• BIST 120.964
  • Altın 307,097
  • Dolar 6,0409
  • Euro 6,5507
  • Berlin 10 °C
  • Frankfurt 8 °C
  • Paris 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 7 °C
  • İzmir 10 °C
  • Stockholm 6 °C

Dha Yurt Özel Gündem

Dha Yurt Özel Gündem
MUĞLA'nın Kavaklıdere ilçesinde, 1550 metre rakımlı Göktepe Dağı'na yerleştirdiği fotokapan, nesli tükenme tehlikesi altında olan vaşağı görüntüledi.

Bekçinin fotokapanı vaşak görüntüledi

MUĞLA'nın Kavaklıdere ilçesinde, 1550 metre rakımlı Göktepe Dağı'na yerleştirdiği fotokapan, nesli tükenme tehlikesi altında olan vaşağı görüntüledi.

Kavaklıdere Emniyet Amirliği'ne bağlı görev yapan bekçi Mustafa Taner (27), çocukluğundan bu yana belgesellerde izlediği yaban hayatına ilgi duydu. Kavaklıdere'de, hava sıcaklığının sıfırın altında 15 derece olduğu, 1550 metre yüksekliğindeki Göktepe Dağı'ndaki yaban hayatı merak eden Taner, 2 fotokapan satın aldı. Fotokapanları ormanlık alana yerleştiren Taner, daha sonra kasaptan aldığı kemikleri ve etleri farklı alanlara bıraktı. Her sabah motosikletiyle karda yolculuk yaparak bölgeye giden Taner, izlediği görüntülerde, Türkiye'de 1'inci derecede koruma altında olan ve nesli tükenme tehlikesi altında olan türlerin (IUCN) kırmızı listesinde yer alan vaşağı görünce heyecanlandı. Kurt, tilki, çakalın da yer aldığı görüntülerde vaşağın fotokapanı koklaması dikkat çekti.

Mustafa Taner, kurtlardan sonra vaşak görüntülediğini belirterek, "Bu hayvanların neslinin üremesi ve korunması bizim elimizde. Doğaya sahip çıkalım. Bölgedeki araştırmalarım devam edecek. Daha farklı hayvanlar görüntüleyeceğime inanıyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Fotokapanı koklayan vaşağın görüntüsü

-Vaşağın karda yürümesi

-Çakalların görüntüsü

-Mustafa Taner'in konuşması

==========================

Kampüste traktörün çarpmasıyla ölen Sezen'in babası, adalet istiyor

İZMİR'in Bornova ilçesinde, Ege Üniversitesi kampüsünde yolun karşısına geçmek isteyen Sezen Zambak'a (23) traktörle çarparak ölümüne neden olan Vehbi B.'nin tutuksuz yargılanması ve "konut terk etmeme" kararının "3 gün karakola giderek imza atma" olarak değiştirilmesine baba Metin Zambak, tepki gösterdi. Adalet arayışını sürdüreceğini belirten Zambak, "Sezen hayattayken bir sürü hayalimiz ve umudumuz vardı. Onu kaybettikten sonra bu hayallerimizi de kaybettik. Kendi acımızı bir kenara bırakıp başka ailelerin de aynı acıyı yaşamaması için adalet arayışımıza devam edeceğiz" dedi.

Kaza, 16 Eylül'de Bornova'daki Ege Üniversitesi kampüsünde meydana geldi. Üniversitenin Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü'nü bu yıl birincilikle bitiren Sezen Zambak'a kampüs içinde yolun karşısına geçmek isterken, çiçekleri sulayan Vehbi B. yönetimindeki traktör çarptı. Üniversite bünyesindeki projelerde görev alan Zambak, olay yerinde yaşamını yitirdi. Kazadan sonra gözaltına alınan traktör sürücüsü Vehbi B., ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Kaza ile ilgili yapılan incelemenin ardından hazırlanan kaza tespit tutanağında, traktör sürücüsü "sağa ve sola dönüşlerde kurallara uygun olarak geçiş yapan yayalara ilk geçiş hakkını vermek" maddesini ihlal ettiği için asli ve tam kusurlu bulundu. Vehbi B. hakkında "Taksirle ölüme sebebiyet vermek" suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle İzmir 47'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Görülen ilk duruşmada mahkeme heyeti, Vehbi B. için istenen tutuklama talebini reddederken, "konut terk etmeme" adli kontrol şartını, haftanın 3 günü karakola giderek imza atması şeklinde değiştirerek olay yerinde yeniden keşif yapılmasına hükmetti ve duruşmayı erteledi.

'EHLİYETİ YETERLİ DEĞİL'

Traktörü sürücüsü Vehbi B. için yaptıkları tutuklama talebinin kabul edilmemesinin ardından Sezen'in babası Metin Zambak, olayda birçok ihmalin bulunduğuna dikkati çekti. Mahkemenin verdiği kararın kendilerini derinden yaraladığını belirten Zambak, "İlk duruşmada mahkemenin tutuklama kararı vermesini beklerken traktör sürücüsünün ev hapsinin kaldırılması bizi derinden yaraladı. Ortada birçok ihmal var. Kanuna göre kavşak giriş ve çıkışlarında yayaların öncelikli olduğunu biliyoruz. Traktör şoförü mahkemede, "Yayayı gördüm ancak geçeceğini düşünmedim" dedi. Demek ki sürücü, nelerin olabileceğini bilerek bu işi yaptı. Kamera kayıtlarında yola bakmadığı ve yanındakilerle sohbet ettiği açıkça görülüyor. İhmalin yanı sıra sorumsuzluk da var. Sezen, 11 metre 70 cm olan yolun 10 buçuk metresini tamamlamıştı. Yani traktörün karşısına aniden çıkmadı. Şoför ne yazık ki yola hiç bakmıyordu. Tüm bunların yanı sıra şoförün ehliyeti de o traktörü kullanmaya yeterli değil. Burada üniversitenin de ihmali olduğunu düşünüyorum. Bunların gözden kaçırılması bizi derinden üzüyor" dedi.

'KIZIM GERİ GELMEYECEK AMA…'

Kazada "olası kast" bulunduğunu savunan Zambak, davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi. Zambak, "Çok zor olsa da kamera kayıtlarını yüzlerce kez izledim ve olayın taksir olduğunu düşünmüyorum. Bu olayın olası kasta girmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü traktör şoförü kurallara uymadı. Hiçbir şey kızımı geri getirmeyecek. Bizim başımıza gelen olay herkesin başına gelebilir. Sezen'imin davasının sonuna kadar takipçisi olacağım. Bir başkasının da başına benzer gelmesi durumunda emsal kararın çıkması için her şeyi yapacağım. Adalete güvenmek istiyorum" diye konuştu.

'BİLİM İNSANI OLMAK İSTİYORDU, HAYALİMİZ KALMADI'

Sezen'i kaybettikten sonra psikolojik olarak zor günler geçirdiklerini belirten baba Zambak, "Sezen, üniversitede ilk sırada yazdığı bölümde okumuştu. Çok başarılı bir öğrencilikle bölümünü ilk sırada bitirdi. Bizimle paylaştığı çok hayali vardı. Kanserli hastalar için prebiyotikli yoğurt üretmek için çalışıyordu. Benim kızım bilim insanı olmak istiyordu. Tüm amacı da kendi mesleğinde daha ileriye gidip insanlık için faydalı şeyler yapabilmekti. Sezen'i kaybettikten sonra hiçbir hayalimiz ve umudumuz kalmadı. Bir noktadan sonra kendi acılarımızı bir kenara bırakıp başka insanlar bu tarz acılar yaşamasın diye mücadele veriyoruz" açıklamasında bulundu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Metin Zambak röportaj

-Metin Zambak genel ve detay görüntü

-Arşivden cenaze ve güvenlik kamera görüntüsü

==============================

İzmir'de pizzalar karardı, müşteriler şaşırdı

İZMİR'de, bir restoranda mürekkep balığından elde edilen özel bir sıvıyla yapılması nedeniyle siyah olan pizzayı gören müşteriler, şaşırıyor.

Karşıyaka'da bulunan bir işletmede kafa kafaya veren şefler, deniz ürünlerinin kullanıldığı "siyah hamurlu pizza" üretmeye karar verdi. Yapılan denemelerin ardından siyah pizza menüye konulurken, müşteriler renginden dolayı büyük bir şaşkınlık yaşadı. İşletme sahipleri, mürekkep balığından alınan özel bir sıvının hamurla karıştırılmasının ardından elde edilen pizzaya ilginin yoğun olduğunu söyledi. İşletme sahiplerinden Zeyid Uran, siyah renkli pizzada herhangi bir boya veya kimyasal ürün kullanmadıklarını ifade ederek, "İşimiz gereği farklı tatlar yaratmak için çalışıyoruz. Siyah hamurlu pizza da birçok denemenin ardından ortaya çıktı ve en beğenilen ürünlerimizden biri oldu. Mürekkep balığının salgısını hamura karıştırarak siyah rengi elde ediyoruz. Kesinlikle boya veya herhangi bir kimyasal madde kullanmıyoruz. Balığın kendi sıvısı olduğu için hamur tamamen organik. Önce renginden dolayı biraz şaşırsalar da müşterilerden gelen tepkiler gayet olumlu. Hayretle karşılamalarına rağmen tadınca beğeniyorlar. Daha farklı projeler denemeye devam edeceğiz" dedi.

'YEMEK PROGRAMLARINDA GÖRDÜĞÜMÜZ TÜRDEN BİR PİZZA'

Şef Süleyman Musaoğlu ise siyah hamurlu pizzayı yiyenlerin memnun kaldıklarını belirterek, "Siyah hamurlu pizzayı da müşterilerimizin beğeneceğini düşünerek menümüze koyduk. Gelen yorumlar da çok olumlu. Pizzanın içinde tamamen deniz ürünleri var. Hamura renk veren sübyenin yanı sıra; karides, iç midye, somon ve biber çeşitlerini kullanıyoruz. İlk zamanlarda müşteriler şaşırıyordu. Fakat zamanla beğendiler" şeklinde konuştu.

Bu tarz farklı denemeleri televizyon programlarından gördüğünü belirten müşterilerden Ayşegül Ünsal, "Yemek programlarında görmeye alışık olduğumuz türden bir pizza olmuş. Hem rengi hem de lezzeti çok güzel" ifadelerini kullanırken, Suzan Özen ise, "Siyah hamurlu pizzayı ilk kez denedim. Hamurunda mürekkep balığının sıvısından yapılması çok ilgi çekici" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-----------------------------

- Pizza yapılırken görüntü

- Pizza tabaklanırken görüntü

- Şefler ile röportaj

- Pizzanın servis edilme görüntüsü

- Müşterilerden görüntü

- Müşterilerden röportaj görüntüsü

================================

Yediemindeki hurda araçların ekonomiye kazandırılması isteği

MANİSA'da, üzerinde yakalama kararı bulunan ya da kusurlu olduğu için trafikten çekilen araçların konulduğu yediemin otoparklarında, doluluk oranı neredeyse yüzde 70'e ulaştı. Yediemindeki araçlar arasında 10 yıl önce hatalı park nedeniyle çekilen, sahibi tarafından unutularak çürümeye yüz tutmuş araçların da bulunması dikkat çekti. Yediemin işletmecisi Mehmet Günay (44), "Buradaki araçların satışlarını genelde vergi daireleri ve SGK yapıyor. Daha hızlı olurlarsa araçlar hem ekonomiye kazandırılmış, hem de çürümemiş olur" dedi.

Yunusemre ilçesindeki Küçük Sanayi Sitesi'nde bulunan yediemin otoparkında "hatalı park etme', "eksik evrak" veya "borçlanma" nedeniyle çekilen araçların yanı sıra kazaya karışmış lüks otomobiller de bulunuyor. Bin 500 araç kapasiteli otoparkta, bin araç bulunuyor. Doluluk oranı ise neredeyse yüzde 70'i buldu. Bazı araç sahipleri, borçlarının dışında ayrıca uzun süre otoparkta kalan araçlarını, otopark ücretini ödememek için kaderine terk etti. Yediemindeki araçların sayısı her geçen gün artmaya başladı.

Buradaki araçlar, yetkili kurumlarca satılırken; otoparka çekilen diğer araçlar ise sahipleri tarafından uzun süre alınmayınca çürümeye başladı. Yediemin deposu işletmecisi, evli ve 2 çocuk babası Mehmet Günay, devletin ekonomik değerini yitirmiş, muhafaza değerini karşılamayacak değerdeki araçları alıp, makine ve kimya sektöründe ekonomiye katkı sağlayabileceğini belirtip, fikirlerini paylaştı.

'HEM EKONOMİYE KAZANDIRILMIŞ, HEM DE ÇÜRÜMEMİŞ OLUR'

Araç sahiplerinin gerekli şartları yerine getirmeyip araçlarını yedieminde kaderine terk ettiğini belirten Günay, "Otoparkımızın araç kapasitesi 1500. Şuan için 1000 araç bulunuyor. Yıl bazına vurduğumuz zaman, 20-25 yıldır burada yatan araçlarımız mevcut. Geçen gün başımıza ilginç bir olay geldi. Bundan tam 10 yıl önce, Şehzadeler ilçesinde hatalı parktan bir araç çekilmişti. Geçtiğimiz günlerde bir kişi geldi. "Benim bir aracım vardı, 10 yıl önce çekilmiş, onun otoparkta olduğu söylendi" dedi. Bizde plakayı sisteme girdik. Baktık ki evet gerçekten araç burada. Aracını soran arkadaş, yurt dışında yaşıyormuş. Aracını ise kardeşine bırakmış. Araç hatalı parktan dolayı çekilince, kardeşi peşine düşmemiş. Unutulmuş araç. Bence devletimiz bu konuda gerekli adımları atması gerekir. Araçların satışını çoğunlukla icra daireleri gerçekleştiriyor. İcra dairelerinin bu konuda daha hızlı olmaları, bir yaptırım uygulamaları lazım. Araçlar hem ekonomiye kazandırılmış, hem de çürümemiş olur" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Otoparktan drone görüntüsü

-Motosikletlerden drone görüntüsü

-Hurda araçlardan görüntü

-Kazalı araçlardan görüntü

-Otopark işletmecisi Mehmet Günay röp.

-Genel ve Detay görüntü

==========================

Vanlı dağcılar, Van Gölü için 2 bin 800 rakımlı Hayal Dağı'na zirve yaptı

VAN'ın Özalp ilçesinde 21 dağcı, Van Gölü'ndeki kirlilik, doğa katliamı, kaçak avlanma ve define avcılarının verdiği zarara dikkat çekmek için 2 bin 800 rakımlı Hayal Dağı'na zirve tırmanışı yaptı.

Van Vadi Doğa Sporları Kulübü'ne üye 21 dağcı, Van Gölü'ndeki kirlilik, define avcılarının verdiği zarar, doğa katliamı ve kaçak avlanmaya dikkat çekmek amacıyla Özalp ilçesindeki Hayal Dağı'na tırmanış gerçekleştirdi. Van'dan araçlarla yola çıkan dağcılar, Özalp ilçesine bağlı Şemsettin Mahallesi'ne gitti. Buradan da Hayal Dağı'na doğru tırmanışa başladı. Kar kalınlığının yer yer 1 metreyi bulduğu tırmanış yaklaşık 4 saat sürdü. Zirveye ulaşan dağcılar, "Van Gölü kirlenmesin, temiz kalsın" pankartı açtı. Dağcılar, burada yabani hayvanlar için doğaya yem bıraktıktan sonra geri döndü.

Vadi Doğa Sporları Kulübü Başkanı Ömer Demez, "20'inci zirve tırmanışımızı Hayal Dağına gerçekleştirdik. Şemsettin Mahallesi'ne kadar araçlarla gittik. Burada 4 saat süren zorlu yolculuğun ardından 2 bin 800 rakımlı zirveye ulaştık. Öncelikle Van Gölü'ndeki kirliliğe dikkat çekmek için böyle bir bilinç oluşturmaya çalışıyoruz. İkincisi, doğayı kirletenler ve avcılık yapanlar ile define avcılarına karşı bu faaliyetimizi yaptık. Bu yüzden hep beraber bu alanda çalışmamız gerektiğine inanıyoruz. Daha güzel bir doğa, daha güzel bir yaşam için bu tür etkinliklerimiz devam edecektir. Doğa bizimdir. Bütün canlıların ortak alanıdır. İnsanoğlu olmadan doğa mükemmel yaşar. Fakat doğa olmadan insanoğlunun yaşama şansı yoktur. Öyleyse asıl evimiz olan dünyaya, doğaya hep beraber sahip çıkalım. Van gölü kirlenmesin, temiz kalsın. Herkesi bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Lapa lapa yağan karın altında yürüyüşe başlayan dağcılar

-Karla kaplı dağlarda yürüyen dağcıların yürüyüşünrden genel ve detaylar

-Yemek molası veren dağcılar

-Vadi Doğa Sporları Kulübü Başkanı Ömer Demez yürüyüşü anlatırken

-Kara bata çıka yürüyen dağcılar

-Karlı dağların arasında yürüyen dağcılar

-Halay Dağına zirve yapan Vadi Doğa Sporları Kulübü Başkanı Ömer Demez'ın konuşması

-Kürtçe şarkılar söyleyip halay çeken dağçılar

-Van Gölü kirlenmesin pankartı açan dağcılar

-Zirve yapan dağcılar

==============================

Okul birincisi DMD'li Mehmet'in rol modeli İlber hoca

ANTALYA'da okul birincisi DMD kas hastası Mehmet Günel'in (16) en büyük hayali, hayranı olduğu tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ile tanışmak. Günel, katıldığı tüm televizyon programlarını takip ettiği ve tüm kitaplarını okuduğu İlber hoca gibi tarihçi olmak istiyor.

Antalya'da 3 yaşında DMD tanısı alan, 10 yaşında yürümesi duran ve tekerlekli sandalyeye mahkum olan Mehmet Günel, derslerindeki başarısıyla dikkat çekiyor. İki yıl üst üste okul birincisi olan Mehmet, başarısını bu dönem de devam ettirdi. İki yıl önce skolyoz ameliyatı nedeniyle beline platin takıldığı için okula gidemeyen ve evde eğitim gören Kepez Nevzat Saygan- Levent Saygan Anadolu Lisesi 11'inci sınıf öğrencisi Mehmet, bu dönem de okul birincisi oldu.

TARİH DERSİNİ SEVİYOR

Okul birincisi olmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Mehmet, bütün derslerini çok sevdiğini, tarih dersine özel ilgisi olduğunu söyledi. Tarihçi olmak istediğini anlatan Mehmet, en büyük hayalinin ise tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ile tanışmak olduğunu belirtti. İlber hocanın tarihi olayları anlatım tarzını çok sevdiğini ifade eden Mehmet, "Onun kitaplarını okuyorum, televizyonda izliyorum. Kendisiyle tanışmayı çok istiyorum" diye konuştu.

HASTALIĞININ ARKASINDA HİÇ SIĞINMADI

Mehmet'in annesi DMD Aileleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dilek Günel ise oğlunun kendilerini hep gururlandırdığını belirterek, "Mehmet lise 1 ve 2'de de okul birincisi olmuştu. Bu yıl da okul birincisi oldu" dedi. Oğlunun hiçbir zaman hastalığının arkasına sığınmadığını, derslerini hiç ihmal etmediğini anlatan anne, "Mehmet, "Ben hastayım, çalışmayayım" ya da "Okumama ne gerek var?" diye hiç düşünmedi. Mehmet derslerinde çok başarılı. Ve tarihçi olmak istiyor" dedi.

'UMARIM İLBER HOCAMIZLA TANIŞIR'

Mehmet'in tüm dersleri içinde en çok tarih dersini sevdiğini söyleyen Dilek Günel, "Mehmet'in tek hayali İlber hocamızla tanışmak" dedi. Bir anne olarak oğlunun bu hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Günel, "Umarım oğlum İlber hocamızla tanışır" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

- Mehmet'in yatağında laptop ile görüntüsü

- Mehmet'in CNN Türk'te yayınlanan bir programda İlber Ortaylı'yı izlemesi

- Mehmet ile röp

- Anne Dilek Günel ile röp

- Mehmet'in yatağında laptop izlerken, İlber Ortaylı'nın kitaplarının görüntüsü

- Mehmet'in elinde karne ve takdir belgesiyle görüntüsü

- Anne ve oğlunun yan yana takdir belgesi ile görüntüleri

- Detay görüntüler

==================================

Antika tutkunları müzayedede buluştu

ANTALYA'da yaşayan antika eşya tutkunları, haftanın belirli günlerinde düzenlenen müzayede etkinliklerinde buluşuyor. 1700'lü yıllardan 1900'lü yıllara kadar farklı amaçlar için üretilmiş antika eşyaları satan ve alan antika tutkunları, antika kültürünün bir yaşam tarzı olduğunu belirtiyor.

Antalya'da Dönerciler Çarşısı olarak bilinen bölgenin arkasındaki antika müzayede salonunda buluşan antika tutkunları, farklı yıllara ait objeler için ihaleye giriyor. Antalya Geridönüşümcüler Derneği Başkanı Kemal Şentürk tarafından işletilen müzayede salonunda, 1700'lü yıllardan günümüze kadar farklı amaçlar için üretilmiş antika eşyalar bulunuyor. Türkiye'nin farklı şehirlerini gezerek objeleri topladığını belirten Şentürk, son gezisinde 1000 kilometre yol kat ettiğini anlattı.

Müzayede salonunda ihaleye çıkan antika eşyaları karma antika eşyalar olarak adlandıran Şentürk, salonu antika severlerin buluştuğu bir nokta haline getirdiğini belirtti. Şentürk, geçtiğimiz günlerde Aydın'da bulup aldığı 1900'lü yılların başında üretilen ve üzerinde orjinal "Micky Mouse" çizgi filminin film şeridinin bulunduğu film makinesini de satışa çıkardığını söyledi. İhaleyi 5 TL'den açan Şentürk, film makinesini bin 350 TL'den sattı. Antika müzayedelerini takip edenlerin objenin ayrıntılarıyla ilgilendiğini kaydeden Şentürk, "Bizim için objenin üzerindeki desenlerin ayrıntısından, çalışır durumda olmasına kadar her ayrıntı önemli. Özellikle çalışıyor olmaları da öncelikli. 200 yıl önce yapılmış bir taş plakın sahibine verdiği mutluluğun tarifi yok" dedi.

İhalelerin 5 TL'den açıldığını, alıcıların bütçesine göre fiyatın yükseldiğini hatırlatan Şentürk, "Ben bu işe 30 yılımı verdim. Çok defalar zarar ettiğim objeler oldu. Bu bir tutku. Yüzlerce farklı antika eşya buraya geliyor. Kimisi evinde dedesinin hatırasını burada takas ediyor, kimisi elindeki eşyayı satıyor" diye konuştu.

Film makinesini açılan ihalede bin 350 TL'den alan antika tutkunu Emrah Kaplan ise "İhalalerde takip ettiğim ve hoşuma giden eşyaları alarak evimde dekor olarak kullanıyorum. Çok sıkı müzayede takipçisiyim. Evim Osmanlı kılıçları kamaları ve giysileriyle süslü" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Antika eşyaların görüntüsü

-Taş plak görüntüsü

-Raflarda alıcısını bekleyen eşyaların görüntüsü

-RÖP 1: Kemal Şentürk

-İhaleden görüntü

-RÖP 2: Emrah Kaplan

-Detaylar

=================================

10 yılda topladığı antikaları kafede sergiliyor

SİVAS'ta yaşayan emekli Hayri Çiltaş (53), 10 yıldır Türkiye'nin birçok yerinden topladığı antika eşyaları açtığı kafede sergiliyor. İçerisinde Çanakkale Savaşı'ndan kaldığı iddia edilen tüfek ve tabancaların da bulunduğu antika eşyalar tutkunlarının ilgisini çekiyor.

Sivas Valiliği Sivil Savunma Amirliği'nden emekli olan 3 çocuk babası Hayri Çiltaş, Edirne'de bir dönem çay bahçesi işletirken antikaya merak sardı. Türkiye'nin bir çok yerinden bulduğu antika eşyaları biriktirmeye başladı. Emekli olduktan sonra 2019 yılında bir kafe açmaya karar veren Çiltaş, 10 yıl boyunca biriktirdiği ve deposunda muhafaza ettiği yaklaşık 400 parça eşyayı da dekor olarak kullanmaya karar verdi. Çiltaş, Çanakkale Savaşı'ndan kaldığını iddia ettiği tüfek, kömürlü ütü, eski fotoğraf makineleri, Osmanlı Devleti döneminden kalan demir tabak ve tabanca gibi bir çok ürünü oluşturduğu raflara dizdi. Kafesine gelen müşterilerine geçmişte kullanılan eşyaları gösteren ve o dönemlerde çekilen emek, zahmet ve yaşanan zorlukları genç kuşaklara anlatarak bilgilendiriyor. Çiltaş, teknolojiye direnen antika eşyalarına gözü gibi bakıp her sabah bakım ve temizliğini yapıyor.

'200- 300 YILLIK ANTİKA EŞYALAR VAR'

Antika eşyaları Edirne'de biriktirmeye başladığını belirten Çiltaş, "Edirne'nin Keşan ilçesinde çay bahçemiz vardı. Orada biriktirmeye başladım. Zamanla tutku haline geldi. Türkiye'nin birçok şehrinden antika eşyalar geliyor ama bir çoğunu Edirne'den getirdim. Çanakkale'de savaşa girmiş tüfek ve tabancalarımız var. Atalarımız ve dedelerimizin savaştığı silahları gün yüzüne çıkardım. Buraya gelen müşterilerimiz bu nostaljiyi görünce çok beğeniyorlar. Bu tür eşyaları çok ilginç buluyorlar. Yeni eşyaların çok basit ve plastik olması eskilerin değerini korumasını sağlıyor. Ayrıca göze hitap ediyor. Bir kömürlü ütünün nasıl çalıştığını genç arkadaşlarımız gelip öğreniyorlar. O zaman çekilen zahmet ve emek ortaya çıkıyor. Buradaki objelerin birçoğu hemen hemen 100 yıllık. Hatta 200 ve 300 yıllık antika eşyalar da var" dedi.

'DÜN İLE BUGÜNÜ BİRLEŞTİREN BİR MEKAN'

Kafenin müşterisi emekli öğretmen Bekir Güzeldağ ise, "Biz burayı dün ile bugünü birleştiren bir mekan gibi hissediyoruz. Bu tarihi eşyaları incelediğimizde dedelerimizin hatıralarını hem duyar, hem hisseder gibiyiz. Dünü olmayan bir neslin geleceğinin olmayacağı düsturundan hareketle dün ile bugünü, bugün ile de yarını bağlamak için çocuklarımız da geliyor. Elimizden geldiğince onlara anlatıyoruz. Burada sıcak bir çayı, bir Türk kahvesini yudumlarken karşıda bu eserleri gördükçe insanın duyguları kabarıyor. Gözümüzden yaş geldiği zamanlar da oluyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Kafeden görüntüler

-Sergilenen antika eserler

-İşletme sahibinin konuşmaları

-Müşterilerin konuşması

=========================

Yaptırdığı mezara defnettiği Fransız dağcının ailesini arıyor

RİZE'de, 32 yıl önce tırmanış yaptığı Kaçkar Dağları'nda kaybolan Fransız dağcı Philippe Tardieu'ya ait olduğu düşünülen kemikleri, 2000 yılında evinin bahçesine yaptığı mezara defneden Feridun Altaş (62), dağcının ailesine ulaşmaya çalışıyor. Fransız büyükelçiliği ve konsolosluğa başvurduğunu, ancak bir sonuç alamadığını belirten Altaş, "Bu dağcının ailesinin, çocuklarının burada bir mezarı olduğunu bilmesini istiyorum. Rahat uyusun, bizim burada misafirimizdir, ama ailesini bulursak çok seviniriz. Ailesi bulunursa ailesinden çok ben sevineceğim" dedi.

Çamlıhemşin ilçesinde 1988 yılında, arkadaşları ile 3 bin 937 metre yüksekteki Kaçkar Dağları'na tırmanan Fransız dağcı Philippe Tardieu, kayboldu. Tardieu, aramalarda bulunamadı. 1995 yılında Fransız dağcının kaybolduğu bölgede tırmanış yapan bir başka dağcı grubu ise insan kemiklerine rastladı. Yapılan araştırmada, o tarihte bölgede başka kayıp ihbarı ve bilgisi olmadığı için Fransız Dağcı Philippe Tardieu'ya ait olduğu sanılan kemikler, konulduğu kutunun içerisinde Çamlıhemşin Adliyesi arşivine konuldu.

KEMİKLERİ ALIP MEZARLIĞINA DEFNETTİ

İlçe sakini Feridun Altaş da, 2000 yılında adliyeye yaptığı bir ziyaret sırasında yapılan konuşmalardan arşivde insan kemikleri olduğunu ve ailesine ulaşılamaması üzerine bu kemiklerin defnedilmek üzere belediyeye teslim edileceğini öğrendi. Bunun üzerine Altaş, iddiaya göre müracaat sonucu teslim aldığı kemikleri, ilçenin Konaklar Mahallesi'ndeki evinin önünde bulunan aile mezarlığına defnetti. Kemiklerini defnettiği Fransız dağcı için mezar taşı da yaptıran Altaş, dağcının ailesine ulaşmak için de mücadele başlattı. Fransız konsolosluğuna ve büyükelçiliğine başvurular da yapan Altaş, herhangi bir sonuç alamadı. 20 yıldır mücadele veren Altaş, mezar yaptırdığı dağcının ailesine ulaşmak istiyor.

'ONUN DA BİR AİLESİ VAR'

Yaşadığı ilginç hikayeyi anlatan Altaş, kemikleri dönemin belediyesinden alıp, kendisine ait mezarlıkta toprağa defnettiğini söyledi. Altaş, "Önceden ilçemizde adliye vardı. 2000 yılında adliyeye yaptığım bir ziyaret sırasında arşivin temizlendiğini ve bir kutu içerisinde insan kemiklerinin olduğunu öğrendim. Kemiklerin belediyeye verileceği ve belediye mezarlığında gömüleceği söylendi. Ancak 2000 yılında belediyeye ait bir mezarlık yoktu çünkü bu bölgede herkesin mezarlıkları kendi evinin bahçesinde oluyor. O zamanki belediye başkanına "ben bunu götürür kendi aile mezarlığımda defnederim. Bu da bir insan evladı" dedim. Kemiklerle dolu o kutuyu aldım. Evimi bahçesindeki aile mezarlığına defnettim. Onun da bir ailesi var. Anne babası canlısına kavuşamazsa bile bir mezarı olsun istedim ve ona mezar yaptım. Adli tıptan gelen belgeye göre tahmini yaşı 30 gözüküyordu, öldüğü yıldan yola çıkarak doğum tarihini 1958 yazarak bir mezar taşı yaptırdım" dedi.

'AİLEYE ULAŞMAYA ÇALIŞIYORUM'

Yaptığı araştırmalarda, kemiklerin, 32 yıl önce Kaçkar Dağları'nda kaybolan Fransız Dağcı Philippe Tardieu'ya ait olma ihtimalinin bulunduğunu belirten Altaş, Fransız aileye ulaşmaya çalıştığını ifade etti. Altaş, "Yaptığım araştırmalarda; bu dağcı 1988 yılında arkadaşları ile beraber buraya geliyor. Kaçkarlarda buzula mı kapılıyor ne oluyorsa bulunamıyor. Biraz araştırılıyor, bulamayınca arkadaşları geri dönüyor ve ailesine de haber veriyor. Araştırmalar yapılıyor ama bulunamayınca umut kesiliyor. 1995 yılında da o bölgede başka dağcılar tarafından insan kemiklerine rastlanıyor. Savcılıktan aldığım takipsizlik belgesinde "o dönemlerde o bölgede ölen ya da kaybolan olmadığı için bulunan kemikler dağcıya ait olması muhtemeldir" diyor kesin demiyor. Ama bende kemiklerin Fransız dağcıya ait olduğunu düşünerek ailesine ulaşmaya çalışıyorum" diye konuştu.

'BİR MEZARI OLDUĞUNU BİLSİNLER'

Evinin bahçesine defnettiği 20 yıldır, başvurular yaptığını ancak bugüne kadar herhangi bir sonuca ulaşamadığını da kaydeden Altaş, "Fransız vatandaşlarına sesleniyorum; bize yardımcı olsunlar, bir şekilde bizlere ulaşsınlar ki bu kardeşimizin anne, babası, kardeşi, çocukları kimler varsa birisine ulaşalım. Bir mezarı olduğunu bilsinler. 2000 yılından sonra çeşitli aralıklarla başkonsolosluğa büyükelçiliğe çeşitli başvurularım oldu ama herhangi bir sonuca ulaşamadım. Burada benim yaptığım bir insanlık görevidir bunu Çamlıhemşin'deki herkes yapar. Bu kardeşimiz 32 sene önce Çamlıhemşin'e gelmiş ve 2000 yılından itibaren de benim aile mezarlığımda yatmaktadır. Rahat uyusun, bizim burada misafirimizdir ama ailesini bulursak çok seviniriz. Ailesi bulunursa ailesinden çok ben sevineceğim" ifadelerini kullandı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-----------------------------

-Fransız dağcının mezarından detaylar

-Aile mezarlığından görüntü

-Feridun Altaş'ın dağcının mezarı ile ilgilenmesi

-Altaş'ın mezarlığı gezmesi

-Röportaj

-Muhabir (Arzu ERBAŞ) anonsu

==========================

5 asırdır Osmanlı lezzeti tahin helvası üretiyorlar

BALIKESİR'in Edremit ilçesinde, Osmanlı döneminde kurulan tahinhanede üretilmeye başlanan tahin helvası, Helvacıoğlu ailesinde babadan oğula geçerek 500 yıldır yapılmaya devam ediyor. Osmanlı döneminde olduğu gibi bugün de halen tahin helvası üreten 9'uncu kuşak helva ustası Ali Mürteza Helvacıoğlu, geleneksel yöntemlerle ürettikleri tahin helvasının asırlardır süre gelen lezzetini koruduklarını söyledi.

Edremit ilçesinde 2000 yılında kurduğu imalathanede babasına rakip olan Helvacıoğlu ailesinin 9'uncu kuşak temsilcisi Ali Mürteza Helvacıoğlu, oğulları Fatih, Halil ve Burak ile birlikte ailenin asırlardır süregelen mesleğini devam ettiriyor. Ali Mürteza Helvacıoğlu, dedelerinin 500 yıl önce Edremit'te yapıp Osmanlı saraylarına ve çarşılarına gönderdikleri tahin helvasını, lezzetini bozmadan aynı şekilde ürettiklerini belirtti. Osmanlı döneminde olduğu gibi ballı tahin helvası da yaptıklarını söyleyen Ali Mürteza Helvacıoğlu, helva üretimine dedelerinden kalma geleneksel yöntemler ve asırlık bakır kazan ile taş değirmeni kullanarak devam ettiklerini belirtti.

'700 YIL ÖNCE DENİZLİ'DE HASAN BASRİ EFENDİ TARAFINDAN KEŞFEDİLMİŞTİR'

Osmanlı'nın önemli lezzeti tahin helvasının hikayesini anlatan helva ustası Ali Mürteza Helvacıoğlu, "Helva, Türk geleneksel sanatları içerisinde belki de en önemli yeri alan bir gıda maddesidir. 700 yıl önce Denizli'de Hasan Basri Efendi tarafından keşfedilmiştir. Bu zat, helvacıların piri olarak anılmaktadır. O günden beri de ülkemizde helva yapılmaktadır. Ailemiz de bu sanatın bir üyesidir. Bilebildiğimiz kadarıyla 1350'li yıllarda Osmanlı, tahinhaneyi bugünkü Şükrü Tunar Kültür Merkezi'nin olduğu yerde açmıştır. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetmeden önce Edremit'e geliyor ve Paşadağ'da bulunan Paşa Sultan Ormanı'nı büyük dedelerimize veriyor. Bu bir bal ormanıdır. O günden beri, 500 yılı aşkın süredir tahin helvası bal ile yapılıp ailemiz tarafından Osmanlı Sarayına ve çarşılarına gönderilmektedir" dedi.

'ŞU ANDA BENİM ÇOCUKLARIM BU İŞİ DEVAM ETTİRMEKTE'

Helvanın yapım süreci hakkında da bilgi veren Helvacıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şu anda benim çocuklarım bu işi devam ettirmekte. İnşallah bundan sonra da bu şekilde gidecektir. Şeker şerbetini kaynatıp çöven suyuyla çırpıldıktan sonra beyaz ağda elde ediliyor. Daha önce kabuklarından ayırdığımız yerli susamları fırınlarda kurutup, eski değirmenlerde ezip tahin haline getiriyoruz. Bu ikisini de kararak helvayı oluşturuyoruz. Değirmenden kazana üretimde kullandığımız birçok ekipman asırlık. Eskiye bağlı yöntemlerle, helvanın asırlık nefasetini tutturmaya çalışıyoruz. Bunun yanında Osmanlı dönemindeki gibi ballı helva da yapıyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Helva yapımından detay görüntüler.

-Ali Mürteza Helvacıoğlu röp.

=======================

Babasına çarpan sürücünün kusurlu olduğunu kanıtlamaya çalışıyor

KONYA'da, kazada yaşamını yitiren emekli Hüsnü Karaer'e (57) çarpan kamyonetin sürücüsü Mesut Ö. serbest bırakılırken, hazırlanan trafik raporunda kusur, Karaer'in indiği otomobilin sürücüsü Mustafa Şakir Özkan'a verildi. Karaer'in oğlu Yasin Karaer (34) ise babasının ölümüne neden olan aracın sürücüsünün kusurlu olduğunu kanıtlamak için hukuk mücadelesi başlattı.

Selçuk Üniversitesi matbaasından emekli olan 4 çocuk babası Hüsnü Karaer, bir grup arkadaşıyla gittiği Kütahya'dan 13 Ocak Pazartesi günü saat 23.30 sıralarında Konya'ya döndü. Karaer'in içinde bulunduğu arkadaşı Mustafa Şakir Özkan'ın kullandığı 06 HB 5091 plakalı otomobil, kent merkezi girişinde Bosna Hersek Mahallesi Yeni İstanbul Caddesi'nde tramvay durağına yakın bir noktada durdu. Sürücü Özkan, otomobilden inip bagaj kısmına doğru geçtiği sırada Karaer de sol arka kapıyı açıp aşağıya indi. Bu sırada arkadan gelen Mesut Ö. yönetimindeki 42 EEE 31 plakalı kamyonet, Karaer'e çarptı. Çarpmanın şiddetiyle yaklaşık 50 metre ileriye savrulan Karaer, yaralandı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Durumu ağır olan Hüsnü Karaer, ambulansla kaldırıldığı yakındaki Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Kaza anı da mobese kameralarına yansıdı.

SERBEST BIRAKILDI

Kazadan sonra gözaltına alınan kamyonet sürücüsü Mesut Ö., ilk ifadesinde 40 kilometre hızla gittiğini, otomobilin yanından geçtiği sırada sol arka kapıyı açıp aşağı inen kişiye çarptığını söyledi. Mesut Ö., polisteki ifadesinin ardından Cumhuriyet Savcısının talimatıyla serbest bırakıldı.

'40 KİLOMETRE HIZLA VURDUĞUNUZ BİR İNSAN 50-60 METRE İLERİYE FIRLAMAZ'

Babasının ölümüne neden olan aracın sürücüsünün kusurlu olduğunu kanıtlamak için hukuk mücadelesi başlattığını ifade eden Hüsnü Karaer'in oğlu Yasin Karaer, babasının indiği otomobilin sürücüsüne tam kusur verildiğini belirterek, "Babamın ölümüne sebep olan sürücünün kusuru yokmuş. 40 kilometre hızla gittiğini iddia ediyor. 40 kilometre hızla vurduğunuz bir insan 50-60 metre ileriye fırlamaz. Biz hukuk mücadelemizi başlattık" dedi.

'KAZA DEĞİL, CİNAYETTİR'

Babası Hüsnü Karaer'in olay günü 3 arkadaşıyla birlikte Kütahya'dan geldiğini anlatan Yasin Karaer, şunları söyledi:

"Babam yanındaki 3 kişiyle birlikte Kütahya istikametinden geliyor. Buradaki güvenlik şeridine aracı park ediyorlar. Sürücü, babama hediye vermek için babamla birlikte araçtan iniyorlar. Babam araçtan indikten 5-6 saniye sonra kamyonet babama çarpıyor. Babam en az 50-60 metre ileriye fırlıyor. Ben babasız ve öksüz kaldım. Bu olayda bizi en çok üzen 40 kilometre hızla gittiğini ileri süren sürücünün olaydan 2 saat sonra serbest bırakılmasıdır."

'BU BİR TRAFİK KAZASI DEĞİL'

Kazanın mobese kamera kayıtlarına yansıdığı ve görüntülerde sürücünün başka bir şeylerle uğraştığının anlaşıldığını öne süren Karaer, "Görüntüler incelendiğinde, sürücünün araç sürerken bir şeylerle ilgilendiği görülüyor. Bu bir trafik kazası değil. Bizim gözümüzde alenen işlenmiş bir cinayettir. Babamın araçtan indiği otomobilin sürücüsüne 8'de 8 kusur veriliyor. Karşı tarafından hiç suçu yokmuş. 40 kilometre hızla gittiğine inanmıyoruz. Devlet büyüklerine sesleniyoruz. Bu insan başka birinin canını yakmasın. Bugün benim babam hayatını kaybetti, bir başkası babasız almasın. Hukuk mücadelesi başlattık" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Yasin Karaer'in kaza yerini göstermesi

-Kazayı anlatması

-Kaza anı güvenlik kamera kaydı

===========================================

Gönüllü anneler bu kez Suriyeli çocuklar için yardım topladı

ERZURUM'da ihtiyaç sahibi aile ve çocuklar için yardım toplayan gönülle anneler, bu kez Suriye'nin İdlip kentindeki çocuklar için kampanya başlattı. 9 gönüllü anneden oluşan grup, sosyal medya üzerinden yaptıkları çağrıların ardından 3-4 gün içerisinde başta kıyafet olmak üzere bol miktarda giyecek ve yiyecek topladı.

Merkez Palandöken ilçesinde yaşayan Atike Buliç, Helin Fırat, Mehtap Ateştenyılmaz, Elif Kızılkaya, Sonsen Eğin, Sinem Özhancı, Ayten Aksakal, Yıldız Yıldız ve Selda Hayrunnisa Geyik, iç savaşın sürdüğü Suriye'nin İdlip kentinde rejim güçlerinin baskısından kaçan aileler ile çocuklar için yardım kampanyası başlattı. Sosyal medya adreslerinden yaptıkları yardım çağrılarına çok sayıda kişinin katılımıyla toplanan giyecek, yiyecek ve ayakkabı, Palandöken ilçesinde bir iş yerinin deposunda toplanmaya başlandı. Gönüllü anneler, yardım kampanyasının devam ettieği uyarısında da bulundu.

İdlip'te yaşayanların ihtiyacına göre battaniye, kıyafet, bot ve temel gıda maddesi olarak un topladıklarını söyleyen Atike Buliç, 3-4 gün içerisinde önemli oranda yardım topladıklarını belirtti. Malzemeleri Erzurum'da oluşturulan toplama merkezine teslim edeceklerini anlatan Buliç, "Suriyeli kardeşlerimiz yalnız değiller. Umarız ki orada da bir an önce ateşkes ilan edilir, bu savaş hali son bulur ve herkes memleketinde özgürce yaşar" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Annelerin topladıkları yardımları getirmeleri

-Toplanan yardımların görüntüsü

-Kadınların giyecekleri düzenlemesi

-Atike Buliç'le röp

===================================

Demirci ustası, "Zülfikar" kılıç yaptı

KARS'ın Selim ilçesinde demircilik yapan Latif Baytar, Hz. Ali'nin Zülfikar ismi verilen kılıcını yaptı. 4 kilo 820 gram ağırlığındaki kılıcın boyu 185 santim, eni 24 santim. Üzerinde "Ali'den daha yiğit yoktur, Zülfikar'dan daha keskin kılıç yoktur" yazılı kılıç görenlerin ilgisini çekiyor.

Youtube kanalında İzlediği bir televizyon programından esinlenen Latif Baytar, ilçe merkezindeki demir atölyesinde demiri döverek işe başladı. Peygamberlerin ve padişahların kullandıkları kılıçların anlatıldığı programı izleyen Baytar, kendi işyerinde Hz. Ali'nin kılıcı Zülfikar'ı yapmaya karar verdi. Yaklaşık 2 gün süren çalışma sonunda 4 kilo 820 gram ağırlığında, 185 santim uzunluğunda ve 24 santim genişliğindeki kılıcı tamamladı.

Televizyonda kılıçlar ile ilgili programdan esinlendiğini belirten Baytar, "Peygamberlerin ve padişahların kullandıkları kılıçları anlatıyorlardı. Oradan esinlenerek yayınlanan programa anlatılan gerçek boyut ve ebatlarına göre bir Zülfikar'ı da ben yapayım istedim. Programda verilen boyut ve ebatlara göre yaklaşık yedi karış uzunluğu ve bir karış genişliğindeki kılıcı yapmam yaklaşık 2 gün sürdü. Benim yaptığım Zülfikar Kılıcı sert metalden oluşuyor. Demiri kestikten sonra, parlattım ve nikelajdan geçirdim. Daha sonra vernik atarak yazılarını yazdım ve sap taktımö dedi.

Zülfikar kılıcını çok sevdiği ve bir arkadaşına hediye etmek için bu kılıcı yaptığını ifade eden Baytar, kılıçtan çok etkilendiğini o dönem bunu kullananın ne kadar güçlü, kudretli ve marifetli bir insan olduğunu daha iyi anladığını söyledi. Kılıca gazetecilerde büyük ilgi gösterdi. Gazeteciler, yapımı tamamlanan 4 kilo 820 gram ağırlığında, 185 santim uzunluğundaki kılıcı elleriyle tutmakta güçlük çektiklerini belirttiler.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Kılıcın yapım detayları

-Latif Baytar'ın konuşması

-Kılıçtan detaylar

-Gazetecilerin kılıcı tutma çabası

=======================================

Karadeniz'de ekiplerin zorlu kar mücadelesi

DOĞU Karadeniz'in yüksek kesimleri, yağan kar ile beyaza büründü. Bölgenin zorlu coğrafyasında karla mücadele edip, yoğun mesai harcayan ekipler de, yolları açarak vatandaşı kar esaretinden kurtarıyor. Trabzon Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım ve Onarım İlçe Şefi Tacettin Karaçengel, gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, "Kar mücadelelerinde hastalara, yaşlılara ve gebe olan kadınların yollarına öncelik veriyoruz" dedi.

Doğu Karadeniz'in yüksek kesimlerinde etkisini gösteren soğuk hava yerini kara bıraktı. Kar yağışı ile birlikte bölgenin eşsiz doğasında yer alan çam ağaçları ve çayırlar beyaz örtüyle kaplandı. Karadeniz'de kışın zorlu yaşamın sürdüğü bazı yayla ve köylerde de birbirinden güzel manzaralar oluştu. Kar yağışının etkili olduğu bölgelerde yolları kapanan bazı köy ve mahalle sakinlerinin imdadına belediye, özel idare ve karayolları ekipleri yetişiyor.

Kış mevsiminin çetin geçtiği Trabzon, Rize, Giresun, Gümüşhane ve Bayburt'ta karla mücadele ekipleri, kar ve tipi nedeniyle kapanan yolları ulaşıma açmak için yoğun bir çalışma yürütüyor. Trabzon'da kar yağışının en yoğun yaşandığı Şalpazarı ilçesine bağlı Sinlice, Gökçeköy ve Kuzuluk mahallelerinde kapanan yolları açmak için Büyükşehir Belediyesi ekipleri, iş makinaları eşliğindeki çalışmalarını 24 saat aralıksız sürdürüyor. Ekipler, yoğun mesai harcayıp, kar kalınlığının yüksek kesimlerde 50 santimetreye ulaştığı yolları açarak, vatandaşları kar esaretinden kurtarıyor. Gece, gündüz demeden, tuzlama ve kar temizleme çalışmaları sürdüren ekipler, yaşlı, hasta, engelli ve gebelerin evlerine giden yolları ise sürekli ulaşıma açık tutuyor.

HASTA, ENGELLİ VE GEBELERE ÖNCELİK

Trabzon Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Ve Onarım İlçe Şefi Tacettin Karaçengel, bölgede kendilerine gelen ihbarlara da gittiklerini belirterek, "Kar kalınlığı genellikle Şalpazarı'nın yüksek kesimlerinde bulunan mahallelerde yoğunlukla oluyor. Kar mücadelelerinde hastalara, yaşlılara ve gebe olan kadınların yollarına öncelik veriyoruz. O yollarda ulaşımı açık tutmak için sürekli kar temizleme çalışmaları yapıyoruz. Kaymakamlıklar bu anlamda yaptıkları çalışmalarla ilçede bulunan yaşlı, engelli, hasta olanların adreslerini çıkardı. O listelerden yararlanıyoruz. Kar mücadelesini günün her saatinde yapıyoruz. Gelen ihbarlara da gidiyoruz. Okullar açık olduğu zaman öğrenci servis yollarını sürekli temizliyoruzö diye konuştu.

'VATANDAŞLAR DİKKATLİ VE TEDBİRLİ OLSUN'

Vatandaşlara uyarılarda bulunan Büyükşehir Belediyesi greyder operatörü Ali Sağlam, "Kar yağışlarının ardından yolları açıyoruz. Yolun açık olduğunu gören vatandaşlar genellikle ailesini de alıp kar oynamaya, gezmeye, fotoğraf çektirmeye yüksek yerlere çıkıyorlar. Sonra da kar bastırdığında kapanan yolda ya da bulundukları yerde mahsur kalıyorlar. Donma tehlikesi ile karşılaşabiliyorlar. Vatandaşların dikkatli ve tedbirli olmalarını öneriyorum. Hava durumuna bakmadan yola çıkmasınlarö dedi.

'ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYORUZ'

Ana yollara ve hastalarımıza her zaman öncelik verilerek gerekli çalışmalar ivedilikle gerçekleştirdiklerini anlatan greyder operatörü Uğur Dinç de, "Yoğun kış şartları altında çalışıyoruz. Zor işler başarıyoruz çoğu zaman. Yöre halkı yollarını açtığımız için bizi ayakta karşılıyor. Genellikle yolda kalan vatandaşlarımız oluyor. Ekiplerle beraber onlara yardım ediyoruz. Yörede yaşlı vatandaşlarımız var. Onların yollarını açık tutmaya özen gösteriyoruz. Gece gündüz demeden çalışmaya devam ediyoruzö ifadelerinde bulundu.

'KAR YAĞDIĞINDA EVDEN ÇIKMAMIZ MÜMKÜN OLMAZDI'

Yolu ekipler tarafından ulaşıma açılan yöre sakini Mehmet Çömez ise, "Burada her sene 3 metreye yakın kar yağar. Yine kış geldi ve kar yağdı. Yollar kapandı. Yaz kış biz burada kalıyoruz. Gelip ekipler düzenli olarak burada kar temizleme çalışması yapıyorlar. Yoksa buralarda durulmaz. Kar yağdığında eskiden evden çıkmamız mümkün olmazdı" diyerek ekiplere teşekkür etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-İş makineleri kar temizleme çalışması yaparken drone görüntüleri

-Kar küreme çalışmaları yapılırken görüntüler

-Karda yürüme görüntüleri

-Buzlarla kaplı kayalar

-Kar kaplanmış manzara görüntüleri

-Muhabir (Aleyna KESKİN) anons

-Haber genel ve detay görüntüleri

===============================

Tarlada çalışan öğrencilerden voleybol turnuvasında büyük başarı

ADANA'da, Şehit Muharrem Erdoğan Ortaokulu öğrencileri, bir yandan tarımla uğraşan ailelerine tarlada yardım ederken bir yandan da kurdukları kız ve erkek voleybol takımlarıyla Adana birincisi oldu.

Merkez Yüreğir ilçesindeki Şehit Muharrem Erdoğan Ortaokulu'nda öğrenim gören öğrenciler, beden eğitimi öğretmenlerinin yönlendirmesi ile voleybola başladı. Boş zamanlarını tarım işlerinde geçiren öğrenciler, kız ve erkek olmak üzere iki voleybol takımı kurdu. Çalışacakları bir salonları olmadığı için okulun bahçesine gerdikleri file ve bir sebze poşetine koydukları topu demire asarak antrenmanlarını sürdüren çocuklar, zaman içinde tatil günlerinde de çalıştı. Gençlik ve Spor Bakanlığı (GSB) ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) ortaklaşa yürüttüğü spor faaliyetleri kapsamında düzenlenen voleybol turnuvasına katılan kız takımı, küçük yaş kız kategorisinde, erkek takımı ise yıldızlar kategorisinde Adana birinciliğine ulaşarak büyük bir başarıya imza attı. Çocuklar, şubat ayı içinde düzenlenecek turnuvada başarılı olurlarsa mayıs ayında düzenlenecek Türkiye geneli voleybol turnuvasında Adana'yı temsil ederek Türkiye şampiyonluğu için yarışacak.

'ÇOCUKLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ'

Büyük kızının lisede okuduğunu ve ortaokul döneminde beden eğitimi öğretmeni sayesinde voleybol ile tanıştığını söyleyen İsa Şahin (42), kızının hala profesyonel olarak voleybol oynamaya devam ettiğini belirtti. Küçük kızının da aynı şekilde ortaokulun voleybol takımında olduğunu belirten baba Şahin, "Öğretmenimiz ve çocuklarımızla gurur duyuyoruz. Bu kadar imkansızlığın içinde bu başarıların elde edilmesi bir mucizedir. Çocuklarımızın voleybolda daha da iyi yerlere geleceklerine inanıyorum. Burası çiftçilikle uğraşan insanların yoğunlukta olduğu bir köydür. Çocuklarımız haliyle ailelerine yardım ediyorlar. Yorulsalar da içlerinde şevk ve spor aşkı onları başarıya taşıyor" dedi.

'ŞARTLAR KISITLI, DESTEK BEKLİYORUZ'

Ailesinin ve öğretmenlerin her daim voleybol konusunda kendilerini desteklediğini belirten lise öğrencisi Nisa Nur Şahin (16) ise voleybol oynamaya devam ettiğini söyledi. Kardeşinin de kendisinin izinden gittiğini ve bu durumdan çok memnun olduğunu ifade eden Şahin, "Voleybol ile yaklaşık 4 yıl önce bu okulda tanıştım. O zaman beden eğitimi öğretmenin voleybola ilgim olduğunu fark etti ve beni teşvik etti. Voleybolun tüm inceliklerini bize anlattı. Zaman içinde bir takım kurduk. Aynı zamanda derslerimize devam ettik. Barış hocamız sayesinde bu noktalara geldik. Köy okuluyuz diye kendimizi küçük görmedik. Çalıştık, çabaladık. Şimdi de buradaki öğrenciler aynı şekilde devam ediyorlar. Kardeşim de aralarında. Azimlerini kaybetmeden hem tarlada çalışıp hem de voleybolda ilerliyorlar. Fakat şartları çok kısıtlı. Sporseverlerin bu okula destek vermesi ve bizlerin daha iyi şartlarda çalışması tek dileğimiz" diye konuştu.

'DERSLERİN İYİ OLMASI ŞART'

Voleybol ile tanıştıktan sonra derslerine daha sıkı çalıştığını kaydeden Şehit Muharrem Erdoğan Ortaokulu Erkek Voleybol Takımı sporcusu Efe Çiçek (13) ise voleybol ile tanışmadan önce sadece futbol ile ilgilendiklerini, voleyboldan haberleri dahi olmadığını anlattı. Ailelerinin ilk etapta başarılı olacaklarına inanmadığını ama birinciliklerinin gelmesinin ardından desteklerinin arttığını söyleyen Çiçek, şöyle konuştu:

"Voleybola şu an sımsıkı tutunmuş durumdayız. Hedefimiz Türkiye birinciliği. İleride voleybolcu olmak istiyorum. Voleybol takımı seçiminde öğretmenimizin tek bir şartı vardı. O da ders notlarımızı yüksek tutmamızdı. Derslerine ilgi göstermeyenleri takıma almayacağını söyledi. Biz de bu sayede derslerimize sürekli çalıştık."

Okulun kız voleybol takımı sporcularından Dila Nur Şahin de, ablasının izinden gittiğini, hem ailesine yardım ederken hem de voleybol antrenmanlarına devam ettiğini ifade etti.

Görüntü Dökümü

----------------------------

- Voleybol oynayan öğrencilerin drone görüntüleri

- Voleybol oynayan kız öğrencilerden aktüel görüntüler

- Erkek voleybol takımından genel ve detay görüntüler

- Kız öğrencinin velisi İsa Şahin ile röp.

- Voleybol oynayan öğrenci Nisa Nur Şahin ile röp.

- Kız kardeşi Dile Nur Şahin ile röp.

- Erkek Voleybol Takımı sporcusu Efe Çiçek ile röp.

- Öğrencilerin tarlada çalışırken görüntüleri

- Okulun tabelası ve girişi

=================================

DHA

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 +49 | Sitemizde yer alan haber içerikleri ve görseller site yönetiminden yazılı izin alınmadan, kaynak gösterilse dahi yayımlanamaz.
Faks : +49 (0) 615098 03 05