aldığını ancak yeniden iptal olunca pandemi sürecinin tamamlanmasından sonra sadece iş için gidip, geleceğini söyledi. Türkiye'nin uyguladığı salgın tedbirleri hakkında da konuşan Reid, Türkiye'nin inanılmaz işler çıkardığını vurguladı. Reid, "Sokağa çıkma yasağına başından beri uyuyorum. Bence Türkiye tedbir konusunda inanılmaz iş çıkartıyor. Haberleri izlerken hızlı tedbir almayan ülkelere baktığınız zaman Türkiye'ye göre durumları daha kötü. Mesela Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İtalya, İspanya'da durumlar hiç iyi değil. Bazı insanlara göre Türkiye Cumhurbaşkanının kararları çok sert geliyor ama bence bazen hepimiz çocuk gibiyiz ve birinin bize ne yapmamız gerektiğini söylemesi lazım. Yoksa herkes kafasına göre davranır ve felaket doğarsa herkes baştaki kişiyi suçlamaya başlar ve "sen bizi durdurmadın" derler. Uygulanan tedbirler bence doğru" dedi.

'AKIL SAĞLIĞIMIZ İÇİN ÖNEMLİ'

Aslında 65 yaş üstüne sabah erkenden en azından bir, iki saat izin verilse güzel olacağını da belirten Reid, hareketsiz kaldıkça kötü olduklarını ifade etti. Reid, "Evde yoga yapıyorum, mümkün oldukça evin içerisinde hareket etmeye çalışıyorum, sitenin bahçesinde yürüyorum. Bu benim tek şikayetim. Bizi daha fazla evde tutacaklarsa başka sorunlar ortaya çıkabilir. Daha çok psikolojik olarak mesela paranoya, korku, diğer insanlardan çekinecekler, maskesiz olanlardan korkacaklar. Kafeste daha fazla kalırsak sonra bu kafesten çıkmaktan korkacağız. Sadece Türkiye için değil herkes için. Akıl sağlığı konusunda risk yaratıyor. Ben çok şanslıyım çünkü burada çok insan tanıyorum ve onlarla iletişimdeyim. Herkes beni merak eder nasıl olduğumu sorar. Perdeyi açık göremezlerse hemen arayıp iyi miyim diye kontrol ederler. Yani yalnız değilim ama bazı insanlar öyle" diye konuştu.

Alanya'da yemeklerin taze ve lezzetli olduğunu da belirten Reid, "Burada yemekler dışarıdan değil yetiştiği yerden geliyor. Kanada'da yiyecekler Meksika'dan, Güney Amerika'dan geliyor. Ama burada her şey mevcut. Kolay ve masrafsız bir şekilde taze ürün bulabiliyorsunuz" dedi.

'BURADA OLMAKTAN ÇOK MUTLU, GİTMEYİ DÜŞÜNMÜYOR'

Enett Reid'e Alanya'ya geldiğinde ev bulmasında yardımcı olan Emlak Profesyonelleri Derneği (TTPP (The Turkish Property Professionals) Kurucu Başkanı, Alanya Tanıtma Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, emlak danışmanı Dr. Yakup Uslu ise, "Bizim için çok iyi bir tanıtım aracı oldu. Sürekli sosyal medyada Alanya'yla ilgili fotoğraflar paylaşıyor. Oradaki insanlara sanki bizim tanıtım elçimiz gibi haberler geçiyor. Bizim için tabii ki gurur verici bir şey. Enett Hanım mart ayında koronavirüs başladıktan sonra, Türkiye'de kalmayı tercih etti. Burada kaldığı için de çok mutlu. Kendisiyle sürekli konuşuyor, herhangi bir şeye ihtiyacı olup olmadığını soruyoruz. Hatta ben kendi bahçemizden portakal götürdüm çok memnun oldu. Site görevlisi ve jandarma da çok yardımcı oluyor. Hatta jandarma alışverişini yapıp teslim etmiş. Çok duygulanmış, bunu sosyal medyada da paylaştı. Burada olmaktan çok mutlu, gitmeyi düşünmüyor" diye konuştu.

'ALANYA AVRUPA ÜLKELERİNDEN DAHA GÜVENLİ'

Yerleşik yabancılarla sık sık irtibat halinde olduklarını da anlatan Yakup Uslu, onların Alanya'yla ilgili düşünceleri hakkında şöyle konuştu:

"Bizim Alanya çevresinde oldukça fazla yabancı misafirimiz var. Artık onlara müşteri diyemiyoruz, müşteriden çok dost olduk kendileriyle. Alanya'da yaşamaktan hepsi mutlu. Çünkü Alanya Türkiye'nin belki de dünyanın en güvenli turizm destinasyonlarından bir tanesi. Bunu biliyorlar, bugün giderseniz Avrupa'nın hiçbir yerinde, turizm destinasyonlarında gece yarısı insanlar sokağa çıkamazlar."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

- Enett Reid'in evinden genel ve detay görüntüler

- Enett Reid spor yaparken genel görüntüler

- Enett Reid oyuncu kızı Ayisha Issa'yı anlatırken genel görüntüler

- RÖP 1: Enett Reid

- RÖP 2: Yakup Uslu

Haber Kodu : 200529036

==============================

Caretta carettalardan ilk yumurta

ANTALYA'nın dünyaca ünlü Belek sahilinde, caretta caretta deniz kaplumbağaları, koronavirüs nedeniyle boş kalan sahillere yumurta bırakmaya başladı. İlk yuvanın 10 Mayıs'ta oluştuğu sahilde yuva sayısı toplamda 100'ü aştı.

Aksu ilçesinde Kundu, Serik ilçesinde Kadriye ve Boğazkent, Manavgat ilçesinde ise Denizkent'i içine alan 30 kilometrelik Belek sahillerinde, caretta carettalar bu yıl ilk yuvayı 10 Mayıs'ta yaptı. Koronavirüs nedeniyle denize girmenin yasak olması, geçen yıllarda insan kaynaklı birçok sorunu da ortadan kaldırdı. Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin (IUCN) kırmızı listesinde bulunan caretta carettalar, nesli tükenme tehlikesi altındaki türler arasında yer alıyor.

Geçen yıl caretta carettaların yumurta bıraktığı sahilin 2 kilometreye yakın bölümünün iş makineleriyle tarla gibi sürülmesiyle de gündeme gelen sahilde koronavirüs nedeniyle geçen yıllara oranla insan baskısı kaynaklı sorunlar çok daha az yaşanıyor.

AKDENİZ'İN EN BÜYÜĞÜ

Ekolojik Araştırmalar Derneği (EKAD) Başkanı Hacettepe Üniversitesi'nden Dr. Ali Fuat Canpolat ve gönüllü üyeler, 21 yıldır Akdeniz havzasındaki en büyük yuvalama alanı olan Belek sahillerinde caretta carettaların yuvalarının belirlenmesi, yumurtalardan çıkıp denize ulaşmasına kadarki süreçte mayıs- eylül ayları arasında gönüllü koruma hizmeti veriyor. Her yıl 50 kişilik ekibin çalışma yaptığı bölgeye, bu yıl koronavirüs nedeniyle gönüllüler henüz gelemedi.

'CARETTALARIN EBESİ" TEK BAŞINA

Derneğin gönüllü üyesi aynı zamanda "carettaların ebesi" olarak da adlandırılan Fatih Polat, bölgede tek başına görev yapıyor. Toplamda 30 kilometrelik sahilde caretta caretta çalışması yaptıklarını anlatan Fatih Polat, "Koronavirüs nedeniyle bu yıl hocalarımız ve gönüllü arkadaşlarımız henüz gelemedi. Mayıs ayı başından itibaren tek başıma her gün sahili dolaşarak yuvaları tespit etmeye çalışıyorum. İlk yuvamız 10 Mayıs'ta oluştu. Yuvalama dönemi daha yeni başladı ve 15 Temmuz'a kadar yoğun bir şekilde devam edecek" dedi.

YUVA SAYISI 100'E YÜKSELDİ

Pandemi süreciyle ilgili yasakların önümüzdeki günlerde kalkmasıyla birlikte hocalar ve gönüllülerden oluşan ekibin de geleceğini kaydeden Polat, "30 kilometrelik sahili beş bölgeye ayırarak ekiplerle çalışmalarımızı yapıyoruz. Geldiklerinde bütün yuvalar tespit edilecek. Ali Fuat hocamızın verdiği bilgiler doğrultusunda arazi çalışmalarını yapıyor ve günlük tespit ettiğim yuvaları numaralandırıyorum. Şu anda yuva sayısı 100'e yükseldi" diye konuştu.

HER SABAH 04.00'TE KALKIYOR

Caretta carettaların yumurta bıraktığı yuvaların tespiti, yumurtalardan çıkan yavruların denize ulaşması, yumurtada kalan veya yuvadan denize ulaşamayanların da yardımla denize ulaştırılması görevlerinde 6 yıldır yer aldığını belirten Polat, yüksek lisans tezinin de caretta carettalar üzerine olduğunu belirtti. Polat, her gün saat 04.00'te kalkıp, öğle saatlerine kadar sahilde yuvaları işaretlediğini söyledi.

'ARAÇLA SAHİLE GİRMEYİN" ÇAĞRISI

Sahile traktör veya araçla giriş yapılmasının yuvalara büyük zarar verdiğini belirten Fatih Polat, bu yıl yasaklar nedeniyle çok sorun yaşanmadığını, bazen köylülerin traktörle girebildiğini söyledi. Polat, "Yuvalama dönemi başladı ve olabildiğince insanları duyarlı olmaya çağırıyorum. Sahile araçlarla girilmesin, yüzmeye gelenlerin ateş yakmaması lazım. Şezlong, şemsiye tarzı şeyler koymamaları gerekiyor" dedi.

GEÇEN YIL 70 BİN YAVRU DENİZLE BULUŞTU

2019 yılında ilk yuvanın 15 Mayıs'ta oluştuğu sahilde, yavruların yumurtadan çıkıp denizle buluşma süreci de ekim ayının ilk haftası sona erdi. 15 Mayıs'tan 25 Ağustos'a kadar uzayan yuva sürecinde, caretta carettalar yumurta bırakarak 2 bin 120 yuva oluşturdu. Yuvalardan çıkan yaklaşık 70 bin yavru, denizle buluştu. Yavrulardan sadece binde 2'si erişkinliğe ulaşabiliyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

--------------

- Sahilden görüntüler

- Kumsalda yuva arama görüntüsü

- Bulunan yuvada yumurta arama anı

- Bulunan yumurtalardan görüntüler

- Yumurtaların yanına bırakılan pinpon topundan görüntü

- Fatih Polat Röp.

Haber Kodu : 200529027

=========================

Baraj gölündeki minareye sandalla ziyaret

ARTVİN'in Borçka ilçesinde, 15 yıl önce inşa edilen Muratlı Barajı'nın suları altında kalan Karşıköy'den geriye, kısmen görünen minare ile çay fabrikasının bacası kaldı. 56 metre uzunluğunda olan ve 35 metresi su altında kalan minareye, baraj gölüne açıldıkları sandalla ulaşanlar, eski günleri yad edip, fotoğraf çekiyor. Köy halkı, göldeki minare ve cami bacasının olduğu alanın turizme kazandırılmasını istiyor.

Borçka'ya bağlı yaklaşık 700 haneli Karşıköy köyü, 2005 yılında inşa edilen Muratlı Barajı gölünün suları altında kaldı. Yaklaşık 2 bin kişi köyün yeni yerleşim yerine taşındı. Köyden geriye kısmen görünen minare ile çay fabrikasının bacası kaldı. 56 metre uzunluğunda olan ve 35 metresi su altında kalan minare ile fabrika bacası, yerli- yabancı turistlerin de ilgi odağı oluyor. Sandalla baraj gölüne açılanlar, ulaştıkları minarede eski günleri yad edip, fotoğraf çekiyor. Köy halkı, göldeki minare ve cami bacasının olduğu alanın turizme kazandırılmasını istiyor.

'KAYIKLA MİNAREYE ULAŞIYORUZ'

Karşıköy Köyü Muhtarı Mehmet Kocaman, 15 yıl önce köylerinin baraj suları altında kaldığını ve yeni yerleşim yerine taşındıklarını söyledi. Eski köyden geriye sudaki minare ve bacanın kaldığını anlatan Kocaman, "Minarenin ve fabrika bacasının dışarıda kalması, çok ayrı bir görüntü oluşturdu. Bu minare sayesinde köyümüze çok sayıda ziyaretçi gelemeye başladı. Bu sayede köyümüzü tanıtma fırsatı da bulmuş oluyoruz. Aileleriyle gelen insanlar su içerisindeki minareyi kameraya alıp, hatıra fotoğrafı çekiyor. Yaz mevsiminde bu manzarayı görmek isteyenler turlarla buraya geliyor. Bu yılda koronavirüsten sonra yine ziyaretçileri ağırlayacağız. Bu alanın turizme kazandırılması için göl kıyısında düzenlemeler yapılmasını istiyoruz" dedi.

'TURİZME KAZANDIRILSIN'

Su altında kalan hatıralarını anımsamak için sık sık göle sandalla tur attıklarını aktaran Salim Yelkenci de "Baraj yapıldıktan sonra komşularımız buralardan göç etti. Kışın burada selam verecek adam kalmıyor, ama yazları daha kalabalık oluyor. Özellikle turistlerin geldiği zamanlarda çok canlılık oluyor. Ramazan aylarında hocamız su yüzeyinde kalan camimize geçiyor ve ezan okuyor. Eski günleri hatırlıyoruz, çok mutlu oluyoruz" diye konuştu.

Baraj sularındaki minareyi görmeye çok sayıda ziyaretçi geldiğini belirten Erdal Yelkenci ise, "Bu gölün olduğu yerler dedelerimizin, babalarımızın doğup büyüdüğü yerler. Çocukken buralarda top oynardık. Okuduğumuz okullar, hastaneler, fabrikalar, gezip dolaştığımız sokaklar şimdi sular altında. Bizim tarihimiz hep orada. Şimdi ise geriye bir tek fabrika bacası ve minare kaldı. Burayı görmek için yerli turistlerin yanı sıra yabancı turistler de geliyor. Burada yeşilin her tonunu görmek mümkün. Çok güzel bir doğası var" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

----------------

Baraj gölü drone detayları

Minare ve baca detayları

Sandalla gölde gezinenler

Muhtar ve vatandaşlarla röp.

Muhabir anonsu

Haber Kodu : 200529026

===============================

Serçelerin "ekmek kavgası" anbean görüntülere yansıdı

BURSA'nın Yenişehir ilçesinde, serçelerin kendileri için bırakılan ekmek parçası için girdikleri mücadele ve beslenmeleri renkli görüntüler oluşturdu. Yiyeceği paylaşmak istemen iki kuşun mücadelesi anbean kaydedildi.

muhabirinin görüntülediği ve ortaya renkli anların çıktığı beslenme mücadelesinde, ekmeği kısa sürede bitiren serçeler daha sonra yeni yiyecek arayışına girerek bahçeden ayrıldı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

----------------

-Serçelerin görüntüsü

-Serçelerin ekmek için mücadelesinden detaylar

Haber Kodu : 200529029

===================================

Tarlada bulduğu "gök taşını" satılığa çıkardı

ÇORUM'un Alaca ilçesinde çiftçi Mutlu Yılmaz, geçen yıl Nisan ayında nohut ektiği sırada tarlasında bulduğu 68 kiloluk gök taşına gözü gibi bakıyor. Yılmaz, dünya literatürüne "Gerdekkaya" ismiyle giren Türkiye'nin en büyük üçüncü gök taşını, değeri verildiğinde satmak istiyor.

Alaca ilçesinde 12 haneli Gerdekkaya köyünde oturan çiftçi Mutlu Yılmaz, geçen yıl tarlasındaki nohudu hasat ederken, gördüğü büyükçe bir taşı kaldırmaya çalıştı. Ancak taşı, çok ağır olması nedeniyle yerinden hareket ettiremedi. Görünüşünün farklı olduğunu düşünen Yılmaz, komşularının yardımıyla taşı bulunduğu yerden alarak evine getirdi. Yılmaz, dışı gri renkte olan 68 kilo ağırlığındaki taştan kopardığı bir parçayı incelenmesi için bir yakının yardımıyla ABD'deki bir üniversiteye ulaştırdı. İncelemede; taşın bir gök taşı olduğu ortaya çıktı. Yılmaz, taşı, kiraladığı bir banka kasasında muhafaza etmeye başladı. Tarlada detektörlerle de arama yapan Yılmaz, yeni bir bulguya ulaşamadı

1,5 AY MÜZEDE SERGİLENDİ

Gök taşının merak konusu olması üzerine İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü görevlileri Mutlu Yılmaz ile iletişime geçti, taşın müzede sergilenmesi istendi. Yılmaz, geçici süreyle gök taşını müzede sergilenmek üzere görevlilere teslim etti. Çorum Müzesi'nde hazırlanan özel bölümde gök taşı bir buçuk ay sergilendi. Dünya literatürüne "Gerdekkaya" ismiyle giren gök taşında 12 element bulunduğu, Türkiye'nin en büyük üçüncü gök taşı olduğu belirlendi. En az 4 bin yıllık olduğu tahmin edilen gök taşı ile ilgili sergilendiği bölümde, "uzayın habercileri" başlıklı bilgi metni de hazırlandı. Yaklaşık 4 bin kişinin ziyaret ettiği taş yeniden Mutlu Yılmaz'a teslim edildi. Özel bir alanda sakladığı gök taşına gözü gibi bakan Yılmaz, değeri verildiğinde satmak istiyor.

'GÖK TAŞI DÜŞÜNCE YENİDEN GÜNDEME GELDİ'

Türkiye'ye yeni bir gök taşı düşmesiyle bu konunun yeniden gündeme geldiğini belirten Yılmaz, "Bu taşı arayan ve bulacak arkadaşlara şunu önerebilirim muhtemelen yeni düşen bu taş siyah veya kızıl renkte olabilir. Üzerinde girinti ve çıkıntılar vardır. İlk buldukları zaman yapacakları iş mıknatısla denesinler taşı tutup tutmadığını. Eğer mıknatıs tutuyorsa bu taşı sonra taştan küçük bir parça kessinler. 12 tane pamuk parçasını kolonya ile ıslatıp taşa sürsünler. Eğer 12'sinde de kömür renginde bir renk bırakıyorsa ve kestikleri taşı beyaz bir fayansa sürdüklerinde fayansta da siyah iz bırakıyorsa bu gök taşı olabilirö dedi.

'6 GRAMDAN FAZLA KESMEYİN'

Yılmaz, buldukları taşa sertifika almalarının çok önemli olduğunu belirterek, "Trakya Üniversitesi, Ege Üniversitesi ya da Maden Teknik ve Arama Enstitüsü'ne başvurarak taşa analiz yaptırıp sertifika alabilirler. Buralara sadece 6 gramlık bir parça göndererek analiz yaptırabilirler. Çok büyük parça kesmeye gerek yok. Büyük parçalar isterlerse vermesinler. Piyasada ellerindeki taştan ne kadar çok olursa taşın değeri o kadar düşer" diye konuştu.

'DEĞERİ VERİLİRSE SATMAK İSTİYORUZ'

Gök taşını satmak istediğini anlatan Yılmaz, "İlk duyulduktan sonra Rusya'dan bir talipli tarafından taşımıza 68 bin dolar teklif edildi. Ancak o zaman bizi yanlış yönlendirdiler taşımızın değerinin daha yüksek olduğunu milyonlarla ölçüldüğünü söyledikleri için biz satmamıştık. Yakın bir zamanda bir alıcıdan en son 8 bin dolar teklif edildi. Ona da "evet" demedik. Taşı değeri verildiğinde tabii ki satmak istiyoruzö ifadesinde bulundu.

Gök taşını bulacak olan kişiye mevcut işini bırakmamasını tavsiye eden Yılmaz, "Taşı bulanlar işlerini güçlerini bırakmasınlar. Öyle taş bulduk diye işi gücü bırakmak olmaz sonra aç kalırlarö dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Göktaşından detaylar

-Mutlu Yılmaz'ın göktaşını taşıması

-Röportaj

Haber Kodu : 200529039

================================

Tortum Şelalesi, salgın günlerinde boş kaldı

UNESCO'nun Dünya Mirası'na aday gösterilen, Avrupa ve Asya'nın en yüksek, dünyanın ise üçüncü yüksek şelalesi olduğu belirtilen Erzurum'un Uzundere ilçesindeki Tortum Şelalesi koronavirüs salgını nedeniyle boş kaldı. Şelale çevresinde, Valilik ve özel müteşebbis tarafından başlatılan tadilat, onarım ve tesis yapım çalışmaları devam ediyor.

Balıklı köyü yakınlarındaki dağda 18'incü yüzyılda meydana gelen heyelan sonucu oluşan Tortum Şelalesi, UNESCO'nun Dünya Mirası'na aday gösterilen, Türkiye'nin en büyük şelalesi olma özelliğini taşıyor. 21 metre genişliği, 48 metre yüksekliğiyle dünyanın da en büyük şelalelerinden biri olan Tortum Şelalesi yılda yaklaşık 10 bin yerli ve yabancı turist ağırlıyor. Şelalenin akarken gökkuşağı oluşturması ise ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Tortum Şelalesi'nde işletmecilik yapan Şaban Ata, şelaleyi görmek için gelen ziyaretçilerin kullanılabileceği bir tuvalet dahi olmadığını belirterek, şunları söyledi.

"Tortum Şelalesi, 2000 yılında SİT alanı olarak tescil edilmesi nedeniyle çivi dahi çakamıyorduk. Her yer dökülüyordu. Şelaleye inen yol bile çökmüştü. Büyük bir faciaya neden olabilirdi. Valimizle birlikte buraya devletimizin şefkat eli uzandı. Bize bir kapı açtılar. Biz de turizm işletmecisi olarak destek verip buraya valiliğimiz başlatmış olduğu proje kapsamında yeni bir tesis yapıyoruz. Amacımız memleketimize gelenlere en iyi hizmeti vermek. Gelen misafirlerimiz hemen dönmek istemeyecek. Her şey çok güzel olacak. Şu anda koronavirüs nedeniyle ziyaretçi yok. Aslında bu bizim çalışmalarımızı da rahatlatıyor. Umarım 2021'e bomba gibi gireriz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Tortum gölü

-Şelaleden akansuda gök kuşağı

-Şelaleden detaylar

-Yapılan çalımalardan görüntü

-İşletme sahibi şaban ata röp

Haber Kodu : 200529038

=============================

Ardahan'da "Kafkas Arı Konağı Projesi'

ARDAHAN Valisi Mustafa Masatlı, "arıcılık eylem planı" çerçevesinde "Kafkas Arı Konağı Projesi'nin tanıtımını yaptı. Vali Masatlı ile Kafkas Arısı Üretim Eğitim ve Gen Merkezi Müdürü Sinan Aydın tarafından sözleşme imzalandı.

Ardahan Valiliği koordinasyonunda yürütülen "arıcılık eylem planı" kapsamında; 2023 hedefleri doğrultusunda "2020 yılı güdümlü proje desteği" ile ilgili sunulan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) tarafından desteklenmesine karar verilen "Kafkas Arı Konağı Projesi" için 24 ayı kapsayan planlama yapıldı. Projenin toplam bütçesinin 4 milyon 200 bin lira olduğu bildirildi. Bu miktarın ise yüzde 71,42'i olan 3 milyon lirası Serhat Kalkınma Ajansı, yüzde 28,80'i olan 1 milyon lirası proje ortağı Ardahan İl Özel İdaresi ve yüzde 4,76'sı olan 200 bin liralık bölümü ise Kafkas Arısı Üretim Eğitim ve Gen Merkezi tarafından karşılanacak. Projenin diğer ortaklarını ise Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Müdürlüğü oluşturuyor. Bu projeden Ardahan ve Türkiye'deki tüm arıcılık sektörü faydalanabilecek.

ARDAHAN ÇİÇEK BALI TANITILACAK

Vali Masatlı, proje ile amaçlarının, Ardahan arıcılığında verimin ve katma değerin artırılması olduğunu belirterek, "Coğrafi işaret tescilli Ardahan çiçek balının kontrol, analiz, tanıtım ve pazarlamasının yapılması, alternatif arı ve apiterapi ürünlerinin geliştirilmesi ve üretilmesi, kadın ve gençlerin arıcılık sektörüne katılımı ile sosyal ve ekonomik hayatta daha geniş yer almalarının sağlanması ve Ardahan'a gelen arıcı ile ziyaretçiler için alternatif bir eğitim ve ziyaret alanı oluşturulmasını amaçlıyoruz. Bu amaç ve gerekçe doğrultusunda 846 metrekarelik "Kafkas Arı Konağı" projemizde arı ürünleri ve arı sağlığı analiz laboratuvarları, eğitim-konferans salonu, toplantı salonu, ürün tanıtım-satış ofisi, arıcılık müzesi (gözlem kovanları, herbaryum, sanal gerçeklik, maketler, bilgi panoları vs.) ve çalışma ofislerinden oluşmaktadır" dedi.

Kafkas Arısı Üretim Eğitim ve Gen Merkezi Müdürü Sinan Aydın ise "Projenin başından beri takipçisi ve destekçisi olan başta Sayın Valimiz Mustafa Masatlı'ya, proje ortaklarımıza, Ardahan SERKA yönetimine ve proje ekibine teşekkür ederiz. İlimiz ve ülke arıcılığına hayırlı olsun" diye konuştu.

Ardahanlı arıcı İsmet Yıldız ise "Kafkas Arı Konağı Projesi'nin Ardahan ve Türkiye için aynı zamanda Kafkas arı ırkının geleceği için çok önemli proje olduğunu söyleyerek, emeği geçen herkese teşekkür etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Valilik Toplantı salonundan genel görüntü

-Vali Mustafa Masatlının konuşması

-Sözleşmenin imzalanması

-Kafkas Arısı Üretim Eğitim ve Gen Merkezi Müdürü Sinan Aydın'ın konuşması

-Arılıktan görüntü

-Arıcı İsmet Yıldız'ın konuşması

Haber Kodu : 200529042

====================================

Amik Ovası'nda buğday rekoltesi sevindirdi

HATAY'ın Reyhanlı ilçesindeki Amik Ovası'nda buğday hasadına başlandı. Reyhanlı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necmettin Zaroğlu, dönüm başına 500- 800 kilogram ürün hasat edildiğini ve sevindiklerini söyledi.

Amik Ovası'nda 40- 50 bin dönüm alanda üretimi yapılan buğdayın hasadına biçerdöverlerle başlandı. Dönüm başına 500 ile 800 kilogram arasında ürün hasat edilen tarlalarda incelemelerde bulunan Reyhanlı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necmettin Zaroğlu, üretim alanının genişletilmesi için çiftçilerin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Buğdayın ton fiyatının 1600 TL olduğunu belirten Başkan Zaroğlu, "Ovada verim çok iyi görünüyor. Tarım, ciddi şekilde desteklenip, ciddi ve akıllı politika uygulanırsa enflasyonun en büyük ilacı olacaktır. Bundan sonra inşallah rekoltedeki rakamları görüldükten sonra buğdayla ilgili daha ciddi kararlar alınıp desteklenmesiyle ilgili çalışmalar yapılacaktır" diye konuştu

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

- TSO Başkanı Necmettin Zaroğlu açıklaması

- Buğday ekili alandan genel görüntüler

- Biçerdöverin buğdayı hasat etmesi

- Buğdayın kamyonlara boşaltılması

===============================

300 yıllık yöntemle tarım yapıyorlar

SİİRT'in Tillo ilçesindeki tarım üreticileri, atalarından kalma 300 yıllık yöntemle çeltik ve susam ekimini sürdürüyor. Hatrant köyünün muhtarı Hayrettin Beydoğan, "Teknolojiyi kullanmıyoruz. Tarım işlerimizi insan, at, katır ve eşek gücü ile yapıyoruz. Arazilerimiz kaynak suyu ile sulanıyor, verim 2 kat oluyor" dedi.

Tillo ilçesine 60 kilometre uzaklıkta bulunan Hatrant köyünde, çeltik ve susam üreticilerinin yoğun ekim mesaisi başladı. Makineli tarım araçlarını kullanmayan çiftçiler, insan ve hayvan gücüyle tohumu toprakla buluşturuyor. Yaklaşık 300 yıldır bu yöntemle çeltik ve susam eken Hatrant köyü çiftçileri, ürünlerine yoğun talep olduğunu aktardı. Köylerindeki toprağın çok verimli olduğunu söyleyen muhtar Hayrettin Beydoğan, yetiştirdikleri ürünlerin tamamen organik olduğunu söyledi. Köy sakinlerinin temel geçim kaynağının pirinç ve susam olduğunu aktaran Beydoğan, "Köyümüzde yetişen pirinç bir hayli lezzetli olduğundan ve tamamen organik olduğundan ciddi rağbet görmektedir. Pirinç ekiminde tohum çok önemlidir ve bizler bu tohumu hasat zamanında tarlamızdan toplayarak 1 yıl boyunca muhafaza ediyoruz. Pirinç tohumunu yaklaşık 2 hafta su altında tutuyoruz ve daha sonra tohumu alarak, tarlamıza serpiyoruz. Sulak ve bataklı alanda yetişen pirinç, 6 ay geçtikten sonra verim vermeye başlıyor ve 6 ay sonra hasat alamaya başlıyoruz" diye konuştu.

İNSAN VE HAYVAN GÜCÜYLE EKİM

Ürün ekiminde makineli tarım araçlarını kullanmadıklarını anlatan muhtar Beydoğan, bu işlemi insan ve hayvan gücüyle yaptıklarını kaydetti. Köydeki tarım arazilerinin sulamasının kaynak suyundan yapıldığını dile getiren Beydoğan, şöyle konuştu:

"Pirinç ve susam ekimini atalarımız ve dedelerimizden kalma yöntemlerle yapmaktayız. Tarım alanında teknoloji çok iyi gelişti ancak bu teknolojiyi bizler kullanmak istemiyoruz. Tarım işlerimizi insan, at, katır ve eşek gücü ile yapmaktayız. Köyümüz tarım alanında bir hayli şanslıdır. Arazilerimiz doğal kaynak suyu ile sulanıyor. Dağlardan gelen kaynak su sayesinde verim 2 kat oluyor. Geçen sene ortalama 15 ton pirinç elde ettim ve kilosunu 15 liradan sattım. Bu sene tahmini 20 ton elde etmeyi hedefliyorum ve kilosunu 20 ile 25 TL arasında satmayı planlıyorum. Doğa harikası köyümüz mükemmel bir yer."

HASAT BAŞLAMADAN SİPARİŞ ALMAYA BAŞLADILAR

Ektikleri pirinç ve susamın daha hasadı yapılmadan siparişler aldıkların söyleyen Beydoğan, "Bu mevsim de ekimlerimizi yaptık ve 6 ay sonra Allah'ın izni ile hasadımızı alacağız. Ancak hasat dönemi gelmemesine rağmen sipariş almaya başladık. Özelikle il dışından ciddi siparişler almaktayız. Bu illerimizin başını İstanbul, Ankara, Bursa ve Yalova gibi iller çekiyor. Köylü arazilerinde ekim yapmak için var gücü ile çalışıyor. Çalışkan bir köy olduğumuz için örnek gösteriliyoruz. Ancak köyümüzden ekili alanlarımıza gelen yolumuzda ciddi sıkıntılar var. Yolun uzak ve bozuk olmasından ötürü araçlarımız ciddi zarar görüyor. Mevcut yolu bizler kendi paramız ile yaptırdık. Ancak ağır kış şartları yolumuzu bozdu. Bu nedenle köylüler katır ve at sırtında yaklaşık 2 saatlik yolculuk yaparak ekili arazilerine ulaşıyorlar. Bizler sadece yol istiyoruz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Muhabir Mehmet Yücer Durak'ın anonsu

Köyden görüntü

Pirinç ve susam tarlaları

Susamın ekimi ve tarlanın bellemesi

Pirinç tarlasının at ile bellenmesi

Sulak araziye dökülen pirinç tohumu

Röportajlar

Dökülen tohum taneleri

Dağlardan gelen kaynak sular

At ve katır sırtında mezraya gelen köylüler

Genel ve detay görüntüler

Haber Kodu : 200529046

===============================

Gercüş'te hayvanlar için kışa hazırlık

BATMAN'ın Gercüş ilçesinde çiftçiler, hayvanlarının kışlık yem ihtiyaçlarını karşılamak için dağlık alanlarda ot biçmeye başladı. Koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkma kısıtlaması bulunan 18 yaş altı gençler de kendilerine izin verilen saatlerde gezmek yerine ailelerine yardım ediyor.

Gercüşlü çiftçiler, hayvanlarının kışlık yem ihtiyaçlarını karşılamak için dağlık alanlara çıkarak, tırpanla ot biçmeye başladı. Toplandıktan sonra şeritler halinde istiflenen otlar, daha sonra kurutmaya bırakılıyor. Engebeli arazi nedeniyle teknolojik aletlerin kullanılamadığı ot biçme işleminde çiftçilere en büyük yardımcı tırpan oluyor. Koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkması kısıtlanan 18 yaş altı gençler de kendilerine izin verilen saatlerde gezmek yerine ailelerine yardım ediyor.

Hayvanları için kışa hazırlık yapan Cemal Şimşek, "Bu sene yağışların fazla olmasıyla birlikte otlar daha fazla oldu. Bu yüzden bizler de şu an ot biçiyoruz ve kurutmaya bırakacağız. Kuruttuğumuz otları kışın hayvanlarımıza vereceğiz" dedi.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkma kısıtlaması olan Devran Şimşek ise kendilerine izin verildiği saatlerde ailesine yardıma gittiğini söyledi. Şimşek, "Yeşil ot topluyoruz. Kurutup, kışın hayvanlarımıza vereceğiz. Hayvanlarımızı çok seviyoruz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Tırpanlarla ot biçen çiftçiler

Otların şeritler halinde birleştirilmesi

Kurutulmaya bırakılması

Çiftçilerden detay

Cemal Şimşek'in konuşması

Devran Şimşek'in konuşması

Genel ve detay

Haber Kodu : 200529052

==============================

Çobanlık yaptığı tepeye hayalini kurduğu oteli yaptı

DÜZCE'nin Gölyaka ilçesinde Tahsin Altun (56), çocukluk yıllarında çobanlık yaptığı bölgeye turizm tesisi kurma hayalini gerçekleştirdi. Altun bölgeyi 360 derece görebilen otel yaptı.

Gölyaka ilçesi Gölormanı köyünde oturan Tahsin Altun, çocukluk yıllarında Toptepe mevkisinde çobanlık yaparken, Düzce ve çevresini 360 derece görebilen bu alana tesis yapma hayalleri kurdu. Bir bankada müfettişlik yaptıktan sonra köyüne geri dönerek besicilik yapmaya başlayan Altun, 2016 yılında Toptepe mevkisine çocukluk hayali olan otelin yapımına başladı. Geçen yıl tamamlanan otel, aralık ayında faaliyete geçti. Otelin yapımı sırasında ağaçlara da zarar verilmedi. Duvarlar ağaçların konumuna göre örüldü.

Çocukluğunda Toptepe mevkisinde çobanlık yaptığını belirten Tahsin Altun, "Ben zaten Gölormanı köyündenim. Burada biz çobanlık yaparak büyüdük. Fındık tarlalarında hayvan otlatıyorduk. O zamanlardan beri turizme yönelik neler yapabilirim diye hayaller kuruyordum. Panoramik görüntüsü müthiş bir yer. O zamanlar hayalimizdi. Allah nasip etti, 2016 yılında Orman İşletme Müdürlüğü ile sözleşme imzaladık. 13 Aralık 2019 tarihinde turizm işletme belgesini alarak faaliyete başladık" dedi.

26 ODALI BUTİK OTEL

Tesis hakkında bilgiler veren Altun, "İnsanlar buraya gelince öncelikle doğayı bulacak, doğal güzellikleri bulacak. Burası 26 odalı butik bir otel. Kafeterya ve restoranımız var. Burada servis yaptığımız ürünlerin yüzde 70'ini kendi çiftliğimizde üretiyoruz. Doğada bulduğumuz mantar, kaldirik otları gibi yöresel tatları sunuyoruz. Düzce, Gölyaka ve ormanlar görülebiliyor. Burasının 360 derece panoramik bir görüntüsü var. Şu anda 400 rakımdayız. 300 rakıma kadar sis, pus ve hava kirliliği oluyor. Ama 300 rakımdan sonrası pırıl pırıl her sabah güneşle uyanıyorsunuz. Güzeldere Şelalesi yolu üzerinde olması dolayısı ile burayı ziyarete gelenler mutlaka bizim tesisimize geliyor. Panaromik olarak en güzel Efteni Gölü'nü görüyoruz. Efteni Gölü göç yolu üzerinde olduğu için 183 yabani kuş türünün olduğu söyleniyor. Efteni Gölü, bu alan ve Güzeldere Şelalesi bir arada olmuş oluyor" diye konuştu.

1 MİLYON LİRALIK DESTEK

Altun tesisin 6 milyon liraya mal olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

"Burası yaklaşık 6 milyon liraya mal oldu. Bunun 650 bin lirasını Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan hibe olarak aldık. 350 bin liralık elektrik yapım işini yine Tarım ve Orman Bakanlığı karşıladı. 50 bin liralık su yapım işini de Tarım ve Orman Bakanlığı karşıladı. Yani 1 milyon liralık destek aldık."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Tesisin görüntüsü

Tesiste bulunan odaların görüntüsü

Tesisin ağaçlara zarar vermemesi için yapılan düzenlemelerin görüntüsü

360 derece kamera görüntü

Tesisten manzara görüntüsü

Tahsin Altun ile röp.

Tesisin drone görüntüsü ve detaylar

Haber Kodu : 200529056

======================================

Düden ve Kurşunlu şelaleleri, karların erimesiyle çağladı

Küresel ısınma, kurak geçen kış ayları ve kaçak sondajlar gibi nedenlerle su miktarında ciddi azalma yaşanan Düden ve Kurşunlu şelalelerinin debisinde, son yağmurlar ve dağlardaki karların erimesiyle birlikte gözle görülür artış gerçekleşti.

Antalya'nın dünyaca ünlü şelaleleri arasında bulunan Düden Şelalesi'nin debisinde, dağlardaki karların erimeye başlamasıyla birlikte gözle görülür artış yaşanıyor. Yaz günlerinde su akışının iki koldan gerçekleştiği şelalede yaşanan su yoğunluğu, görkemli su akışına neden oldu. Koronavirüs önlemleri nedeniyle yaklaşık iki aydır ziyaretçi girişine kapalı olan Düden Şelalesi'nde doğal yaşam da canlandı. Çiçekler rengarenk görünümüyle dikkat çekerken, ağaçlar kuş cıvıltısıyla renklendi. Şelaleden akan su kilometrelerce yol kat ederek, Lara bölgesinde falezler üzerinden denizle buluştuğu noktada görsel şölen gerçekleşti. Düden suyunun denize döküldüğü 40 metre yüksekliğindeki falezlerden dökülüşü sırasında gökkuşağı oluşması ise fotoğraf karelerine yansıdı.

KURŞUNLU DA ÇAĞLADI

Aksu ilçesindeki Kurşunlu Şelalesi de doğal güzelliğiyle dikkati çekiyor. Geçen yıllarda 3 bine yakın kaçak sondaj ve kuraklık gibi sebeplerle kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca Antalya Valiliği öncülüğünde şelaleyi besleyen su kaynağının bulunduğu alan ile yaklaşık 4 kilometrelik dere temizlenerek su akışına hız verildi. Derenin temizlenmesiyle su akışı az da olsa normale dönerek, şelaleye can suyu oldu. Kuraklığın etkisiyle su miktarı ciddi ölçüde azalan Kurşunlu Şelalesi, son yağmurların ardından çağlayarak akmaya başladı.

YAĞMURLAR ŞELALEYİ KENDİNE GETİRDİ

Yazın suyun tamamen kuruduğunu hatırlatan Kurşunlu Şelalesi park alanı işletmecisi Erol Avcı, akışı çoğaltmak için yapılan çalışmaları anlattı. Vali Münir Karaloğlu'nun girişimiyle şelaleyi besleyen kaynak ve derenin tamamen temizlettirilip su akışının sağlandığını anlatan Avcı, "Son yağmurlar şelalenin beslendiği kaynakları doldurdu. Şelalemiz son yılların en görkemli su akışını yaşıyor. Yıllık 350 binin üzerinde yerli ve yabancı burayı ziyaret ediyor. Kurşunlu Şelalesi'ndeki su akışını yılın 12 ayında görebilsek bu rakam milyonlara ulaşacak" dedi. Koronavirüs önlemleri nedeniyle 60 günü aşkın süredir bölgenin ziyaretçiye kapalı olduğunu hatırlatan Avcı, "İnsanlar buraya gelemeyince doğa güzelleşti. Çiçekler ve hayvanlar gönüllerince baharın gelişini kutladı. Pandemi önlemlerinin kalkmasıyla birlikte kontrollü şekilde şelaleyi ziyarete açacağız" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

--------------

- Düden Şelalesi dış detay

- Düden Şelalesi drone görüntüleri

- Düden Şelalesi döküldüğü nokta drone görüntüleri

- Düden Şelalesi detayları

- Kurşunlu Şelalesi drone görüntüleri

- Kurşunlu Şelalesi ağaçlar ve detayları

- Kurşunlu Şelalesi İşletmecisi Erol Avcı röp

- Genel detaylar

Haber Kodu : 200529058

==================================

Kum kırlangıçlarının kum apartmanları görsel şölen oluşturdu

AFRİKA'dan ilkbaharla birlikte göç edip, koloniler halinde Dicle Vadisi'ne gelen ve burada konakladıkları 6 aylık sürede iki kere üreyen kum kırlangıçları, ilk yavrularını dünyaya getirdi. Vadideki köylere yakın yerlerdeki kum duvarlarına yuva yapan kırlangıçlar görsel şölen oluştururken, sinek ve sivrisineklerle beslendikleri için köylüler tarafından korunuyor.

Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından Kırmızı Liste'ye alınan kum kırlangıçları, Türkiye'de yaşayan 8 kırlangıç türünden en küçüğü olarak biliniyor. Kum kırlangıçları, Dicle Vadisi'nde insan gücüyle yapılan yarlarda inşa ettikleri kum apartmanlarındaki yavrularını besliyor. Türkiye'de yaz göçmeni olan ve çoğunlukla tatlı su çevresindeki açık arazilerde inşa ettikleri kum apartmanlarında açtıkları yaklaşık bir metre uzunluğundaki tünellerde koloniler halinde yaşayan kum kırlangıçlarının bir bölümü yavrularken, bir kısmı hala kuluçka dönemini yaşıyor. Uzun yıllardır Dicle Vadisi'ne gelen kum kırlangıçları, genellikle mayıs ile haziran aylarında ürerken, kimi zaman yılda iki kere üreyen kum kırlangıçları; her bir yuvaya da 5 ile 7 yumurta bırakabiliyor ve yaklaşık iki haftalık kuluçka süresinden sonra yavrularını dünyaya getiriyor.

KÖYLÜLER ONLARI KORUYOR

Kum kırlangıçları böcek ve sineklerle beslendikleri için de köylüler tarafından sevilip korunuyor. Dicle Nehri kıyısında yaşayan Orhan Çitil, "Bu kuşlar her sene ilkbahar başlarında buraya geliyor ve sonbaharda gidiyorlar. Onların sinek ve böceklerle beslendiklerini biliyoruz. Onların sayesinde yaz aylarında geceleri damda rahat uyuyabiliyoruz. Yoksa sivrisinekler bizi yer" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Selim Kaya anons

Kırlangıç yuvaları havadan çekilen detay

Kırlangıç yuvalarından detay

Kırlangıçlardan detay

Selim Kaya anons

Orhan Çitil'in konuşması

Genel ve detay

Haber Kodu : 200529050

============================================

Erzurum'da sisten kaynaklı uçak iptallerine CAT-3 ile son

ERZURUM Havalimanı'na sisli havalarda uçuş trafiğinde emniyeti sağlayan Kategori 3A (CAT-3A) sisteminin kurulumu için geçen yıl başlatılan çalışmalar yeniden start aldı. CAT-3A sayesinde uçaklar, Erzurum Havalimanı'nda sisten kaynaklı uçuş iptalleri yaşanmayacak.

Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü, Erzurum Havalimanı'na, 2019 yılında tamamlanmasını planladığı ancak çeşitli nedenlerle kış sezonuna yetişmeyen CAT-3A sisteminin kurulumu için yeniden harekete geçti. Uçakların daha emniyetli iniş- kalkışını sağlayan sistem, kurulumu tamamlandığında sisin etkili olduğu günlerde yoğun olarak kullanılacak. Sistemle birlikte uçak seferlerinin arttığı kış döneminde, turizminin canlandırılması da hedefleniyor.

Havalimanında incelemelerde bulunan Vali Okay Memiş, herhangi bir olumsuzluğun yaşanmaması için çalışmaların sıkı takipçisi olacağını söyledi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile video konferans yöntemiyle bir toplantı yaptıklarını kaydeden Vali Memiş, "Sayın Bakanı'mız bu toplantıda bizzat yüklenici firmaya çalışmaların tamamlanması talimatını verdi. Biz de bütün çalışanların seyahat izin belgelerini aldık ve havalimanında inşaata başlandı" diye konuştu.

CAT-3A sistemi kurulumunu bu yıl kesinlikle tamamlayacaklarını kaydeden Vali Memiş, şöyle konuştu:

"Bu yıl işi kesinlikle şansa bırakmıyoruz ve hiçbir mazeret kabul etmiyoruz. Bitirildiğinde İstanbul Havalimanı ve Ankara Esenboğa Havalimanı ile birlikte Türkiye'de bu sisteme sahip Erzurum Havalimanı olacak. Sistemle birlikte uçaklar, 175 metre sise kadar iniş yapabilecekler. Meteorolojik ölçümlere göre Erzurum'da son 50 yılda sis tabakası 200 metrenin altına hiç inmemiş. Bu da bize gösteriyor ki CAT-3A sistemi ile beraber sisten kaynaklı uçak seferi iptali yaşanmayacak."

Havalimanındaki 4 kilometre uzunluğundaki piste yapılan sistem sayesinde, kış boyunca hava ulaşımında sıkıntı yaşanmayacak olmasının kış turizmin gözde kayak merkezlerinden biri olan Palandöken'i de canlandıracağını kaydeden Vali Memiş, "Havalimanından da görülen Palandöken bana göre dünyanın en iyi kayak merkezi. Çünkü havalimanına 15, şehir merkezine 5 dakika uzaklıkta. Mayıs ayının gelmesine rağmen 3 metre karın olduğu Palandöken'e herkesi bekliyoruz. CAT-3A sistemi sayesinde Erzurum bölge illerine inmeyen uçaklara da ev sahipliği yapacak" dedi

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Vali Okay Memiş'in havalimanındaki çalışmaları incelemesi

-Vali Memiş'in yetkililerle görüşmesi

-Vali Memiş'in açıklaması

-Vali Memiş'in Palandöken'i göstermesi

Haber Kodu : 200529062

================================

Boğazına leblebi kaçan Ömer Asaf bebek, yatağa mahkum kaldı

KOCAELİ'de, Handan ve Ferhat Koçak çiftinin 1,5 yaşındaki oğulları Ömer Asaf, yaklaşık 4.5 ay önce leblebinin boğazını tıkaması sonucu nefessiz kaldı. Götürüldüğü hastanede, duran kalbi yeniden çalıştırılan ve 63 gün tedavi gördükten sonra taburcu edilen minik bebek yatağa mahkum kaldı. Ailesi oğullarının tedavi süreci için destek bekliyor.

Darıca ilçesinde Handan ve Ferhat Koçak çiftinin 3 çocuklarından en küçüğü olan Ömer Asaf, 7 Ocak tarihinde evde leblebi yuttu. Çocuğunun nefes alamadığını gören Ferhat Koçak, sokağa çıkarak yardım istedi. Bir komşularının aracıyla Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülen Ömer Asaf'ın, yolda kalbi durdu. Hastanede hayata döndürülen Ömer Asaf, ambulans ile Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne sevk edildi. Burada 45 gün yoğun bakımda kalan Ömer Asaf, çocuk servisinde 18 günlük tedavisinin ardından taburcu edildi. Salgın sürecinde çalıştığı fabrikanın ücretsiz izne çıkardığı Ferhat Koçak, oğlunun tedavi süreciyle ilgili yardım bekliyor.

HASTANEDE HAYATA DÖNDÜ

Oğlunun geçirdiği rahatsızlığı anlatan Ferhat Koçak, "Ömer Asaf'ın, yaklaşık 5 ay önce yabancı cisim aspirasyonu sonucu, yani boğazına leblebi kaçması sonucu kalbi durdu. Farabi Devlet Hastanesi'nde kalbi çalıştırıldı. Oradan ambulans ile Kocaeli Üniversitesi Hastanesi'ne sevk edildik. 45 gün yoğun bakım süreci yaşadı. Ondan sonra boğazdan delik açılarak makineye bağlandı. Yaklaşık 2,5 aydır evdeyiz" dedi.

FİZYOTERAPİST EVDE TEDAVİ UYGULUYOR

Fizyoterapistin evlerine gelerek çocuklarının tedavisi için uğraştığını belirten Ferhat Koçak, "Pandemi sürecinden dolayı dışarıya çıkamıyoruz. Herhangi bir hastaneye gidemiyoruz. Mecburen dışarıdan, özel hastanelerden doktorlar getirtiyoruz. Fizyoterapistimiz yine özel bir rehabilitasyon merkezinden geliyor. Ömer Asaf'ın tedavisiyle alakalı daha nerelere gidebileceğimizi bilmiyoruz. Kendi başımıza araştırıyoruz ama yeterli olmuyor. Tedavide kullanılan malzemelerin bir kısmını devletimiz karşılıyor. Bir kısmını da kendimiz almaya çalışıyoruz" diye konuştu.

'RAPOR ÇIKTIĞI TAKDİRDE EVDE BAKIM ÜCRETİ ALABİLECEĞİZ'

Sadece oğlunun bakımı için destek istediğini söyleyen Ferhat Koçak, şöyle konuştu:

"Şu anda şahsi yardımlarla geçiniyoruz. Pandemi dolayısıyla devletimizin bir miktar desteği var. Bizim talebimiz Ömer Asaf'ın tedavisiyle alakalı. Kimseden çok büyük bir maddi destek istemiyoruz. Ömer Asaf'ın sahipsiz olmadığını görmek istiyoruz. Ömer Asaf'ın raporu konusunda tüm evreleri geçtik. Yaklaşık 2,5 ay önce bize e-devlet üzerinden raporu çıkarabileceğimiz söylendi. Fakat pandemi süreci olduğu için kurul toplanamıyor. Kurul onay vermediği için de 2,5 aydır raporumuz henüz çıkmış değil. Rapor çıktığı takdirde evde bakım ücreti alabileceğiz. Sıkıntımız henüz raporumuz çıkmadığı için. Tedavide kullanılan cihazlarda ilk başlarda çok sıkıntı yaşadık. Devlet bir kısmını karşılıyordu. Diğerlerini şahsi yardımlar ile elde edebildik. Şu anki süreçte ihtiyaç sarf malzemeleri oluyor. Özel hastaneden getirdiğimiz doktor ücretleri oluyor. Fizyoterapistimiz özel bir rehabilitasyon merkezinden geliyor. Onun bir ücreti var. Devlet hastanelerine gidemediğimiz için bunları ödemek zorundayız."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

- Minik Ömer Asaf'ın bakımından görüntüler

- Baba Ferhat Koçak ile röp.

- Detay

Haber Kodu : 200529063

================================

Çaldıkları cenaze aracıyla uyuşturucu almaya gitmişler

KIRKLARELİ'nin Demirköy ilçesinde, kısıtlamanın olduğu Ramazan Bayramı'nda belediyeye ait park halindeki cenaze aracını çaldıkları iddiasıyla gözaltına alınan 3 kişiden Samet Akarsu tutuklandı. Akarsu ifadesinde Tekirdağ'ın Çorlu ilçesine uyuşturucu almaya gitmek için cenaze aracını aldığını söyledi. Demirköy Belediye Başkanı Recep Gün, "Yaşanan olaydan bir gün sonra cenazemiz oldu. Cenazeyi teslim aldığımız aracımızla Kastamonu'ya gönderdik" dedi.

Kırklareli'nin Demirköy ilçesinde oturan ve madde bağımlısı olduğu belirtilen Samet Akarsu, sokağa çıkma kısıtlamasının uygulandığı Ramazan Bayramı'nın 2'nci gününde arkadaşları S.T. ile U.V. ile birlikte belediye garajında park halinde olan kontak anahtarı üzerindeki cenaze aracını çaldı. Akarsu ve arkadaşları, araçla Tekirdağ'ın Çorlu ilçesine uyuşturucu almaya gitti. Cenaze aracının çalındığını fark eden görevliler, polis ve jandarmaya haber verdi.

MOBESE'DEN TESPİT EDİLDİ

Polis ekipleri, mobese kameralarından aracın Samet Akarsu ve arkadaşları tarafından alındığını tespit etti. Çalıntı cenaze aracının Tekirdağ'ın Çorlu ilçesine götürüldüğü belirlendi. Şüphelilerin sokağa çıkma kısıtlamasında kendilerine durduran güvenlik güçlerine, "Çorlu'ya cenaze almaya gidiyoruzö diyerek, kontrol noktalarından geçtikleri saptandı. Cenaze aracı, jandarma tarafından Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi yakınlarında yakalandı.3 şüpheli gözaltına alındı.

Belediye Başkanı Recep Gün, çalışanları ile Lüleburgaz'a giderek aracı teslim alırken, şüpheliler de Demirköy ilçe Jandarma Komutanlığı ekiplerine teslim edildi.

'UYUŞTURUCU İHTİYACIMI KARŞILAYACAKTIM'

Sorgularının ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden Samet Akarsu tutuklanırken, U.V. ve S.T., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Çok sayıda suçtan sabıkası olduğu öğrenilen Akarsu ifadesinde, Çorlu'ya uyuşturucu almaya gitmek için cenaze aracını aldığını söyledi. Daha önce Demirköy Belediyesi'nde işçi olarak çalıştığını ve belediyenin bir çok aracını kullandığını anlatan Akarsu, "Aracı aldıktan sonra yolda U.V. ile S.T'yi gördüm. Onlar da benimle geldi. Uyuşturucu alacağımı bilmiyorlardı. Çorlu'ya vardığımızda, aracı benzin istasyonuna çekerek uyuşturucu almaya gittim. Dönerken jandarma durdurdu. 22 fişek uyuşturucu almamın sebebi, bir kere alayım 6-7 ay idare etsin, diye. Aracı çalmadım. Bu arabaları ben her zaman kullanırım, cenaze arabası haricinde traktör, kamyonet gibi araçları aldığımda kimse bana bir şey demez, pişmanım" dedi.

BELEDİYE BAŞKANI ŞİKAYETÇİ OLDU

Demirköy Belediye Başkanı Recep Gün, "Olayın yaşandığı andan sonra kamera kayıtlarını inceledik ve zanlıları tespit ettik. Zaten bu şahıslar ilçemizde madde bağımlısı olarak bilinen kişiler. Biz yaşanan olayın ardından çok üzüldük, keşke olmasaydı. İlçemizin adı bu şekilde duyulduğu için çok üzgünüz. Bayram dolayısıyla sokağa çıkma yasağı vardı, zabıta amirimize kanalizasyon ve diğer sorunlarla alakalı vatandaş telefon ediyor. Telefonda vatandaş ayrıca cenaze aracımızı görmüş yolda giderken, "cenaze mi var?" diye soruyor. O da "hayır yok, ben görevlendirmedim" diyor. Zabıta amirim beni aradı, "Başkanım cenaze aracını görevlendirdiniz?" diye, hemen güvenlik güçlerimize haber verdik. Yani vatandaş aramasa sokağa çıkma nedeniyle haberimiz dahi olmayacak. Araç çalındıktan yaklaşık 15 dakika sonra fark edip, gerekli müracaatta bulunduk. Cenaze aracının acil durumlarda Adli Tıp gibi yerlere gideceği için kontak anahtarının üzerinde bırakıldığı söylendi. Aracı çalanlarla ilgili suç duyurusunda bulunduk. Aracı çalan şüphelinin benim dönemimden önce araçları alıp gezdiğini duydum. Bu şahıs belediyede hiçbir şekilde çalışmamıştır ve belediye personeli değildir" dedi.

'ÖNCE ZABITA SONRA CENAZE ARACINI ÇALMIŞLAR'

Belediye Başkanı Gün, "Samet Akarsu'nun olay öncesi kullanılmayan eski zabıta aracını düz kontak yaparak çalıp, ilçede gezdiğini öğrendik. Sokağa çıkma yasağı olduğu için biz de sonra öğrendik. Yaşanan olaydan bir gün sonra cenazemiz oldu. İlçemizde ölen kişinin cenazesini teslim aldığımız aracımızla Kastamonu'ya gönderdik" diye konuştu.

Gün, ilçelerinde hırsızlık olayı olmadığı için araçları ile iş yerlerinin anahtarlarının üzerinde bırakıldığını ifade etti.

'BABAANNEM ÖLDÜ DİYE KANDIRMIŞ'

Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan şüphelilerden S. T.'nin ağabeyi Nesim T., Samet Akarsu'nun kardeşini "Babaannem öldü, cenazesini almaya gidelim" diyerek, kandırdığını iddia etti. Kardeşinin arkadaş kurbanı olduğunu söyleyen Nesim T., "Cenaze aracını çalan Samet Akarsu'dur. Kendisi ve olayın diğer sanığı U.V. sabıkalı kişiler. Samet Akarsu, kardeşimi, "Babaannem öldü, Çorlu'dan cenazesini almaya gidelim" diyerek kandırmış. Kardeşimi ilçe halkı bilir, kendisi sevilen biridir. Araba çalmaya ihtiyacı yok. Kendisinin iki tane aracı zaten var. Uyuşturucu da kullanmıyor" dedi.

İLÇE HALKI ŞAŞKIN

İlçe esnafından İsmail Özçetin, "Yaşanan olayı öğrendiğimde çok şaşırdım. Böyle bir olayla ilçemizin adının duyulması da üzücü. Akla gelmeyecek bir şey. Akıllı adam bunu yapmaz. Cenaze aracı çalındığında ilçemizde cenaze olmaması sevindirici" ifadelerini kullandı.

Özkan Patan da, "Çok şaşırdık. Bu kadar düşmüşler, yazık" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

Cenaze aracından genel

Detay görüntü

Muhabir Ali Can Zeray'ın anonsu

Demirköy ilçesinden görüntü

Vatandaş ile röp.

Belediye garajından detay

Belediye binası detayı

Başkan Recep Gün ile röp.

İlçeden detay görüntüler

Haber Kodu : 200529069

DHA

HABERE YORUM KAT