Dha Yurt Özel Gündem

Dha Yurt Özel Gündem

ERZURUM'da, Palandöken Belediyesi Toplum İletişim Merkezi (PALTİM) ekipleri, sorumluluk bölgelerindeki yardıma muhtaç ve kimsesiz kadınların evlerine giderek...

85 yaşında ilk kez çiçek aldı

ERZURUM'da, Palandöken Belediyesi Toplum İletişim Merkezi (PALTİM) ekipleri, sorumluluk bölgelerindeki yardıma muhtaç ve kimsesiz kadınların evlerine giderek Anneler Günü'nü kutladı. Ekibin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren 85 yaşındaki Pamuk Gullebi, "İlk defa biri anneler günümü kutladı ve yine ilk defa çiçek alıyorum" dedi.

Palandöken Belediye Başkanı Muhammet Sunar tarafından oluşturulan 10 kişilik PALTİM ekibi, ilçede belirlediği kadınların kapısını çalıp, Anneler Günü nedeniyle kadınlara bir buket çiçek ve çeşitli hediyeler verdi. Yaklaşık 173 bin nüfusun yaşadığı ilçede herkesi yakından tanıyan PALTİM ekibi, Başkan Muhammet Sunar'ın isteği üzerine bu kez de unutulan annelerin kapısını çaldı. Kapıyı açtıklarında karşılarında elinde çiçek ve hediyelerle PALTİM ekibini gören anneler duygu dolu anlar yaşadı.

Palandöken ilçesinin Kazım Yurdalan Mahallesinde oturan 3 çocuk annesi Pamuk Golebi, ekibin uzattığı çiçek ve hediyeleri alarak duygulandı. Hayatında ilk kez anneler gününün kutlandığını, yine ilk kez çiçek ve hediye alındığını belirten Gullebi, "Eşim yıllar önce öldü. Bir kızım İzmit'te evli, oğlumun biri cezaevinde diğeri ise engelli benimle birlikte. Hiçbir gelirim yok. Bizi her zaman olduğu gibi bugünde de hatırlayan başkanımızdan Allah razı olsun" diye konuştu.

Eşiyle birlikte Yenişehir Semtinde yaşayan Tülay Sucu ise "18 yıllık evliyim. Çocuğum olmadı. Bugün ilk kez biri benim anneler günümü kutlayıp ve çiçek verdi. Bu mutluluğu bana yaşatan başkanımıza ve PALTİM ekibine teşekkür ediyorum" dedi

Gün boyu, anneler gününü hatırlatan ziyaretlerde bulunan PALTİM ekibi, birçok aileye de ramazan paketi dağıttı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Paltim ekibinin belediyeden çıkması

-Paltim ekibinin araca binmesi

-Paltim ekibinin Tülay Sucu'nun evine gelmesi

-Tülay Sucu'nun kapıyı açıp çiçek ve hediyeleri alması

-Tülay Sucu ile röp

-Paltim ekibinin Pamuk Golebinin evine gelmesi

-Pamuk Golebiye hediyeler verilmesi

-Pamuk Golebi ile röp.

=======================

Küçükkuyu semt pazarında "Sabit Tavan Fiyat Uygulaması'

ÇANAKKALE'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesinde kurulan pazarda, "sabit tavan fiyat uygulaması" başladı. Uygulamanın koronavirüs salgını nedeniyle oluşabilecek fırsatçılığın önüne geçtiğini belirten Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, "Bu uygulama neticesinde vatandaşlarımızın hem uygun fiyatlarda pazar ürünlerini almalarını sağladık hem de sabit fiyat ile pazar akış hızını arttırdık" dedi.

Küçükkuyu Belediyesi, koronavirüs tedbirleri kapsamında ilçede Cuma günleri kurulan belde pazarında "sabit tavan fiyat" uygulaması başlattı. Uygulamada pazar yerinde satılacak ürünlerin en üst fiyatını belirleyen belediye ekipleri, pazar esnafına bir gün önceden fiyat tarifesini gönderiyor. Ürünleri belirlenen üst fiyattan yükseğe sattığı belirlenen pazarcılara ise 392 TL cezai işlem uygulanıyor.

'BİZİM BELİRLEDİĞİMİZ MAKSİMUM FİYATIN ÜSTÜNE SATIŞ YAPMIYORLAR'

Sabit tavan fiyat uygulamasıyla fırsatçılığın önüne geçtiklerini söyleyen Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, "Koronavirüsün yayılma sürecinden sonra devletimizin almış olduğu tedbirler kapsamında pazar yerimizde sadece gıda malzemelerinin satışıyla alakalı bir düzenleme geldi. Bizler de belediyemiz olarak sadece gıda pazarının kurulması noktasında verilen talimatlar doğrultusunda çalışmalara başladık. Sadece ilçemizde faaliyet gösteren pazar esnafı burada satış yapmakta. İlk hafta pazardaki ürünlerin fahiş fiyatlar ile satıldığını vatandaşlarımızdan gelen tepkiler ve gözlemlerimiz neticesinde tespit ettik. Bir sonraki hafta şöyle bir uygulamaya başladık. Bizim pazarımız cuma günleri kurulan bir pazar. Perşembe günü pazar esnafının alışveriş yaptığı Edremit Hali'nin yetkilileriyle görüştük. Burada halden alınan ürünlerin fiyatlarını en düşük ve en yüksek olarak öğrendik. Bu fiyatlara ortalama bir kar marjı koyduk, yüzde 20- 25 civarında. Bir fiyat listesi tespit ettik. Pazar esnafımızı çağırdık, dedik ki; "arkadaşlar gerek ülkemiz, gerek beldemiz zor günlerden geçiyor. Zaten ekonomik sıkıntı içerisindeyiz. Bu noktada hepimiz taşın altına elimizi koyalım. Tüketicimize, hemşerilerimize en kaliteli ürünleri verebileceğimiz en makul fiyatta verelim. Bir fiyat tarifesi oluşturduk. Her Perşembe günü, kar marjlarını ekleyerek oluşturduğumuz whatsapp grubundan bu fiyat tarifesini pazarcılarımıza gönderiyoruz ve bu fiyatın üstüne çıkılmamasını istiyoruz. Sağ olsun esnaf arkadaşlar da bu zor günlerde bizle beraber hareket ediyor. Bizim belirlediğimiz maksimum fiyatın üstüne satış yapmıyorlar. Altına satış yaparlarsa da tüketicinin lehine oluyor ve ayrıca teşekkür ediyoruz" dedi.

'UYGULAMA PAZAR AKIŞ HIZINI ARTIRDI'

Pazar yerinde gerçekleştirilen sabit tavan fiyat uygulamasının başka bir fayda daha sağladığını kaydeden Başkan Cengiz Balkan, "Bu uygulamamız bence, tüketicimizin alım gücünü biraz daha rahatlatmanın yanı sıra pazarda hızlı alışverişin önünü de açtı. Şöyle ki, tüketicimiz pazardaki tüm tezgahlarda bir ürünün maksimum fiyatını biliyor. Tüketicilerimiz tek tek hangi tezgahta daha uygun fiyatta ürün bulurum noktasına bakmadan pazarını hızlı bir şekilde yapıyor. Hemşerilerimiz istediği tezgahtan ürününü sosyal mesafeye uygun bir şekilde kısa sürede alıp, pazar yeri alanını terk ediyor. Bu şekilde de pazar yerinde bulunduğu süre azalıyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ :

-Küçükkuyu Pazaryeri'nden genel ve detay görüntüler

-Fiyat göstergesi çıktısından görüntü

-Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan ile röp.

-Pazaryerinde satılan ürünlerden genel ve detay görüntüler

========================

Koronavirüs girmeyen Bozcaada'da, kadınlar gönüllü maske üretiyor

ÇANAKKALE'nin Kuzey Ege Denizi'nde, şu ana kadar koronavirüs vakasının görülmediği turizm cenneti Bozcaada'da kadınlar, Kaymakamlık tarafından başlatılan proje kapsamında, hayırseverlerin temin ettiği malzemeler ile gönüllü olarak çalışıp maske üretiyor. Günde ortalama 600'e yakın maske üreten kadınların hedefi, toplamda 16 bin maske yapmak. Üretilen maskeler, Kaymakamlık kanalıyla ada halkına ücretsiz olarak dağıtılıyor.

Bozcaada Kaymakamlığı, adadaki hayırseverlerin temin ettiği malzemelerle koronavirüs ile mücadele kapsamında maske üretmek için proje hazırladı. Bu kapsamda, mücadeleye destek olmak isteyen kadınlar, gönüllü olarak maske dikmeye başladı. Miskin Atölye'de Dikiş- Nakış ve Modelistik Eğitmeni Gülcan Güzel ile birlikte şu ana kadar 2 bin maskenin üretildiği adada, günde yaklaşık 600 maske üreten kadınların hedefi toplamda 16 bin maske yapmak. Kadınlar üretim sırasında sosyal mesafeye uygun olarak dikim yapmak için atölye dışında evlerinde de projeyi sürdürüyor. Üretilen maskeler sterilize edildikten sonra Kaymakamlığa gönderiliyor. Ardından maskeler vatandaşlara ücretsiz olarak dağıtılıyor. Kaymakamlığın başlattığı sosyal proje sayesinde ada halkının tüm maske ihtiyacı ücretsiz olarak karşılanıyor.

'BUGÜNE KADAR 2 BİN MASKE ÜRETİLDİ, HEDEF 16 BİN'

Maske üretimi için Bozcaada Kaymakamlığı olarak adım attıklarını belirten Kaymakam İbrahim Gültekin, "Bu konuda bize sağ olsun destek olan özel kuruluşlardan malzeme temin ettik. Bozcaadalı kadınlarımız da gönüllü olarak bu projeyi sahiplendi ve destek oldular. Malzeme temininin ardından üretime başladık. Bugüne kadar da yaklaşık 2 bin kadar maske üretildi. Bu maskeleri de biz eczanemiz, kamu kurumlarımız ve marketlerimiz vasıtası ile adalı vatandaşlarımıza ücretsiz bir şekilde dağıtıyoruz. Toplamda yaklaşık 16 bin maske üretilmesi hedefleniyor. Bize malzeme ve üretim konusunda destek olan vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz" dedi.

'HER GÜN 500-600 MASKE ÇIKARIYORUZ'

Bozcaada Halk Eğitim Merkezi'nde Dikiş-Nakış ve Modelistlik Eğitmeni Gülcan Güzel ise, "Kaymakamımızın ricası ile gönüllü olarak çalışıyoruz. Bozcaada için yapıyoruz. Ekibimiz sadece burada gözükenler değil, 15 adalı kadın da evinde dikiyor. Her gün 500- 600 tane maske çıkarabiliyoruz. Biz üretilen maskeleri Halk Eğitim Merkezi'ne gönderiyoruz, oradan steril olması için Bozcaada Sağlık Merkezi'ne gidiyor. Steril edilip, Kaymakamlığa gönderiliyor" diye konuştu.

'İŞİMİZİ SEVEREK YAPIYORUZ'

Maske üretimi için gönüllü olarak çalışan ev kadını Uğur Güler, "Çalışmalar yoğun gidiyor. İlk başlarda 3 kişi başladık. Sonrasında evde çalışanlar arttı. Herkes gönüllü olarak çalışıyor. İşimizi severek yapıyoruz. Koronavirüs ile mücadele günlerinde bir faydamız, katkımız olsun diye buradayız. İnşallah koronavirüs salgını ülkemiz ve dünyada bir an önce son bulur" dedi.

Nefes darlığı nedeniyle atölye yerine dikiş makinesini ile kendi işletmesinde çalışan ev hanımı Ümmühan Ulaş ise, maske üretimi işini gönüllü olarak ve severek yaptığını belirterek, "Adada alınan önlemlerden memnunuz. İnşallah bu koronavirüs belasından bir an önce kurtuluruz" diye konuştu.

Çanakkale'nin Kuzey Ege Denizi'ndeki turizm cenneti Bozcaada, her yaz yerli ve yabancı binlerce turisti ağırlıyor. Bu yıl ise mayıs ayına girilmesine rağmen adadaki konaklama tesisleri, koronavirüs önlemleri kapsamında açılmadı. İlçedeki yöneticilerin işi sıkı tutmasının yanı sıra, anakaradan uzak olmanın da avantajını kullanan Bozcaada'da, şu ana kadar koronavirüs vakası görülmedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Bozcaadalı kadınların maske üretimi yapmasından görüntü.

-Kaymakam İbrahim Gültekin ile röp.

-Gülcan Güzel ile röp.

-Uğur Güler ile röp.

-Ümmühan Ulaş ile röp.

======================

Anneler Günü'nde çok istediği Erdoğan'ın fotoğrafına kavuştu

BALIKESİR'in Edremit ilçesinde koronavirüs tedbirleri kapsamında evden çıkamayan Yıldız Kayalar (71), Büyükşehir Belediyesi'ni arayıp, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir fotoğrafını istedi. Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz da, görevlilere talimat vererek, Kayalar'a "Anneler Günü" sürprizi olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çerçeveletilmiş fotoğrafını gönderdi.

Edremit ilçesinde ayaklarındaki kireçlenme ve siyatik rahatsızlığı nedeniyle yürüme zorluğu çeken ve koronavirüs tedbirleri kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağı nedeniyle evde kalan Yıldız Kayalar, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'ni arayarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafını istedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz da, Anneler Günü nedeniyle sürpriz yaparak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çerçeveli fotoğrafını gönderdi. Kayalar, eve gelen Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Beyaz Masa ekiplerinin elinde Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafını görünce gözyaşlarına hakim olamadı. İsteğini yerine getiren Belediye Başkanı Yücel Yılmaz'a teşekkür eden Kayalar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fotoğrafını alarak şunları söyledi:

"Annen-baban nurda yatsın inşallah, toprakta değil. Teşekkür ederim; başkanımıza, büyükşehir belediyesine, sizlere, getiren götürenlere ayrıca teşekkür ederim. Anneler Günü'nde en büyük hediye bana bu. Çiçek gelse ne olacak? Bunu buraya asacağım, her gün ona bakacağım. Bunun gibi vatanını milletini seven gelmedi. Sadece fotoğrafı var yanımda, şahsını da ölmeden görürsem ne mutlu bana. Ayaklarımdan rahatsız olduğum için yürüyemiyorum, benim için gerçekten çok büyük ve anlamlı bir hediye olan Sayın Cumhurbaşkanımızın fotoğrafıyla avunacağım. Televizyonda sürekli izliyorum. Tek bir isteğim var, ölmeden inşallah kendini de görürüm. Allah nasip ederse onu çok görmek istiyorum."

Görevliler ayrıca, Kayalar'a fotoğraf ile birlikte maske de verdi.

FOTOĞRAFLI

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Belediye görevlilerinin Yıldız Kayalar'a fotoğrafı getirmesi

Fotoğrafı gören Yıldız Kayalar'ın sevinçten ağlaması

Yıldız Kayalar'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı görmek istediğini belirtmesi

Yıldız Kayalar ile röp

==========================

Çoban çiçekleri "kar" altında kaldı

ERZURUM'un Olur ilçesinde, mayıs ayında yağan kar ile birlikte Ormanağzı köyünün Şamatur Yaylası'nda çıkan çoban çiçekleri beyaz örtü ile kaplandı. Lapa lapa yağan kar tabakası ile birleşen sarı çoban çiçekleri kartpostallık görüntüler oluşturdu.

İlkbahar ayının yaşandığı bu günlerde, Erzurum'da kar sürprizi yaşandı. Kentin birçok noktasında etkili olan kar, şaşkınlık yarattı. Olur ilçesine bağlı Ormanağzı köyü, Şamatur Yaylası'nda gezintiye çıkanlar, bir anda kar yağışına yakalandı. Lapa lapa yağan kar, sarı çoban çiçeklerini beyaza bürüdü. Şamatur ve Coreker yaylasına gezmeye giden vatandaşlar kar yağışında cep telefonları ile öz çekim yaptılar. Kar örtüsü altındaki sarı çiçeklerin doyumsuz manzara oluşturduğunu söyleyen Öner Elibol, "Yaylaya geziye geldiğimizde muhteşem bir manzara ile karşılaştık. Renk cümcüşü üzerindeki beyaz örtü eşsiz bir görüntü oluşturmuş" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Kar yağışından görüntü

-Vatandaşların selfie çekmesi

-Kar altında kalan çiçekler

======================

Pişmaniye üretimi, haftada 30 tondan 2 tona düştü

İZMİT Pişmaniyesini Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mustafa Şahin, koronavirüs nedeniyle otogar ve dinlenme tesislerindeki satış noktalarının kapatılmasıyla haftalık 30 ton olan pişmaniye üretiminin 2 tona kadar düştüğünü söyledi.

Kocaeli'nin en önemli değerlerinden olan pişmaniyenin üreticileri, zor günler geçiriyor. En yoğun olan otogar ve dinlenme tesislerindeki satış noktalarının kapatılması ile üretim, durma noktasına geldi. Pişmaniye üretimi, haftalık 30 tondan 2 tona kadar geriledi. Sektörde faaliyet gösteren 18 üreticiden sadece 1'i üretime devam edebilirken, 18 firmada çalışan yaklaşık 400 kişiden 380'i de ücretsiz izne çıkarıldı.

İzmit Pişmaniyesini Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mustafa Şahin, otogarlar ve dinlenme tesislerinin kapanmasından olumsuz etkilendiklerini belirterek, "Koronavirüs Kocaeli'nin bir değeri olan pişmaniye sektörünü de ciddi derecede etkiledi. İlk olarak bizim müşteri potansiyelimizin olduğu otogarların kapatılmasıyla biz bunu yavaş yavaş hissetmeye başladık. Ardından 31 ile seyir yasağı gelmesinden sonra dinlenme tesisleri kapatıldı. Biz bu şekilde bunu daha fazla hissetmeye başladık. Çünkü bizim müşterilerimizin çoğu dinlenme tesisleri ve otogarlar gibi hediyelik eşyaların satıldığı noktalarda oluyor. Bunlar kapatılınca bizim sektörümüz çok ciddi derecede etkilendi" dedi.

'18 ÜRETİCİMİZDEN SADECE 1'İ ÇALIŞIYOR'

Toplam 18 üreticiden sadece 1'inin çalıştığını söyleyen Şahin, "Kocaeli için gerçekten çok büyük bir değer olan pişmaniye, hem markası hem coğrafi işaretiyle hem ile sağladığı getirisiyle ve istihdam katkısıyla önemli bir üretim sektörü. Kocaeli'de şu an 18'e yakın pişmaniye üreticimiz var. Bu firmalarda yaklaşık 400 kişiye istihdam sağlanıyor. Biz Kocaeli için ihracat üreten bir sektörüz. Kocaeli dışındaki parayı, Kocaeli'ne getiren üreticileriz. Bundan dolayı bizim etkilenmemiz hem Kocaeli'ne para gelmesine engel oluyor hem de Kocaeli'ne sağlamış olduğumuz istihdamı da ciddi derecede etkiliyor. Bizim 18 üreticimizden sadece 1 tanesi çalışıyor. Diğer hepsi mecburen üretimlerini kapatmak zorunda kaldı. Çünkü mal satışı yapabileceğimiz yerlerin hemen hemen hepsi kapanmış durumda. Yurt dışı sevkiyatları tamamen durmuş durumda. İhracatımız olmuyor, il dışı sevkiyatlar olmuyor, otogarların da kapanmasıyla üretim tamamen durdu. Şu anda sadece 1 üreticimiz, o da haftada sadece 1 gün üretim yapıyor. Onun dışında pişmaniye üretimi tamamen durmuş durumda" diye konuştu.

Ramazan Bayramı yaklaştıkça üretimin artması gerektiğini belirten Şahin, "Normalde, bayrama yaklaştığımız zamanlarda üreticilerin üretim miktarı eskisine nazaran neredeyse yüzde 40 civarında artıyordu. Hediyelik ürün olduğu için ramazanın 15'inden sonra çok ciddi derecede üretime yoğunlaşıyorduk. Bizim tüm üreticileri topladığımızda haftalık 30 ton civarında bir üretimimiz oluyor. Şu anda üretim haftada 2 tona kadar düştü. Yaklaşık 400 kişiye istihdam sağlarken, tüm sektör şu anda toplam 20- 30 kişiyle iş yapar hale geldi. Tüm çalışanlarımızı izne ayırmak zorunda kaldık. Ücretli izni olanlar onları kullandı, geri kalan herkesi ücretsiz izne ayırmak zorunda kaldık" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

- Boş pişmaniye üretim alanından görüntüler

- Dernek başkanı Mustafa Şahin'in üretim aletlerini kontrol etmesi

- Mustafa Şahin ile röp.

- Detay

========================

Tarım işçilerinin kaldığı çadır kentlere sağlık hizmeti

ADANA'da, koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında, tarım işçilerinin kaldığı çadır kentler, İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince ambulansla gezilerek, işçilerin ve çocuklarının sağlık taraması yapılıyor.

Yeni tip koronavirüs (covid-19) tedbirleri kapsamında birçok iş kolu faaliyetlerini durdurmuş olsa da tarım sektöründe üretime devam ediliyor. Karataş ilçesindeki birçok tarlada tarım işçileri, çalışmaya devam ediyor. Çadır kentlerde kalan tarım işçilerinin ve ailelerinin sağlığını korumak amacıyla Adana Valiliği'nce görevlendirilen İl Sağlık Müdürlüğü Karataş Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, gün boyu ambulansla civardaki çadır kentleri gezerek tarama ve bilgilendirme yapıyor.

'KORONAVİRÜSE KARŞI BİLGİLENDİRİYORUZ'

Haftanın 5 günü 2 ekibin vardiyalı olarak tarım işçilerinin kaldığı çadır kentlere geldiklerini söyleyen hemşire Şükran Can Özgöçer, ilk olarak aşısı eksik olan çocukları tespit edip aşılarını tamamladıklarını söyledi. Şu anda ön plandaki sağlık çalışmalarının koronavirüs salgını hakkında olduğunu vurgulayan Özgöçer, "Tarım işçilerimize sosyal mesafe konusunda bilgi veriyoruz. Maske dağıtıyoruz ve ateş ölçümlerini yapıyoruz. Ambulansımızla belirli günlerde çadır kentlere geliyoruz. Suriyeli tarım işçilerinin yoğunlukta olduğu için yanımızda tercümanımızda oluyor. Onlar da bu çalışmalarımıza duyarlılık gösterip katılım sağlıyorlar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

---------------------------------

Muhabiri Can Çelik'in anonsu

- Sağlık taramasından genel ve detaylar

- Hemşire ile röp.

- Çadırlardan detaylar

====================

Hataylılar iftarda meyan şerbeti tüketiyor

HATAY'da, ramazan ayında iftar sofralarının vazgeçilmez içeceği olan meyan kökü şerbeti, yoğun ilgi görüyor.

Kentin merkez ilçesi Antakya'nın Tarihi Uzun Çarşı'nın girişinde meyan şerbeti satan Mehmet Gündüz, 31 yıldır her ramazan ayında meyan şerbeti ve şalgam tezgahını kuruyor. Gündüz, Hatay mutfağının lezzetli ama bir o kadar yağlı ve acılı yemeklerini vatandaşların meyan kökü içerek kolaylıkla sindirebildiğini belirtti. Meyan kökünün sindirimi kolaylaştırdığını ve tok tuttuğunu dile getiren Gündüz, "Meyan kökü tamamen doğal bir bitkiden yapılıyor. İçerisinde kesinlikle hiçbir katkı maddesi bulunmuyor. Katkısız olduğu için sağlıklı. Sadece kök ve sudan oluşuyor. İçerisinde koruyucu herhangi bir katkı maddesi bulunmuyor ve bu yüzden 1 yıl dayanabiliyor" dedi.

SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRIYOR

Kentin ağır yemek kültürüne sahip olduğunu ve bu nedenle sindirimi kolaylaştıran meyan kökününün çok tercih edildiğini ifade eden Gündüz, "Hatay sofralarının özellikle vazgeçilmeyen içeceği olan meyan kökü, iftarlarımızın olmazsa olmasıdır. Hatay'ın yemekleri yağlı ve ağır olur. Acımız, ekşimiz ve tatlımız baya ağır olur. İftarını meyan kökü ile yaptıktan sonra anında mideyi rahatlatır. Sindirimi kolaylaştırıyor" diye konuştu.

Görüntü Dökümü

--------------------------

-Şerbet Ustası Mehmet Gündüz'ün meyan şerbetini göstermesi

-Uzun çarşı içinde görüntüsü

-Alışveriş yapanlar

-Meyan şerbeti ve bitkisinden görüntü

-Şerbet Ustası Mehmet Gündüz ile röp.

====================

Emekli olduğu okulun bahçesindeki yaralı kediyi tedavi ettirdi

OSMANİYE'de, emekli olduktan sonra da görev yaptığı okulun bahçesindeki sokak hayvanlarına bakmayı sürdüren eğitimci Kazım Aytaş, yaralı halde bulduğu kediyi tedavi ettirip eski sağlığına kavuşmasını sağladı.

Rahime Hatun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde Müdür Yardımcısı olarak görev yaparken 7 ay önce emekli olan ve çalışma hayatı süresince okulun bahçesindeki yaklaşık 15 kedinin bakımını yapan Kazım Aytaş, binlerce öğrenciye de hayvan sevgisini aşıladı. Aytaş, koronavirüs salgını nedeniyle eğitime ara verilen okuldaki kedileri emekli olmasına rağmen yalnız bırakmıyor.

Okulun bahçesinde yaptığı bir besleme faaliyeti sırasında kedilerden bir tanesinin ayağının sektiğini gören Kazım Aytaş, vakit kaybetmeden Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Osmaniye İl Temsilciliğine ulaştı.

'HAYTAP'A DESTEKLERİNİZ HAYVANLARA ŞİFA OLUYOR'

Veteriner Hekim Ali Laçinbala tarafından kedinin tedavisini aynı gün ücretsiz bir biçimde gerçekleştirdiğini ifade eden Aktaş, "Erkek olan kedimiz yapılan küçük bir operasyonla yeniden sağlığına kavuştu. Çağırdığımız zaman geliyorlar ve beslemelerini sürdürüyoruz. Şehrimize böylesine güzel bir kazanım yapan Hayvan Hakları Federasyonu'na çok teşekkür ediyorum. HAYTAP'a destekleriniz hayvanlara şifa oluyor. Desteklerimizi esirgemeyelim" dedi.

'YARALI KEDİMİZİN TEDAVİSİNİ YAPTIK'

HAYTAP İl Temsilcisi Veteriner Hekim Ali Laçinbala ise gelen bir ihbar üzerine harekete geçtiklerini ve olay yerinden kedinin alındığını belirterek, "Yaralı kedimizin tedavisini yaptık. Arka sağ bacağında muhtemelen dikenli tel yırtığından oluşan bir buçuk santimlik bir açık yarası olan kedimizin yara yüzeylerini temizledikten sonra gerekli antibiyotik ve mineral desteğini yaptık. 6 dikişle yarayı kapattık. Paraziter ilaçlar uygulayarak hem kendi hem de halk sağlığını koruduk. 1 gün gibi kısa bir süre sonunda okula kontrole gittiğimizde bizleri koşarak karşıladı" dedi.

Ali Laçinbala, Türkiye'nin birçok noktasında sahipsiz sokak hayvanlarına yaptığı faaliyetlerle kurumlara örnek olan HAYTAP'a destek beklediklerini ifade edip, "Pandemi dolayısıyla evden çıkmayın fakat kapınızın önüne bir kap su bir kap mama koymayı unutmayın" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

---------------------------

- Emekli öğretmen Kazım Ayaş'ın okulun kapısından girişi

- Kedileri çağırması, kedilerin koşarak Ayaş'a yaklaşması

- Kazım Ayaş'ın konuşması

- Kedinin yaralı ayağının ilaçlanması

- Kedinin açık yaralarının dikilmesi

- Tedavi sonrası kedi okul bahçesinde yürürken

- Ayaş'ın okul bahçesinde kedilerle birlikte görüntüsü ve burada yaptığı konuşma

- Ayaş'ın kedilerle oynaması

- HAYTAP İl Temsilcisi Veteriner Hekim Ali Laçinbala'nın konuşması

====================

Türkiye'nin ilk kadın trafik polisi: Bir anne olarak çok gururluyum

MERSİN'de oturan Türkiye'nin ilk kadın trafik polisi 71 yaşındaki Fikriye Yavuz, mesleğine başladığı zamanı gülümseyerek anlatıp, "Bir kadın ve anne olarak çok gururluyum" dedi.

Merkez Yenişehir ilçesinde oturan 2 çocuk ve 3 torun sahibi Fikriye Yavuz, 40 yıllık meslek hayatını anlattı. Çocukluk hayalini gerçekleştirdiği için, bir anne olarak mutlu ve gururlu olduğunu söyleyen Yavuz, o günlerden gülümseyerek bahsetti. Tarsus ilçesinde otururken 1968 yılında liseyi bitirdikten sonra, komşularının önerisiyle bir gazetedeki ilanı görerek başvuru yapan Yavuz, henüz 18 yaşındayken hayaline ulaştı. Ağabeyinin desteği ile meslek hayatına başladı. Babasının ilk başlarda karşı olduğunu söyleyen Yavuz, o günleri şöyle anlattı:

"Trafik polisi komşumuz Hilmi bey vardı, trafik polisi olmamı teklif etti. Gazetedeki ilanı gördükten sonra kadın polis alınıp alınmadığıyla ilgili telgraf çekmiştim. Merakla yanıtı beklerken, telgrafıma yanıt gelmiş ancak babam telgrafı saklamış. Ağabeyim gülerek, "Telgrafın cevabı geldi, babamı bir yokla" dedi. O an çok heyecanlandım. Babamla konuştuktan sonra, kıramadı ben, telgrafı verdi. Telgrafıma olumlu yanıt gelmişti. Bunun üzerine Tarsus İlçe Emniyet Amirliği'ne başvurdum. Müracaatımı İstanbul olarak yaptım. Tayinim çok istediğim İstanbul'a çıktı. Abimle beraber İstanbul yolcuğumuza başladı. 2 aylık eğitime başladım. 1968'de resmi kıyafeti giyerek göreve başladım.

ŞAŞKIN BAKIŞLAR ARASINDA KADIN TRAFİK POLİSİ

Vatandaşların kendisini meraklı gözlerle izlediğini, şaşırdıklarını dile getiren Fikriye Yavuz, "Zıvana denilen varillerin içinde görev yaptım. 4 yıl sonra polis akademisine çağrıldım. Oradaki eğitimden sonra komiser yardımcısı olarak mezun oldum. Evliydim ve bir çocuğum vardı. Sonrasında çeşitli illerde çalıştım. Terfi ederek birinci sınıfa kadar yükseldim. 2009'da Adana polis baş müfettişi olarak emekli oldum. Çok mutluyum, gururluyum. Çok güzel bir duygu. Çocuklarıma da onu aşıladım. Okumanın önemini vurguladım" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------------------------

-Fikriye Yavuz eski resimlerini gösterirken

-Fikriye Yavuz ile röp

======================

Kocaeli'den "tahılın başkenti'ne at yemi

KOCAELİ'nin Basiskele ilçesinde yem fabrikası bulunan Ayhan Zeytinoğlu, ürettikleri at yemini "tahılın başkenti" olarak kabul edilen Avustralya'ya ihraç ettiklerini belirterek, "Avustralya dünyaya at yemi satan, kendi merkezlerinden yem üreten ve tahılın merkezi olan ülke. Dolayısıyla oraya at yemi ihraç ediyor olmanın verdiği gururu yaşıyoruz" dedi.

Basiskele'deki fabrikasında uzun yıllardır hayvan yemi üretimi yapan iş insanı Ayhan Zeytinoğlu, yaklaşık 2 sene önce at yemi üretmeye karar verdi. Kendi fabrikasında ürettiği at yemini ilk olarak yurt içinde bulunan firmalara dağıtan Zeytinoğlu, talep gelmesi üzerine Amerikan şirketi aracılığıyla dünyanın farklı noktalarına da ihraç etmeye başladı. Ürettiği at yeminden ayda yaklaşık 150 ton ihraç ettiğini anlatan Zeytinoğlu, en büyük talebin "tahılın merkezi" olarak kabul edilen Avustralya'dan geldiğini söyledi.

'AYDA 150 TON YEM İHRAÇ EDİYORUZ'

Amaçlarının, ilerleyen dönemlerde pazarlarını genişleterek, daha fazla ihracat yapmak olduğunu belirten Ayhan Zeytinoğlu, "Bizim sürecimiz çok uzun. Bizim bu işe talip olmamız ve fiilen ihracata başlamamız 1,5 yılımızı aldı. 2020 yılının mart ayından bu yana da ihracata başladık. Yaklaşık olarak ayda 150 ton yem ihraç ediyoruz. Biz yem üretiminde bir ilki başlatarak Avustralya'ya yem ihraç ettik. Yem değişik bir üründür, ağır olduğu için ve fiyatı düşük olduğu için çok uzaklara gitmesi pek mümkün değildir. Ancak hem kalitemizle hem de fiyatımızla Amerikan bir şirket aracılığıyla Avustralya'ya bir ürün gönderiyoruz. Bunun çok değerli olduğunu düşünüyorum; çünkü Avustralya, dünyaya at yemi satan, kendi merkezlerinden yem üreten ve tahılın merkezi olan bir ülke. Dolayısıyla oraya at yemi ihraç ediyor olmanın verdiği gururu yaşıyoruz. İnşallah hedefimiz bunu Orta Doğu'ya, Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere Japonya'ya kadar ihraç etmek daha sonra da Amerika pazarına girmek. Avrupa da bizim bölgemiz, Avustralya'daki başarımız devam ettikçe daha çok ihracat yapacağız, diye ümit ediyorum" diye konuştu.

'TAHILIN MERKEZİ OLAN ÜLKEYE TAHIL SATIYORUZ'

Ürettikleri at yemini "tahılın başkenti" olarak kabul edilen Avustralya'ya ihraç ettiklerini ve bunun kendileri için çok önemli olduğunu söyleyen Zeytinoğlu, "Şu anda bizim ürettiğimiz at yemini dünyada Amerika'da, Güney Kore'de ve Türkiye'de yani bizim fabrikamızda üretiliyor. Bu başarımız devam ettikçe muhtemelen ithalatçı firmalar bizim ülkemiz daha yakın olduğu için Güney Kore'den sipariş vermeyi durduracaklar ve bize sipariş vermeye başlayacaklar. Türkiye'den dünyaya çok fazla bir yem ihracatı olmuyor ama at yemi olarak biz ürün gönderiyoruz. Bu ürünün gemilerle Avustralya'ya ulaşması 60 gün sürüyor. Dolayısıyla çok gurur duyduğumuz çok önemli bir mesele. Çünkü tahılın merkezi olan bir ülkeye tahıl ürünü satıyoruz. Ürettiğimiz yemlerde herhangi bir hayvansal protein yok ve tamamen bitkisel ürünler var. Belki katma değeri olağanüstü yüksek değil ama yem olduğu için çok teknik bir ürün" dedi.

Şu anda fabrikalarındaki 500 ton üretim kapasitesinin 150 tonunu kullandıklarını belirten Zeytinoğlu, "Ayda 150 ton ihracat yapabiliyoruz, kapasitemiz ayda 500 tona rahatlıkla ulaşabilir ama bunun için pazarımızı genişletmemiz lazım. Bu da bizim isteğimizle olmuyor. İlerleyen dönemlerde gelen taleplere göre kapasitemizi ayda 1000 tona çıkarabiliriz" diye konuştu.

Görüntü Dökümü

-Üretim yapılan fabrikadan görüntü

-Üretilen at yeminden görüntü

-Ayhan Zeytinoğlu ile röportaj

-Detaylar

=========================

Malatya'da üretilen maske, 1 milyarın üzerinde sipariş aldı

MALATYA'da bir medikal şirketi, koronavirüs salgını nedeniyle piyasadakilerden farklı olan 3 katmanlı maske üretti. Salgının yayıldığı ülkelerin dikkatini çeken maskeden 1 milyarın üzerinde sipariş yapıldı.

Tüm dünyayı etkisi altına alına yeni koronavirüs salgınına karşı maske kullanımının önemli olduğunun vurgulanmasından sonra Malatya'da İnönü Üniversite'ne bağlı Teknopark'ta faaliyet gösteren bir firmada AR-GE çalışması yaparak tüm dünyanın dikkatini çeken bir maske üretti. Diğer maskelere göre daha uzun süre kullanılabilen ve koronavirüse karşı koyabilme özelliğine sahip maske için 1 milyarın üzerinde sipariş alındı. Sağlık Bakanlığı'nca üretimi onaylanan maskenin diğer ülkelere gönderilmesi için onay bekleniyor.

'24 SAAT KULLANILABİLİYOR'

Maske hakkında bilgi veren firmanın Yönetim Kurulu Başkanı Kimyager Ali Pektaş, maskelerin Sağlık Bakanlığı onaylı olduğunu dile getirerek, "Tesisimizde 50 kişi çalışıyor. Bu maskeler Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandı. Biz diğer maskelerde olmayan iki tane teste sahibiz. Bunlardan birincisi 24 saat kullanılabiliyor olması, ikincisi de Kovid virüsünü geçirmediği laboratuvar testleriyle onaylandı. Bunun yanı sıra diğer maskelerde görüldüğü gibi uzun süreli kullanımlarda karbonmonoksit gazının uzun süre dışarı çıkmamasından dolayı bayılma olaylarının gerçekleşebileceği uzmanlar tarafından konuşuluyor. Bizim maskelerimizin özelliği şu; hava alabiliyor. Hava alabildiği için de içeride bir karbonmonoksit gazının birikmesi mümkün değil. Uzun süreli kullanımlara da uygun" diye konuştu.

'1 MİLYARIN ÜSTÜNDE SİPARİŞ'

1 milyarın üstünde siparişin şu an itibariyle alındığını ifade eden Pektaş, "24 saat kullanılıyor olması şu anda sağlık çalışanları için çok önemli bir etken. Maskenin virüsleri geçirmiyor olması, özellikle virüsü geçirmiyor olması, bunun ispatlanmış olması dünyadaki bütün maskelerden başkalaştırıyor. Sebepten dolayı da yurt dışından çok büyük talep var. 1 milyar adetin üstünde maske talebi var. Biz bu talebe cevap vermeye çalışıyoruz. Tam otomatik sisteme geçmek üzereyiz onun alt yapısı yapılıyor. Ama mevcutta şu anda günlük tek vardiyada 50 ila 70 bin maske üretebiliyoruz. Bu sayıyı da her hafta arttırarak devam ediyoruz" dedi.

'NEFES ALINCA GÖZLÜKLER BUĞULANMIYOR'

Ali Pektaş, Avrupa ülkeleri ile Amerika'dan çok sayıda talep geldiğini belirterek, "Özellikle Avrupa ülkelerinden çok fazla talep alıyoruz. Yurt dışına tanesi 1 dolardan satılan maskeyi İspanya, İtalya, ABD, Almanya, Slovakya, İngiltere, Hollanda, Katar, Dubai, Rusya, Dominik, Avusturya, Kanada ve İsviçre sipariş etti. İhracatını yapmak için ön müracaatımızı yaptık. Ön iznimizi bekliyoruz. İzin süreci tamamlandıktan sonra da ürünlerimizin yurt dışına sevkiyatına başlayacağız. Bu maske tasarlanırken ergonomik olarak oturması ve hava almaması. Maske için en önemli etken dışarıdan havayı almaması. Sağlık çalışanları gözlük kullanacağı için çalışma yaparken, buharlanma sorunu yaşamıyorlar. Hava geçirmediği için gözlükteki buğulanmanın önüne geçiyoruz. Birçok yönden var olan maskelerden çok daha üstün olduğunu kanıtlamış" diye konuştu.

'DIŞ YÜZEYİ SU VE HAVA GEÇİRMEYEN BİR KATMAN'

Orta katmanın firmanın kendisinin yaptığı doğal bitki solüsyonundan oluştuğunu söyleyen Pektaş, "Maskemiz 3 katmandan oluşuyor. Dış yüzeydeki katmanımız su geçirmeyen hava geçiren bir katman. Orta katmanı bizim kendimizin hazırladığı solisyonlu katman, iç katman da yine su geçirmeyen bir katman. Fakat hava geçirmiyor. Dolayısıyla birçok sorunu çözmüş oluyoruz. Bir diğer artısı da ürünler tek tek ambalajlı. Kullanıcı ambalajı açtığı zaman ürünün temizliğinden ürünün gerçekten işe yarayıp yaramadığından emin oluyor. Diğer maskeler gibi 50 ya da 100'lü ambalajlarda değil hava almayan özel tasarlanmış ambalajlarda sunuluyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------------

- Muhabir Taha Ayhan'ın anonsu

- Maske üretimi

- Çalışanlar

- Dikilen maske

- Su geçirmeme testi

- Ali Pektaş röp.

- Maskenin paketlenmesi

- Genel ve detay görüntüler

=======================

Bolu'da yayla ve ormanlık alanlara ilgi arttı

BOLU'da, koronavirüsten korunmak isteyen vatndaşlar, yaylalara akın etti. Bazı vatandaşlar da Gölcük ve Abant Tabiat Parkları ve Yedigöller Milli Parkı gibi doğal güzelliğiyle ünlü yerlerin ziyaretçilere kapatılmasıyla hafta sonunda günübirlik olarak alternatif doğal ortamlara yöneldi.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında, Bolu'nun doğal güzelliğiyle turizm yerlerinden olan Abant ve Gölcük Tabiat parkları ile Yedigöller Milli Parkı ziyaretçilere kapandı. Abant, Gölcük ve Yedigöller'e gidemeyen vatandaşlar, hafta sonunda az bilinen Karamanlar Göleti'ne gitti. Vatandaşlar, günübirlik olarak ziyaret ettikleri gölet etrafında sessiz ve sakin ortamda doğal güzelliğin tadını çıkardı. Ziyaretçiler, koronavirüs günlerinde şehirden uzaklaşıp doğal ve az insanın bulunduğu ortamlara gelmenin kendilerini iyi hissettirdiğini söyledi.

YAYLAYA YERLEŞTİLER

Bolu'da oturan vatandaşlar da şehirden uzaklaşıp yaylalara gitmeyi tercih etti. Ağaççılar, Kürkçüler, Paşaköy, Civril, Kızılağıl, Kılıçarslan köylerinin yaylası olarak kullanılan At Yaylası da doldu. Bolu'nun en büyük yaylalarından olan ve doğal güzelliğiyle kendine hayran bırakan At Yaylası'na gelen vatandaşlar, doğayla iç içe ve insandan uzak olan ortamda yaz ayını geçirmeyi planlıyor.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Karamanlar Göletinden görüntüler

-Gölet kenarındaki vatandaşlar

-Röportaj

-At yaylasından görüntüler

-Drone görüntüleri

-Röportaj

======================

Başhemşireden Anneler Günü mesajı: Koronavirüsten daha güçlüyüz

DİYARBAKIR'da koronavirüsle mücadelenin sürdüğü Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'nin başhekimi 3 çocuk annesi Rahime Alp (40), Anneler Günü mesajında, "Hemşire demek zaten anne demektir. Bu süreçte hemşirelerimiz çok büyük bir özveriyle çalıştılar. Kimisi yurtta, kimisi misafirhanelerde kaldı. Görevlerini tamamladıktan ve izolasyon süreleri de bittikten sonra ailelerine kavuştular. Koronavirüsten daha güçlüyüz" dedi.

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri bünyesinde koronavirüsle mücadele kapsamında kurulan Pandemi Hastanesi'nde görev yapan kadın hemşireler, Anneler Günü'nde de mesailerini sürdürdü. Koronavirüs tedavisinde özveriyle çalışan hemşirelerin Anneler Günü mesajı ise, "Koronavirüsten daha güçlüyüz" oldu. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'nin başhekimi Rahime Alp, koronavirüs salgını ortaya çıktığı anda hastanede güçlü bir hemşire kadrosunu kurduklarını ifade ederek, salgınla mücadelede hemşirelerin ön saflarda yer aldığını söyledi.

'KİMİSİ YURTTA KİMİSİ MİSAFİRHANELERDE KALDI'

Hemşirelerin özveriyle çalıştıklarını anlatan Alp, birçoğu evlerine gidemediği için yurt ve misafirhanelerde kaldıklarını söyleyerek, "Bu süreçte görevlendirmeler yapmak bizim için çok zordu. Sadece çalışanlar açısından değil idareciler açısından da bu süreci yönetmek çok zordu. Görevlendirdiğimiz herkesin arkasında aileleri vardı, çocukları vardı. Süt emziren annelerimiz vardı. Bunların hepsini göz önünde bulundurarak uygun kişileri görevlendirmeye çalıştık. Bu süreçte hemşirelerimiz çok büyük bir özveriyle çalıştılar. Kimisi yurtta, kimisi misafirhanelerde kaldı. Görevlerini tamamladıktan ve izolasyon süreleri de bittikten sonra ailelerine kavuştular" dedi.

'HEMŞİRE DEMEK ZATEN ANNE DEMEKTİR'

Tüm hemşireler olarak koronavürsten daha güçlü olduklarını ifade eden Atlı, "Çok iyi bir ekibiz. Hemşire demek zaten anne demektir. Literatüre baktığımız zaman zaten hemşirenin anlamı kız kardeş ve anne olarak karşımıza çıkıyor. Bu süreçte hem tüm hemşirelerimizin hem de annelerimizin Anneler Günü'nü kutluyorum ve herkese çalışmalarından dolayı da teşekkür ediyorum. Benim de 3 çocuğum var. Çocuklarımı görebiliyorum, eşim de çalışıyor. Çocuklarımıza eve girişteki o sarılma anlarımız yok. Onlara sarılamıyoruz. Mesafemizi koruyarak giriyoruz eve. Bütün hijyeni sağladıktan sonra onlarla ancak irtibata geçebiliyoruz" diye konuştu.

'HEMŞİRELER SAĞLIĞIN DİNAMOSU'

Pandemi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Fesih Aktar, hemşirelerin sağlığın dinamosu olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bu sistemin yürütülmesini sağlayan güvenlikçisinden temizlik elemanlarına, ambulans şoföründen morg görevlisine kadar çok büyük bir özveriyle bu süreci yürüttüler. Sürdürmeye de devam ediyorlar. Bilim Kurulumuz, il pandemi kurullarımız, valiliğimiz, rektörlüğümüz, başhekimliğimizle gerçekten büyük bir hizmet içerisinde bu süreci yürütmeye çalıştık. Annem başta olmak üzere, anne olan sağlık çalışanları, onların anneleri ve tüm annelerin Anneler Günü'nü kutlar ellerinden öperim."

Görüntü Dökümü

---------

Pandemi hastanesi havadan çekilen detay

Hemşirelerin hastanede çalışmasından detaylar

Rahime Alp'ın konuşması

Rahime Alp'ın el sallaması havadan detay

Fesih Aktar'ın konuşması

Hastane personelinin alkışçalmasından detay

Genel ve detay görüntüler

====================

Koronavirüsten korunmak için yazlıklara akın ettiler

SAMSUN'da, her yıl okulların tatil edilmesiyle başlayan yazlık sezonu, bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle erken başladı. Salgına karşı alınan tedbirler kapsamında kendilerini izole etmek isteyenler, yazlıklarına akın etti.

Samsun'da koronavirüs salgını nedeniyle her yıl okulların tatil edilmesiyle başlayan yazlık sezonu bu yıl koronavirüs nedeniyle erken başladı. Koronavirüsten korunmak isteyenler, özellikle Atakum ilçesinin Altınkum, İncesu, ve Taflan mahallelerindeki yazlıklarında kendilerini izole ediyor. Sokağa çıkma yasaklarında yazlık evlerin bahçesine inenler, keyifli vakit geçiriyor, çocuklarda açık alanda oyunlar oynuyor.

'ÖZELLİKLE YAŞLILAR İÇİN TERCİH EDİYORLAR'

Bu yıl yazlık sezonunun koronavirüs nedeniyle daha erken başladığını söyleyen Tandoğan Ataseven, "Bu yıl erkenden yazlığa gelenlerin sayısı daha fazla. Önceden okullar tatil edildikten sonra yazlıklarına gelirlerdi şimdi virüs başladığından sonra gelmeye başladılar. Yazlıkların olduğu yerler daha sakin. Sitenin içindeyiz çıkıp yürüsek kimse bir şey demiyor. Çocuklarımız bahçede oynuyor. Özellikle yaşlılar için insanlar yazlıkları tercih etti. Şehir merkezinde dışarı çıkamadıkları için yazlıklarda en azından evin bahçesine çıkabiliyorlar" dedi.

'ŞEHİR MERKEZİ DAHA RİSKLİ'

Koronavirüsten kendilerini korumak için bu süreci yazlıkta geçirmeye karar verdiklerini söyleyen Sevilay Diler de "Önceden Mayıs ayında yazlığa geliyorduk bu yıl virüs nedeniyle Mart ayında geldik ve burada kaldık. İyi ki gelmişiz apartmanda olsaydı daha zor olurdu. Burada en azından bahçeye çıkıyoruz vakit geçiriyoruz. Şehir merkezi kalabalık olduğu için daha riskli ama burada bir sitenin içerisindeyiz yaşanların sayısı oldukça az. Daha korunaklı olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.

'YAZLIKTA OLMAYI TERCİH ETTİK'

Yeşim Toktaş koronavirüs nedeniyle yazlık sezonuna birçok kişinin daha erken başladıklarını dile getirerek "Şehir merkezinde olmaktansa daha sakin bir yerde olan yazlıkta olmayı tercih ettik. Çocuklarımızda burada olmayı istediler. Burada bisiklete biniyorlar bahçede oynuyorlar daha iyi vakit geçiriyorlar. Burada bahçeyle, tavuklarımızla ilgileniyoruz hemen aktivitelerle vakit geçiriyoruz hem de insanlarla ilişkilerimizi keserek virüs riskimizi de azaltmış oluyoruz. Okula giden çocuklarım var o yüzden her yıl okullar tatil olduktan sonra gelirdik ama bu süreç nedeniyle uzaktan eğitim olduğu için yazlığa gelebildik" dedi.

'KENDİMİZİ DAHA İZOLE HİSEDİYORUZ'

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü 2'nci sınıf öğrencisi Elif Naz Toktaş ise "Dışarı çıkıp bisiklet sürüyoruz, ip atlıyoruz hamağa biniyoruz. Böylece korona günlerini güzel geçirmiş oluyoruz. Eğitimimizi uzaktan devam ettiriyoruz ama bu da oldukça zor. Ama burada kendimizi daha izole hissediyoruz. Kendi alanımız var ve bu alandan dışarı çıkmıyoruz. Şehir merkezinde olsak daha fazla insanla muhatap olacağız bu nedeniyle burada olmak daha güzel" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:

---------------------

-Yazlıkların olduğu bölgeden drone ile detaylar

-Yazlıklardan detay

-Yazlıklarında olan vatandaşlardan detay

-Röportajlar

-Detaylar

========================

Çayda aranan hasat formülü bulundu

DOĞU Karadeniz Bölgesi'nde, 4 ilde yapılacak çay hasadı için yol haritası belirlendi. Büyükşehirlerden memleketlerine dönmek isteyen ancak koronavirüs tedbirleri kapsamında seyahat kısıtlaması engeline takılan sayıları 100 bini aşkın kişi içerisinde önceki yıllarda çay hasadını kendileri yapan 10 bin dolayında üreticiye karantina uygulamalı memleketlerine giriş izni verilecek, oluşturulacak işçi havuzu ile çay hasadı gerçekleştirilecek. Çay hasadı için belirlenen yol haritası ile 2020 yılı yaş çay taban fiyatı yarın Bakanlar Kurulu toplantısında ele alındıktan sonra kamuoyuna duyurulması bekleniyor.

Doğu Karadeniz'deki Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde, 830 bin dekar alanda 1 milyon üretici aile tarafından yapılan yaş çay üretiminde hasat için sayılı günler kaldı. Mayıs ayının ortalarında başlaması beklenen çay tarımında bu yıl koronavirüs tedbirleri kapsamında, sınır kapılarının kapatılması nedeniyle 40 bin yabancı uyruklu işçinin ülkeye giremeyecek olması, büyükşehirlerden gelmek isteyen yaklaşık 100 bin üreticinin de kente girişlerinin yasaklanması ile çay hasadı için işçi arayışı başladı.

3 BAKANLIK DEVREYE GİRDİ, FORMÜL BULUNDU

İçişleri, Sağlık ve Tarım ve Orman Bakanlığı koordinesinde 4 ilin valilikleri ile ilgili kuruluşların temsilcilerinin gerçekleştirdiği toplantılarda çay hasadı için yol haritası belirlendi. Çay hasadı için gerçek üreticilere karantina uygulamalı kente giriş izni ve işçi havuzu oluşturulması formüleri üzerinde duruluyor. İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerdeki 10 bin dolayında çay üreticisine kente giriş izni verilmesi planlanıyor. Ancak salgının kentteki son seyrine göre bu karar askıya da alınabilecek. İşçi havuzuna salgın nedeniyle kendi işi olumsuz etkilenen ve iş arayanlar ile eğitime uzaktan devam edilirken memleketine dönen üniversite öğrencileri dahil edilecek. Havuzda toplanacak işçiler, büyük kentlerden gelemeyen ve çayını kendisi toplayamayacak olan üreticiler adına yevmiye ile çalışacak. Çaykur'a yeni işçi alınarak çay hasadında görevlendirilmeleri de seçenekler arasında yer alıyor. Çay hasadı için belirlenen yol haritası ile 2020 yılı yaş çay taban fiyatı yarın Bakanlar Kurulu toplantısında ele alındıktan sonra kamuoyuna duyurulması bekleniyor.

AK PARTİ'Lİ YAZICI: FERAHLATICI BİR KARAR ÇIKAR

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Rize Milletvekili Hayati Yazıcı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilecek kabine toplantısında çay üreticileri ve çay fiyatı ile ilgili değerlendirmelerin yapılacağını söyledi. Yazıcı, "İnşallah kabine toplantısında hem çay fiyatı hem de çay toplamak üzere Rize'ye dönüşle alakalı bir karar çıkar. Karar sonrası dönüşlere izin verilir veya verilmez o ayrı bir konu. Bu koronavirüsü hazır kontrol altına almışken Rize'yi tekrar üzüntüye sevk edecek bir sonuca yol açmaması için de büyük bir hassasiyet içindeyiz. Pazartesi günü inşallah ferahlatıcı bir karar çıkar. Biz kimseyi, hiçbir vatandaşımızı gerekli olmadığı halde zora sokacak bir davranış içinde olmayız. Ama sağlığımız her şeyin önünde. Biz müstahsilimizi hiçbir zaman enflasyonun altında ezdirmedik. Hemşehrilerimiz hiç tedirgin olmasın. Suhuletle, sükunetle süreci takip etsinler. En rasyonel karar neyse onu alacağız" dedi.

ÜRETİCİLER İYİ FİYAT BEKLİYOR

Çay üreticileri de 2020 yılı yaş çay taban fiyatını merakla bekliyor. Üreticiler, geçen yıl taban fiyatı 2,90 lira, destekleme ise 13 kuruş olmak üzere toplamda 3,03 lira olan yaş çay taban kilogram fiyatının bu yıl en az 4 lira olmasını istiyor. Çay Üreticileri Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Mavi bu yıl çay hasadında olağanüstü durumlar yaşadıklarını belirterek, "Çay üreticisinin aldığı temel gıda ürünleri arttı. Bu yıl çay fiyatının desteleme ile beraber 4 lira 15 kuruş olmasını bekliyoruz. Bu şekilde olursa üreticide mağdur olmaz. Cumhurbaşkanımız da bir çay üreticisi olduğundan üreticiyi üzmeyecek bir fiyat açıklayacaktır" diye konuştu.

'YÜZDE 30 ZAM BEKLİYORUZ'

Çay üreticisi Bayram Dinç, "Bu sene çayın maliyetleri arttı. Vatandaşlar çaylığına gelemiyor. Bu sene fiyatı 4 liradan aşağı olursa üreticiyi korumaz. Bu ekonomik şartlarda en az 4 lira olması gerekiyor. Çay çok zahmetli bir iş, dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Dışarıdan gelen biri hemen çay toplayamaz. Çay toplamak bir sanattır" dedi. Rasim Sandalcı ise, "Çay fiyatı geçen yıl 3 lira civarındaydı. Bu yıl 4 lira olması gerekiyor. 4 lira olması da üretici için yine de yeterli değildir. Emeğimizin karşılığını almak istiyoruz" ifadelerini kullandı. Murat Aksoy da, "Bugün şartlarında taban fiyat 4 lira olması lazım. Biz bu sene yüzde 30 bir zam bekliyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

- Çay tarlarlarından detay

- Çay Üreticileri Dayananışma Dernek Başkanı Mustafa Mavi röp

- Çay üreticileri röp

- Muhabir anonsu (Mehmet Can PEÇE)

======================

Kilosu 200 lirayı bulan "Dolaman" mantarını bulmak için karış karış arıyorlar

KARAMAN'da, bahar mevsiminde araziye çıkanlar, altın arar gibi "domalan" adı verilen mantarı arıyor. Geçen yıl kilosu 80 TL'den alıcı bulan ve bu yıl az olması nedeniyle 200 TL'ye kadar yükselen domalan mantarını bulmak için taş ve otların altlarına kadar bakılıyor. Patates yumrusuna benzeyen domalan mantarının kırmızı et kadar besleyici proteini ve lif kaynağıyla afrodizyak etkisi olduğu biliniyor.

Doğada kendiliğinden yetişen ve 1 aylık sürede toprak altından çıkarılmadığı takdirde çürüyen domalan mantarı görünüm itibariyle patatese benziyor. Taş ve otların altlarına tek tek bakan yöre halkı, buldukları mantarları, ellerindeki çubuklarla toprağı hafif kazdıktan sonra çıkarıyor. Geçen yıllara göre bu yıl çok az görülen domalan mantarının fiyatlarında da ciddi anlamda yükselme meydana geldi. Domalan mantarının nadir yerlerde çıktığını belirten Eyüp Evci, bu yıl geçen yıla oranla çok az sayıda bulduklarını belirtti. Evci, şöyle konuştu:

''Bu yıl Karaman'da domalan veya dolaman olarak adlandırılan mantarın geçtiğimiz yıllara göre çok az. Bizler yiyecek kadar buluyoruz. Her yıl bahar geldiği zaman bir heyecanlanıyoruz. Bu yıl yağmurumuz güzel ama domalan mantarı az. Güzün don almazsa bu dolaman mantarının bir otu var o ot kurumazsa o yıl dolamanımız güzel oluyor. Genellikle bu dolaman mantarını yurt dışında Araplar ülkeleri çok seviyor ve çok fazla alıyor. Arapların sayesinde piyasada yükseliyor.''

FİYATI 200 TL'Yİ BULUYOR

Bu yıl dolaman mantarının az olduğu için kilo fiyatının 200 TL'ye kadar yükseldiğini ifade eden Evci, şunları söyledi:

"Bu yıl bana satın almak için kilosuna 200- 250 TL veriyorlar, ama ben topladıklarımı satmıyorum. Dediğim gibi bu yıl az çıkıyor ve ben topladıklarımı çoluğumla çocuğumla tüketiyorum. Bu lezzet bu yıl parayla değişilmez. Bu yıl satışı yok diyebilirim. Ben satmıyorum ama satan bir kaç arkadaşım var. Onlarda 200 TL'den aşağı vermiyorlar. Bu mantarın toplaması hiç kolay değil. Bunu herkes toplayamaz, özellikle bu yıl sadece çok iyi bilen kişiler toplayabilir. Hemen hadi dağa çıktım dolaman toplayayım deyip toplanamaz. Millet kabarık dediğimiz şeklini bulabilir ama yerde yatan dolamanı bulmak çok zordur. Dolaman mantarı genellikle kumluk alanlarda başta çıkar, ilk olarak bu alanlar ısındığı için daha sonra toprak olan arazilerde çıkmaya başlar. Dolaman kumlu alanlarda genellikle gizli kalır. Şu an bulunduğumuz alan biraz kumlu alan olduğu için gizli kalıyor ve bu yüzden çoğu kişi bu alanda bulamıyor. Dolaman mantarı, baston şeklindeki özel demir parçasıyla aranıyor. Dolaman mantarının lezzeti tek kelime ile müthiş sadece yiyen bilir."

Görüntü Dökümü

--------------------

- Mantar aramaları

- Bulunan mantarın çıkartılması

- Genel ve detay

- Röportaj

============================================

Baharın müjdecisi ballıbaba ve papatyalardan görsel şölen

AKSARAY'da, baharın gelişiyle kendini hissettirmeye başladığı Tuz Gölü'nün çevresindeki papatyalar ve "Lamium" adıyla da bilinen mor renkli ballıbaba bitkisiyle doğa rengarenk bir örtüye büründü. Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Seher Karaman Erkul, "'Mor olan (Lamium) ismiyle de bilinen ballıbaba ve diğer bitki ise papatya, bu bitkiler her zaman her zaman yoğun guruplar oluşturmazlar. Burada bir araya gelerek çok güzel bir şölen oluşturmuşlar. Bu bitkilere dikkatli bakıldığında son derece görsel bakımdan mutluluk veren bir bitkidir. Aynı zamanda doğadaki arılar içinde bal kaynağı'" dedi.

Baharın gelişiyle Aksaray- Ankara karayolunda Tuz Gölü gözetleme tepe kısmı, papatyalarla sarı ve beyaz renge, "Lamium" adıyla bilinen ballıbaba bitkisiyle de mor renge bürünmesiyle ortaya çıkan manzara kartpostalları aratmazken, ortaya muhteşem fotoğraflar da çıkardı. Yoldan geçen vatandaşlar bu doğa olayını cep telefonuyla çekerek, uzun süre bu alanda doğayla baş başa kaldı.

12 BİN BİTKİ TÜRÜ YETİŞİYOR

Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seher Karaman Erkul, Anadolu bozkırlarının birçok bitki türüne sahip olduğunu belirtti. Türkiye'de 12 bin kadar bitki türünün yetiştiğini ifade eden Erkul, şunları söyledi:

''Anadolu bozkırları zengin ve bereketli topraklarıyla birçok bitki türüne ve sahipliği yapmaktadır. Türkiye'de 12 bin kadar bitki türü yetişirken, bunların sadece 3 bin 600 kadarı ülkemiz topraklarında bulunan endemik bitkilerdendir. Aksaray, geniş düzlükleri, Hasandağı ve Tuz Gölü'ne komşu tuzlu topraklarıyla kendine has bir bitki çeşitliliğinin bulunduğu bir şehirdir. Havaların ısınmasıyla birlikte çeşitli bitkilerde çiçek açmaya başladı. Bu alanda görülün bitkilerde 2 tür çok hakim durumda. Bu türlerden mor olan "Lamium" ismi ile de bilinen ballıbaba ve diğer bitki ise papatya bu bitkiler her zaman her zaman yoğun guruplar oluşturmazlar. Burada bir araya gelerek çok güzel bir şölen oluşturmuşlar. Bu bitkilere dikkatli bakıldığında son derece görsel bakımdan mutluluk veren bir bitkidir. Aynı zamanda doğadaki arılar içinde bal kaynağı.''

DOĞA HARİKASI

Yolda geçerken tesadüfen görüp, durduklarını belirten Fatih Uçar, "'Gerçekten bir doğa harikası doğa harikasıyla karşı karşıyayız. Bu mevsimde böyle bir güzellikle karşılaştığımız için ayrıca bir mutluluk hissettik. Her köşesi bir cennet olan vatanımızda burada olduğumuzdan dolayı çok sevindik. Buradan yolu geçenlerin mutlaka durup 5 dakikasını ayırıp burada mola vermelerini tavsiye ediyorum. İnşallah burası koruma altına alınır ve nice yıllar bu şekil devam eder. Bu koronavirüs salgını olduğu bu dönemde bir an olsun nefes alacağı ve kendini iyi hissedeceği müthiş bir yerde bulunuyoruz. Koronavirüs salgınında burasının ilaç gibi geleceğini düşünüyorum" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Papatya ve ballıbabadan detay

-Çevredekilerin fotoğraf çekmesi

-Genel ve detay

-Röportaj

=====================================

Şehit evladının hatırasıyla tek başına yaşıyor

AKSARAY'da oturan Kıymet Köse (70), 15 yıl önce Hakkari'de teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan oğlu Uzman Çavuş Süleyman Köse'nin hatırasıyla tek başına yaşıyor. Oğlunun bütün eşyalarını bir odada saklayan ve odayı müzeye çeviren Köse, "'Ben tek başıma burada onun hatıralarını bekliyorum. Bu odayı da tamamen onun eşyalarıyla yaptım. Sadece şehit olduğunda askerlerin getirdikleri valizini hiç açmadım. Süleyman'ımın sadece parmağındaki yüzüğü yok. Her gün buraya girip ondan kalan eşyalarıyla vakit geçiriyorum'" dedi.

Ortaköy ilçesine bağlı Ozancık köyünde oturan 6 çocuk annesi Kıymet Köse, 37 yıl önce eşi Yusuf Köse'yi trafik kazasında kaybetti. Çocuklarına hem annelik hem de babalık yapan Köse'nin en küçük oğlu olan Uzman Çavuş Süleyman Köse, 15 yıl önce Hakkari'nin Çukurca ilçesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit oldu. Aradan geçen yıllara rağmen gözlerinden yaş eksik olmayan acılı anne Kıymet Köse, oğlunun bütün eşyalarını evinde saklıyor. Evin bir odasına müzeye çeviren Kıymet Köse, Ankara ve Almanya'da yaşayan çocuklarının kendisini yanlarına çağırmalarına rağmen, "Ben Süleyman'ımı bırakmam, onsuz yaşayamam" diyerek, tekliflerini geri çevirip, yaşamını tek başına sürdürmeye devam ediyor.

'EN BÜYÜK HAYALİ UZMAN ÇAVUŞ OLMAKTI VE OLDU DA'

Şehit oğlu Süleyman Köse'nin en büyük hayalinin uzman çavuşluk olduğunu belirten Kıymet Köse, şunları söyledi:

''Ben oğlumu öksüz büyüttüm. Askere de ben kendim uğurladım. Askerliğini bitirince, oğluma seni Almanya'ya götürelim, dedim. "Ben gitmem" dedi. Uzman çavuş olacağım dedi ve oldu. Uzman çavuş olarak 6 yıl görev yaptı. Oğlum her yere yürüyerek gidip geliyordu. Bu kadar görevini seven birisiydi. Almanya'daki ablasıyla 11 yıl görüşemedi. O zaman ablasının çocukları küçük olduğu için köye gelememişti.''

'TEK BAŞIMA ONUN HATIRALARINI BEKLİYORUM"

Köse, "'Süleyman'ım ismi gibi tam bir Süleyman'dı. Ben tek başıma burada onun hatıralarını bekliyorum. Bu odayı da tamamen ben onun eşyalarıyla yaptım. Sadece şehit olduğunda askerlerin getirdikleri valizini hiç açmadım. Süleyman'ımın sadece parmağındaki yüzüğü yok. Ondan hariç her şeyi bu odada saklıyorum. Her gün buraya girip ondan kalan eşyaları ile vakit geçiriyorum'" diye konuştu.

Oğlunun mezarındaki bayrağın bile solmasından endişelendiği için köyden dışarı çıkmadığını ifade eden Köse, "'Süleyman'ımın mezarındaki bayrağı solar, ben buraları kime emanet edip gidebilirim. Ben ve kardeşleri Almanya'dan gelince köye gelmiştik. Burada görüştük ve Ankara'dan bir telefon geldi. Süleyman göreve giderken bana, "Anne, Haziran ayında Ankara'da paraşüt atlayışı yapacağım, seni yine ziyarete geleceğim" dedi ve 6 Mayıs tarihinde şehit haberini aldım. Çocuklarımdan 3'ü Almanya'da, 1" Ankara'da, diğeri de Aksaray'da yaşıyor. Aralıklarla uğruyorlar. Çocuklarıma ve ziyarete gelenlere, şehit oğlumun eşyalarını, kaldığı odayı gösteriyorum'" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Şehit annesinden detay

-Şehit oğlunun eşyalarını göstermesi

-Eşyalardan detay

-Şehit annesi röp.

===========================================

Sporcuları geri kalmasın diye karate antremanlarını online yapıyor

VAN'ın Gürpınar ilçesinde, karate antrenörü Okan Aksu, yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle sporcuları ile bir araya gelemediği için antrenmanları online gerçekleştiriyor. Aksu, haftada 2 gün verdiği eğitimlerde ailelerin de bu konuda çocuklarına büyük destek verdiğini söyledi.

Van'ın Gürpınar ilçesinde salgın nedeniyle çalışmalarına ara vermek zorunda kalan İlçe Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü'nde karate antrenörü Okan Aksu, sporcuların antrenmanlardan geri kalmaması için çareyi sporcularına online idman yaptırmakta buldu. Bilgisayar üzerinden sporcularıyla bağlantı kuran Aksu, sporcularının neler yapmaları gerektiğini anlatıyor. Haftada iki gün yaşları 7 ile 13 arasında 40 öğrenciyle online antrenman yapan Aksu, sporcularının verilen görevi yerine getirip getirmediğini de bilgisayardan takip ederek velilerden de bilgi alıyor.

Ülkemizin koronavirüs pandemisi nedeniyle zor bir dönemden geçtiğini belirten antrenör Aksu, "Bu süreçte ülkemizin yanında olmak için sporcular, antrenörler, vatandaşlar olarak evimizde kalmalıydık bizde ilk görüldüğünden itibaren evlerimizde kalmaya başladık. Tabi daha öncesinde bizlerinde kendimizin uyguladığı antrenman programları vardı. Bu programları aksatmamak adına, çünkü biliyoruz ki bu süreç bitecek yarışmalar tekrardan başlayacak. Bizde geri kalmamak adına ne yapabiliriz? diye düşündük. Velilerimizle de görüştükten sonra 16 Mart itibariyle çalışmalarımıza başladık" dedi.

AİLELERDEN TAM DESTEK

Online idmanlarda sporcu çocukların ailelerinin çok destek verdiğini ve evdeki zemini çok iyi hazırladıklarını belirten Aksu, "Bizler de düzenimizi kurarak hiç bir şekilde antrenmanlarımıza sanki salondaymış gibi devam ettik. Geri kaldığımızı düşünmüyorum hiç bir şekilde bu süreç bittikten sonra kaldığımız yerden kazandığımız başarılara daha fazlasını ekleyerek devam edeceğimize inanıyorum. Bu süreçte bizden desteklerini esirgemeyen Gürpınar Kaymakamı Fatih Sayar, Van Gençlik ve Spor İl Müdürü Nevzat İnanç, Gürpınar Belediye Başkanı Hayrullah Tanış ve İlçe Gençlik ve Spor Müdürümüz Vural İnal'a çok teşekkür ederiz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------------------

-Online üzerinde öğrencilerine karete eğitimi veren

- İlçe Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü'nde Karate Antrenörü Okan Ak ile röportaj

-Ak, karete harekatları yaparken

-Telefkonferansta eğitim yapan öğrenciler

-Detaylar

=======================

Kaleköy'ün "Vefa'sı denizden geliyor

ANTALYA'nın Demre ilçesine bağlı Üçağız Mahallesi'nin bir bölümünü oluşturan Kaleköy'de halkın ihtiyaçları, Demre Vefa Sosyal Destek Grubu'nca teknelerle ulaşılarak karşılanıyor.

Demre'ye bağlı Üçağız Mahallesi'nin bir bölümünü oluşturan Kaleköy, Türkiye'de kara olan ancak kara yolu ulaşımı olmayan ender yerlerden biri. Kaleköy, yaz aylarında Demre, Kaş ve Üçağız Mahallesi'nden günübirlik yat turuna çıkanlar ile Antalya, Muğla sahillerinden yatla mavi tura çıkan deniz tutkunlarının uğrak yerlerinin başında yer alıyor. Kaleköy, Kekova Koyu'nun hemen kıyısındaki Likya Birliği kentlerinden Simena Antik Kenti ile iç içe bulunuyor. Birinci derecede tarihi ve doğal sit alanı olan Kaleköy'e ulaşım, sadece deniz yolu ile sağlanıyor. Yapılaşmanın yasak olduğu Kaleköy, deniz ve doğanın bir arada olduğu gezilecek yerler arasında yer alıyor.

ULAŞIM DENİZDEN

Baharda her gün yüzlerce teknenin uğradığı Kaleköy'de, koronavirüs salgını nedeniyle sessizlik hakim oldu. Yaz mevsiminde 120 nüfusun olduğu Kaleköy'e, kışı Demre'de geçirenler henüz dönmediği için az sayıda kişi, koronavirüs mücadelesinde tam izole yaşam sürüyor. Kaleköylülerin ekmek, gıda ve ilaç gibi ihtiyaçları, Demre Kaymakamlığı bünyesinde kurulan Vefa Sosyal Destek Grubu'nca karşılanıyor. Araçla Üçağız Mahallesi'ne getirilen ihtiyaç malzemeleri, Sahil Güvenlik botuyla Üçağız Mahallesi muhtarı, Sahil Güvenlik görevlileri, kaymakamlıktan gelen görevli tarafından denizden ulaştırılıyor.

İHTİYAÇLAR TEKNEYLE TAŞINIYOR

Tekneyle yaklaşık 10 dakikalık yolculuk sonrası görevliler, Kaleköy'e ulaşıyor. Dar sokaklardan yürüyen gruptakiler, yaşlıların ihtiyaçlarını ve Antalya Valiliği'nce gönderilen gıda paketlerini teslim ediyor. Vefa Sosyal Destek Grubu, sadece 65 yaş ve üstü kişilerin değil isteyen herkesin ihtiyacını karşılıyor. Ekip, Kaleköy'den ayrılırken bölge halkı da el sallayarak uğurluyor. Bazı kişiler ise tekneleriyle karşıya geçerek, Üçağız Mahallesi veya Demre ilçe merkezinden ihtiyaçlarını kendileri temin ediyor.

Kaleköy sakinlerinden Hamide Tülü (67), "Kaymakamımıza, Sahil Güvenliğimize teşekkür ederiz. Bizi eksiksiz bırakmıyorlar. Allah razı olsun. İnşallah bu hastalığı yeneriz. Herkes evinde otursun" dedi.

Mehmet Tülü (73) ise "Bir ihtiyacımız yok. Her şeyimizi Sahil Güvenlik getiriyor. Allah razı olsun. Mutluyum; ancak bende şeker var. Evde durdukça sıkılıyorum" diye konuştu.

KARA YOLU ULAŞIMI YOK

Kaleköy'ün bağlı olduğu Üçağız Mahallesi'nin muhtarı Durali Çavuşoğlu, Kaleköy'ün kara olup, kara yolu olmayan yerleşim yerlerinden olduğunu belirterek, "Bu sıkıntılı süreçte Vefa Destek Grubu ve Sahil Güvenlik ekipleri, köylülerimizin ihtiyaçlarını karşılıyor. Normalde virüs olmasa burayı yüzlerce yat ziyaret eder. Bugünlerde sakin günlerini yaşıyor. Evde kalalım, sağlıklı kalalım, bu süreci çabuk atlatalım, normal günlere dönelim" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

- Gıda paketlerinin arabadan alınışı

- Tekneye taşınması

- Teknenin çıkışı

- Teknenin yol alışı

- Kaleköy'e gelişi

- Kaleköy'de paket dağıtımı

- İskeleden ayrılış

- Üçağız'a dönüş

- Drone ve yer kamerası görüntüleri

- Röpörtajlar

====================

Koruma altındaki Eber sarısını koparmanın cezası 73 bin lira

AFYONKARAHİSAR'ın Çay ilçesi yakınlarındaki Eber Gölü'nün etrafında bulunan ve adını da gölden alan "Eber sarısı', açan sarı çiçekleriyle gölün etrafını sardı. Nesli tehlike altında olduğu için korumaya alınan endemik bitki Eber sarısını koparmanın ya da zarar vermenin cezası ise 73 bin 747 TL. Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Biyoenformatik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Uğur Cengiz Erişmiş, "Eber sarısının endemik olmasının yanı sıra diğer bir özelliği de kritik, nesli tehlike altında olan bir türümüz" dedi.

Çay ve Bolvadin sınırları içindeki Türkiye'nin 12'nci büyük gölü ve 125 kilometrekare yüzölçüme sahip Eber Gölü'nün etrafında bulunan adını gölden alan endemik bitki "Eber sarısı" şu günlere çiçek açmaya başladı. Her yıl mayıs ayında açan sarı çiçekleriyle Eber Gölü'ne çevreleyen Eber sarısı, "baklagiller kraliçesi" olarak da adlandırılıyor. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bu bitkinin koparılması veya zarar verilmesi kesinlikle yasak. Eber sarısının bulunduğu alanlar Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nce çitle çevrilerek korumaya alındı. Bu çiçekleri koparmanın cezası ise 73 bin 747 TL. Bu ceza miktarı her yıl belirli oranda artırılıyor.

'ENDEMİK BİR TÜR'

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Biyoenformatik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Uğur Cengiz Erişmiş, dünyada geniş bir dağılım alanına sahip olan baklagiller familyasının bir üyesi Eber sarısının, Türkiye'de Eber Gölü ve Akşehir Gölü arasında yetiştiğini söyledi. Yaklaşık olarak 40- 50 tür içerdiği bilinen Eber sarısıyla ilgili 1982 yılında moleküler analizler yapıldığını ve bunun sonucunda "vuralya" adında bir cins altında toplandığını aktaran Erişmiş, "Bu da endemik olan bu türün bilimsel anlamda önemini bir kat daha artırmış oluyor. Bir diğer taraftan biyoteknolojik açıdan ele alacak olursak bu gruba ait bitkinin yapısı itibariyle bitki biyoteknolojisinde bir çiçekten 3 tane meyve vermesi gen klonlama ve o gen bölgesi üzerinde çalışılarak verimliliğin artırılmasında kullanılan bir atasal tohum özelliğini sağlayan nitelikte. Eber Gölü içinde bakıldığında 2014 yılında yapılan çalışmalar neticesinde "Vuralia turcica" olarak ismi düzeltildi. Eskiden "Thermopsis turcica" olarak isimlendiriliyordu şimdi "Vuralia turcica" olarak isimlendiriliyor" dedi.

'NESLİ TEHLİKE ALTINDA OLAN BİR TÜRÜMÜZ'

Genel olarak bakıldığında Eber sarısının çok yıllık bir bitki, yaklaşık 35- 80 santim boya kadar uzayan bir tür olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Erişmiş, "Otsu bir bitki olup, yaprakları da tüylü bir yapıya sahip. Diğer taraftan endemik türün korunması veya türlerin korunması amacıyla yani Eber sarısının endemik olmasının yanı sıra diğer bir özelliği de kritik, nesli tehlike altında olan bir türümüz. Yani yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bununla ilgili olarak da Doğa Koruma ve Milli Parklar tarafından tür için eylem planı yapıldı. Eber Gölü'nün çevresinde, yaklaşık göle 600- 700 metre uzaklıkta olan bir alan koruma altına alınarak, türün neslinin devamını sağlaması için bir alan oluşturuldu. Bu alanla ilgili yöre halkına biyokaçakçılığa karşı biraz daha duyarlı ve dikkatli olmalarını öneriyorum. Otlatmada o alanların çok fazla kullanılmaması oldukça önemli. Doğayı sadece koruma anlamında ele alacak olursak yasal korumalar belirli bir yere kadar koruma altına alınıyor. Bir vatandaş olarak bu korumaya ve kollamaya, gözetmeye bu tür bitki ve hayvanlarımızı dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu.

'HER YIL MAYIS AYINDA BURAYA GELİYORLAR'

Her yıl çok sayıda fotoğraf tutkunu Eber sarısını görüntülemek için göl kenarına akın ediyor. Eber Gölü'ne gelen turistleri kayıklarla gezdiren alan kılavuzu ve rehberi Kadir Ateş de "Fotoğraf tutkunları, bu eşsiz güzellikleri görmek, fotoğraflarını çekmek için her yıl mayıs ayında buraya geliyor. Şu an tam zamanı. Misafirleri ağırlamak için motorlu kayıklarım hazır bekliyor. Ankara'dan, İstanbul'dan, İzmir'den aranıyorum. "Çiçekler atçı mı?" diye. Şu an 10 ile 28 santim oldular. Tomurcuklar açıyor. Eber Gölü, kuşlar, doğal güzellikler özellikle endemik bitki olan Eber sarısı turistleri bekliyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

- Gölün çevresindeki çiçeklerden

- Doç. Dr. Uğur Cengiz Erişmiş açıklama

- Kadir Ateş açıklama

=========================

Animatör olan hemşireler kanserli çocukları eğlendirdi

AKDENİZ Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Onkoloji Kliniği'nde çalışan hemşireler, kanser hastası çocukların tedavinin yanı sıra psikolojik destek de vermeye başladı. Koronavirüs tedbirleri kapsamında dışarıdan giriş yasak olduğu için hastaneye gelemeyen animatörlerin kostümlerini giyen hemşireler, yüzlerindeki maskelere makyaj yaparak palyaço, Pamuk Prenses, korsan, aslan kostümüyle dans edip çocukları eğlendirdi ve onlara hediyeler dağıttı.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Hastanesi, koronavirüs nedeniyle tüm hastanelerde olduğu gibi ziyaretçi girişlerini yasakladı. Çocuk Hematoloji Onkoloji Kliniği'nde yatan lösemi ve kanser hastaları için önceden yapılan sosyal sorumluluk etkinlikleri de salgın nedeniyle iptal edildi. Bunun üzerine klinikteki hemşireler, çocukların moralini yüksek tutmak için animatörlerden kalan palyaço, Pamuk Prenses, aslan, korsan gibi çeşitli kostümleri giydi. Hemşireler birbirlerinin yüzündeki maskelere kalp, yıldız çizimleri yaptı. Klinikte yatan 22 çocuk hastaya moral veren hemşireler müzik eşliğinde hediye dağıttı. Penguen dansı yapan kostümlü hemşirelere ise çocuklar alkış tutarak eşlik etti. Hemşireler gün içindeki renkli halleriyle çocukların ilaçlarını vererek tedavilerini yaptı.

'HASTA ÇOCUKLARIMIZ ÇOK MUTLU'

AÜ Hastanesi Çocuk Hematoloji Onkoloji Kliniği'nde görevli Dr. Öğr. Üyesi Funda Tayfun Küpesiz, pandemi döneminde kemoterapi alan hastaların tedavilerinin aksatılmadan devam ettiğini anlattı. Koronavirüs öncesi hematoloji ve onkoloji hastalarının yaşamlarının oldukça kısıtlı olduğunu hatırlatan Küpesiz, "Koronavirüs sürecinde önlemler hastalar için daha da sıklaştırıldı. Öncesinde bu hastalara sosyal destek verilmesi için bir takım etkinlikler vardı ama şu anda bu tür etkinlikleri yapmamız mümkün olmadığı için servis hemşirelerimiz çocukları mutlu edebilmek anlamına kendileri bir organizasyon düzenledi. Çocuklarımız bu tür etkinliklerden çok mutlu. Kendilerini çok daha iyi hissediyorlar" dedi.

HEMŞİRELER KILIKTAN KILIĞA GİRDİ

Kliniğin Sorumlu Hemşiresi Münevver Erkul ise "Normal zamanlarda çocuk onkoloji servisimize çok fazla gönüllü gruplarını davet ediyorduk. Gelip çocukları eğlendiriyorlardı fakat koronavirüs nedeniyle gönüllülerimizi kabul edemiyoruz. Kliniğimiz bu dönemde çok sessiz kaldı. Bizde gönüllü gruplarının burada duran kostümlerini giyerek onları eğlendirdik, hediyeler dağıttık. Bu tür etkinlikleri yapmaya da devam edeceğiz. Onlar mutlu olduğu için bizde çok mutlu olduk" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

- Servis dış plan görüntü

- Hemşirelerin ilaçları hazırlaması

- Görevli hemşireler palyaço kıyafetleri giymeleri

- Müzik eşliğinde tedavi gören çocuklara hediyelerin verilmesi

- RÖP 1: Dr. Funda Tayfun Küpesiz

Muhabiri Aslı Duran'ın anonsu

- RÖP 2: Münevver Erkul

- Detaylar

========================

5,5 aylık kedisi Pamuk'un yaşamasi için yardım istiyor

İZMİR'de, "Pamuk" ismi verilen 5 aylık kedi, 11 Mart'ta ölümcül olan göğüste ve karında su birikmesi "Islak FIP" hastalığına yakalandı. Sahibi Nilhan Dağdelen, 84 gün boyunca her gün iğne vurulmak zorunda olan ve şu ana kadar 55 iğne vurulan Pamuk'un hayatta kalabilmesi için yardım beklediklerini söyledi.

İzmir'in Narlıdere ilçesinde oturan Nilhan Dağdelen, yaklaşık 5 ay önce doğan bir kediyi sahiplendi. Dağdelen, 3 çocuğundan sonra gelen dördüncü çocuğu olarak nitelendirdiği ve "Pamuk" ismini verdiği kediyi sahiplendikten kısa bir süre sonra, onun "Islak FIP" hastalığına yakalandığını öğrendi. Dağdelen, "Hastalığa yakalanan kedilerin hemen hemen hepsinde ölümle sonuçlanan vakalar olduğunu öğrendim. Dünya başımıza yıkıldı. Hem ben hem de çocuklarım çok üzüldük" dedi.

'HALSİZDİ VE TÜM NEŞESİ KAYBOLMUŞTU'

Kedisinin hastalığı hakkında araştırma yaptığını söyleyen Dağdelen, "Bu araştırmam sonunda bir çıkış yolu olduğunu, 84 günlük bir ilaç tedavisiyle, Pamuk'un hayatta kalma şansının olduğunu öğrendim. Vakit kaybetmeden bu tedaviye başladık. Şu ana kadar 55 enjeksiyon işlemi yapıldı ve bu işlemden 29 tane daha yapılması gerek. Şu ana kadar ben elimdeki tüm imkanları seferber ettim. Ancak bu tedavi gerçekten oldukça masraflı bir tedavi. Bundan sonrası için hayvanseverlerden yardım bekliyorum. Hastalığın ilk başlarında Pamuk çok fazla kilo vermişti. Halsizlik vardı ve tüm neşesi kaybolmuştu. Şimdi artık gayet iyi. Ancak bu durumunun sürmesi için tedaviyi tamamlamamız gerek, aksi takdirde her şey başa dönecek. Pamuk'un yaşamasını hem çocuklarım hem de ben her şeyden çok istiyoruz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

- Pamuk'tan görüntüler

- Nilhan Dağdelen ile röportaj

- Nilhan Dağdelen'in kızının Pamuk'u sevmesinden görüntüler

========================

Evinde diktiği oyuncaklarla minikleri sevindiriyor

İZMİR'de oturan Serpil Çınardalı (25), koronavirüs salgını nedeniyle evde kaldığı günlerde bez oyuncaklar dikip, bunları ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına gönderiyor. Renk renk hayvanlardan oluşan oyuncaklar, koronavirüs salgını günlerinde evde kalan miniklerin yüzünü güldürüyor.

Bornova ilçesinde oturan, özel eğitim kurumunda çocuklara müzik ve resim eğitimi veren Serpil Çınardalı, koronavirüs salgını nedeniyle evde geçirdiği günlerinde rengarenk bez oyuncaklar yapıyor. Atık malzemeleri kullanan Çınardalı, hayvan kalıpları çıkarı kumaşları keserek, makinesinde dikiyor. Her hayvanın yüzünü boyalarla ve renkli ipliklerle oluşturuyor. Salgından önce köy okullarındaki çocuklara giden oyuncaklar, okulların uzaktan eğitime geçmesi nedeniyle bu sefer evlere ulaşıyor. "Dünyayı Güzellik Kurtaracak" adlı sosyal medya grubuyla birlikte hareket eden Çınardalı, İzmir'in birçok ilçesinde belirlenen ihtiyaç sahibi ailelere giden erzak yardımlarının yanına oyuncaklarını iliştiriyor. Yardım giden ailelerin çocukları, kendilerine gönderilen bu sürpriz oyuncaklar sayesinde büyük bir mutluluk yaşıyor. Ailelere temel ihtiyaçları olan gıda yardımı giderken, çocuklara da çeşit çeşit oyuncaklar götürülüyor.

'İÇİNDE ÇOCUK OLAN HER ŞEYDE OYUNCAK TEMEL İHTİYAÇ'

Koronavirüs salgınından önce okullara yapılan yardımlara destek olduğunu söyleyen Çınardalı, "Sonra içinde çocuk olan her şeyde oyuncağın da temel ihtiyaç olduğunu düşündüm. Zaten ailemde annem, teyzem de oyuncak dikiyorlardı. Ben de onlardan öğrenerek yapmaya başladım. Basit kalıplar çıkarıp, rahat yapılabilecek şeyler seçip günde 4-5 oyuncak dikiyorum. Çocuklar için öğretici olsun diye genelde hayvan kalıpları seçiyorum. Çocukların da hoşuna gidiyor, herkes bir oyuncak ayısı olsun ister. Atık malzemelerden yapıyoruz. Eski gömlekleri ve çarşafları kullanıyoruz. Gidip özellikle bir şey satın almıyoruz, daha çok dönüştürüyoruz. Bir çocuğun gülümsemesinden daha güzel bir şey yok. Genelde erişilemeyen yerlere gidiyorduk fakat artık birebir gidemesek de bir şekilde çocuklara ulaşıyoruz. Ailelerinden fotoğraflar geliyor. Çok mutlu oluyorum. Koronavirüs salgınından sonra yardımlarımızın yönü değişti. Ama konu çocuk olunca oyuncak bir makarna, salça kadar değerli oluyor" dedi.

'ÇOCUKLAR NE VERİRSENİZ ONU ALIYOR'

İşi nedeniyle de çocukların kendisi için çok değerli olduğunu vurgulayan Çınardalı, "Tarifsiz bir duygu. Çocuklar, işimden dolayı da benim için çok değerli. Çocuklar ne verirseniz onu alıyor. Bir oyuncak bile gönderdiğim bir çocuğun ileride bir şekilde karşıma çıkacağını düşünüyorum. Aynı zamanda bez maskeler de yapıyorum. Bütün mahallemize, esnafa dağıtıyorum. Bu süreçte herkesin kendini koruması gerekiyor. Ben de maske yaparak destek oluyorum" diye konuştu.

Oyuncak gönderdiği çocuklardan biri olan Esma Boran (6) ile görüntülü konuşan Çınardalı, ona oyuncakları beğenip beğenmediğini sordu. Minik Esma ise, çok beğendiğini söyleyerek teşekkür etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

- Oyuncakların yapımından genel ve detay görüntüler

- Anons

- Oyuncaklardan detay görüntüler

- Serpil Çınardalı ile röp.

- Serpil Çınardalı'nın oyuncak gönderdiği çocuklardan biriyle görüntülü konuşması

========================

Koronavirüsle mücadelede ağız temizliğine dikkat edilmeli

İZMİR'deki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Erensoy, koronavirüsün ağız ve burun yoluyla vücuda girdiği belirtip, bu bölgelerin sağlıklı tutulması gerektiğini vurguladı.

Çin'de başlayıp dünyaya yayılan koronavirüs salgınıyla mücadele sürüyor. Ağız, burun ve göz kanalıyla bulaştığı ifade edilen koronavirüsten korunmak için vatandaşlar, çeşitli yolara başvuruyor. Maske, siperlik, kolonya veya dezenfektan gibi çarelere başvurulurken, bu süreçte genel sağlığın korunması için vazgeçilmez olan ağız sağlığına da dikkat etmek gerekiyor. Uzmanlar dirençli ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulabilmesi için ağız sağlığının önemli olduğunu belirtti.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Erensoy, "Covid, içinde yaşadığımız pandemide biraz duraklamış gibi görünmekle birlikte, normalleşmeye geçerken çok dikkatli olmamız gerekiyor. Geldiğimiz noktada tekrar geriye düşmemek için ya da vaka sayısını arttırmamak için bilinçlenmek de önemli. O yüzden unutmamalıyız. Virüs nasıl bulaşıyor? Virüs solunum yoluyla bulaşıyor. Özellikle solumun damlacıklarıyla. Hele de hasta kişinin hapşırıp, öksürmesiyle daha da yaygın olarak bulaşabiliyor. Farklı yüzeylerde ve mekanlarda daha uzun süre kalabildiğini biliyoruz. Hasta kişinin solunum damlacıklarının başka bir kişiye bulaşmasını önleyici önlemler almamız gerekiyor. Bu anlamda olabildiğince yaklaşmamak, konuşurken uzak durmak ve maske takmak. Maske takarak birbirimizi koruyoruz çünkü. Havalandırmada iyi bir önlem" dedi.

Ağız ve burun virüsün giriş yolu olduğunu belirten Prof. Dr. Erensoy, "Virüs girer girmez hücrelere tutunuyor. Çünkü bol miktarda virüsün üzerindeki tutacakların bağlanabileceği molekülleri taşıyan hücreler var, solunum yollarında. Oraya tutunuyor. Ortamın sağlıklı olabilmesi için; giriş yollarındaki hücrelerin ve damarlanmanın sağlıklı olabilmesi için bu alanın temiz olması önemli" diye konuştu.

Ağız, solunum ve diş sağlığının çok kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Erensoy, "Buradan pek çok hastalığı yol açılabilir. Ya da mevcut hastalıklarının kolaylaşması ya da ağırlaşmasına neden olur. Buraların temizliği genel sağlığımız için önemli. Covidi de düşünürsek, gidişatı kişiden kişiye değişiyor. Bunların içinde asıl önemli olan da kişinin genel sağlık durumu, direnci, bağışıklık sistemi ve hastalık ilerledikçe ortaya çıkan olaylarla baş edilme durumu. Ya da ortaya çıkan olayların ağır durumlara sebep olmamasını sağlamak. Bu ortaya çıkan olaylarda ağız sağlının bozukluğu nedeniyle örneğin bakterilerin bir enfeksiyonu ortaya çıkarması olayların daha da karmaşıklaştıracak. Yani virüsün tutunmaması için giriş bölgelerinin temiz tutulması, sağlıklı olması çok önemli" dedi.

Diş Hekimi Arda Hacaroğlu da "Ağız sağlığı önemli. Ağız içinde bulunan enfeksiyonlar, immünün (bağışıklığın) baskılanmasına sebep olabilir. O yüzden günde 2 defa düzenli olarak dişimizi fırçalamalıyız. Ağız hijyenine dikkat etmeliyiz. Günde 2 defa ağız bakım suları, tercihen alkollüsüyle gargara yapabiliriz. Günde 1 defa da diş ipi kullanmamız yeterli olacaktır" şeklinde konuştu.

Bir firmada satın alma sorumlusu vatandaş Gökçe Yıldız (22) ise "Ağız sağlığıma dikkat ediyorum. Günde 2 veya 3 kez dişlerimi fırçalıyorum. Akşam da gargara yapıyorum özel sularla. Gün içinde ise diş ipimi kullanıyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

- Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Erensoy röp.

- Dişhekimi Arda Hacaroğlu röp.

- Hekime gelen Gökçe Yıldız röp.

- Genel ve Detay görüntü

======================

Koronavirüs internet üzerinden müzik aleti satışlarını artırdı

KORONAVİRÜS salgını nedeniyle sokağa çıkmayan vatandaşlar, evde vakitlerini müzik aleti çalarak değerlendirmeye yöneldi. İzmir'de enstrüman satışı yapan Murat Atalık, bu dönemde müziğe olan ilginin arttığı belirtirken, salgın öncesine kıyasla satışların da 2-3 kat arttığını kaydetti.

Koronavirüs salgınından korunmak için "Evde kal" çağrılarına destek veren vatandaşlar günlerinin büyük bir kısmını evlerinde geçirmeye özen gösteriyor. İzmir'de 30 yıldır enstrüman satışı yapan Murat Atalık, internet üzerinden müzik aleti satışlarının bu dönemde arttığını söyledi. Ses kayıt cihazlarına olan ilginin salgın öncesi döneme kıyasla 2-3 kat arttığını belirten Atalık, "Koronavirüsün ilk günlerinde evde kalan vatandaşlar, enstrümanlarının tellerini değiştirmeye sık sık geldi. Böylece toz içinde kalan müzik aletleri tekrar ortaya çıktı. Bu şekilde müzik piyasası tekrar canlandı. İnsanlar evde kaldığı süreyi müzik aleti çalarak değerlendirmeye başladı. Evde kalanlar, akşamları evlerinde online canlı kayıtlara başladı. Ses kartı, mikrofon gibi ekipmanlara talep arttı" dedi.

'BU DÖNEMDE İNSANLAR MÜZİĞE DAHA FAZLA YÖNELDİ'

Piyano ve gitara olan talebin diğer müzik aletlerine göre daha fazla olduğunu anlatan Atalık, "Son dönemde müzik aleti satışlarında da artış oldu. Özellikle piyano ve gitar satışları hareketlendi. Ses kayıt sistemlerinin satışları korona dönemi öncesine kıyasla 2-3 katına çıktı. Çünkü insanlar evde müzik ve kayıt yapıyor. Canlı yayın yapıyor. Ses kayıtlarına ilgi sürekli artıyor. Biz eve hizmet de yapıyoruz. Bu dönemde özellikle müşterilerimiz eve hizmeti çok tercih ediyor. Müşteriler, telefon ya da internet yoluyla talep ettiklerinde müzik aletlerini evlerine kadar ulaştırıyoruz. Bu hizmete talep oldukça yoğun. Bunun sevincini yaşıyoruz. Bu dönemde insanlar müziğe daha fazla yöneldiler" diye konuştu.

'SATIŞLAR TAVAN YAPTI'

Salgın döneminde aile büyüklerinin çocuklarına gitar ve dijital piyano gibi müzik aletleri aldığını söyleyen müzik enstrümanı satışı yapan bir firmanın işletmecisi Cem Kalkay, "İnternet üzerinden satışlar korkunç bir düzeyde arttı. Hatta tavan yaptı diyebilirim. İnsanlar evde kaldıkları süre boyunca doğal olarak kendilerini birçok şeyden kısıtlamak zorunda kaldı. Aile büyükleri, çocuklarına bilgisayar ve tabletlerden biraz uzak olsun ve canları sıkılmasın diye gitar, dijital davul ve piyano gibi müzik aletleri aldı. En çok gitar, dijital piyano, dijital davul ve ukuleleye talep var. Ses kayıt cihazlarında da eskiye nazaran satışlar arttı" dedi.

'EVDE KALDIĞIM SÜRECE MÜZİK ALETİ ÇALIYORUM'

Müzik aleti çalarak vaktini değerlendirdiğini anlatan Erkan Sertkaya ise, "Evde kaldığımız süre boyunca müzik aletlerini kullanıyorum. Ben hem gitar hem de piyano çalıyorum. Tabi bunları çaldığınız zaman kendinizi kayıt yapıp internette yayınlamak istiyorsunuz. Ukulele de çok revaçta bu aralar. Onu da çalıyorum. Klasik bir elektrogitar da çalıyorum. Çeşitli bilgisayar programları aracılığıyla kaydedip internet ortamında yayınlıyorum" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

- Murat Atalık ile röportaj

- Cem Kalay ile röportaj

- Erkan Sertkaya ile röportaj

- Müzik aletlerinden genel ve detay görüntü

- Müzik aleti çalan vatandaşlardan görüntü

- Genel ve detay görüntü

DHA

HABERE YORUM KAT