• BIST 116.829
  • Altın 322,014
  • Dolar 6,0825
  • Euro 6,6031
  • Berlin 11 °C
  • Frankfurt 11 °C
  • Paris 12 °C
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 7 °C
  • İzmir 10 °C
  • Stockholm 9 °C

Dha Yurt Özel Gündem 

Dha Yurt Özel Gündem 
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde, Cem Taymaz (44), ahşap gemi modelciliği hobisiyle tarihe mal olmuş gemi ve teknelere tekrar hayat veriyor.

Tarihi gemiler tekrar hayat buluyor

Aydın'ın Kuşadası ilçesinde, Cem Taymaz (44), ahşap gemi modelciliği hobisiyle tarihe mal olmuş gemi ve teknelere tekrar hayat veriyor. En büyük hayalinin el emeği, göz nuru eserlerinin sergilenmesi olduğunu belirten Taymaz, "İlerleyen yıllarda bu amaçla küçük bir müze açmayı planlıyorum" dedi.

Bir çocuk babası Cem Taymaz, 20 yıl önce Ankara'da yaşarken, kuyumcu dükkanı açtı. Yoğun iş temposunun getirdiği stresten uzaklaşmanın yollarını arayan Taymaz, aradan geçen süre içinde, yakın arkadaşının tavsiyesi üzerine internette izlediği bir videodan etkilenip, ahşap gemi modelciliğine merak sardı. Taymaz, Bandırma Vapuru'nun 1/87 ölçekli maketini yapmakla başladığı hobisini daha sonra yaşamının bir parçası haline getirdi. "Titanic', "Savarona', "Nusret" ve "Sunbeki" gibi tarihi gemilere tekrar hayat veren Taymaz, 6 yıl içinde olta sandalından boğaz vapuruna, 1400'lü yılların Osmanlı kadırgalarından yelkenlilere kadar denizleri süsleyen farklı türdeki 23 gemi ve tekneyi ölümsüzleştirdi.

'TERAPİ GİBİ GELİYOR'

Kuşadası'na 3 yıl önce yerleşen ve kafe işletmeye başlayan Taymaz, hobisine burada da devam etti. Ahşap gemi modelciliği üzerine profesyonel eğitim almadığını söyleyen Taymaz, hazırladığı maketlerde daha çok "ıhlamur', "maun" veya "tik" ağacından yararlandığını ifade etti. Değişik gemi ve tekne türleri üzerinde çalışmayı sevdiğini belirten Taymaz, "İlk modelimi yapmaya bizim için büyük bir anlam taşıyan Bandırma Vapuru ile başladım. Önce Ankara'daki evimin bir odasını bu işe ayırdım. Kuşadası'na geldikten sonra da Atatürk Bulvarı'nda yer alan iş yerimin 2'nci katında bir atölye açtım. Bu hobi beni günlük hayatın stresinden uzaklaştırıyor, kendimi terapide gibi hissediyorum" dedi.

'EN ZOR KISMI DETAYLAR'

Model gemi yapımında en zor aşamanın detayların esere yansıtılması olduğunu vurgulayan Taymaz, "Şimdiye kadar 20 santimden 1 metre 36 santime kadar farklı boylarda tekne ve gemiler yaptım. Geminin iskeleti oluşturulduktan sonra üzerine ıhlamur ağacından yapılan çıtalar sarılıyor ve yapıştırılıyor. Zımpara, macun ve boya ile normal bir tekne yapar gibi üzerinde çalışılıyor. Omurga tamamlandıktan sonra eğrileri özel bir aletle kesiliyor. Son olarak ince işçilik yapılıyor. Gemi veya teknenin boyutuna göre tamamlanma süresi de değişiyor. Ortalama bir model, 2 ila 4 ay arasında bitiyor. İşin en zor kısmı da küçük detaylar. Mesela 1/75 ölçekle hazırladığım Nusret Mayın Gemisi'nin arka tarafında yer alan deniz mayınlarının tekerleklerini, aynı büyüklükteki kuskus makarnalarını seçip siyaha boyadıktan sonra tek tek yapıştırdım" diye konuştu.

HAYALİ MÜZE AÇMAK

En büyük hayalinin ilerleyen yıllarda eserlerini sergileyebileceği küçük bir müze açmak olduğunu belirten Taymaz, "Kuşadası, Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden biri. Bu nedenle yaptığım gemi ve tekneleri sergileyerek ilçenin tanıtımına katkıda bulunmak istiyorum. Böyle bir müzenin Kuşadası'na faydalı olacağını düşünüyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Maket gemilerden görüntü

-Cem Taymaz ele röp.

==================================

Bostanlı Pazarı'nda antika festivali

İzmir'de, her ay düzenlenen "İkinci El Antika ve El Emeği Festivali" bu kez Bostanlı Pazarı'nda düzenlendi. Yaşa Çocuk Derneği Başkanı Aslı Kokuluçiçek, festivalde açtıkları stantta elde ettikleri gelir sayesinde çocuk onkoloji ve hematoloji servisinde tedavi gören hastaya, protez bacak temin ettiklerini söyledi.

'İkinci El Antika ve El Emeği Festivali" Bostanlı Pazarı'nda gerçekleştirildi. Festivale İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Servisi'nde kurulan Yaşa Çocuk Derneği, Meme Kanseri ile Savaşım Derneği İzmir Şubesi (Memekander), Ulusal Down Sendromlular Derneği, Hayvanlar İçin Projeler Derneği (HİPDER) yöneticileri ve üyeleri katıldı. 300 kadının açtığı stantlarda; evlerde yapılan lezzetli yemekler, iğne oya başta olmak üzere çeşitli el işleri ve ikinci el antikaların satışı yapıldı. Sosyal projelerde kullanılmak üzere stantlardan gelirin de elde edildiği etkinlik, bandonun müzikleriyle renklendi. Festivale katılanlar, hem eğlendi hem de alışveriş yaptı.

Organizasyonu düzenleyen Işıl Erbey, yaklaşık 4 ay önce başladıkları projenin gün geçtikçe ilgi görmesi ve dernekler aracılığıyla hayırlı işlere vesile olmasının kendisi için gurur kaynağı olduğunu söyledi. Erbey, "Birilerine faydalı olabilme amacıyla çıktığımız yolculukta yuvarlandıkça büyüyen kartopu misali büyüdük, çoğaldık. Zincirin halkalarına halka eklenerek büyümeye devam ediyoruz. Katılımcılardan masraflara binaen cüzi bedeller karşılığında stant verirken, ücretsiz yer verdiğimiz YASA, Memekander, HİPDER ve Ulusal Down Sendromlular Derneği ile büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu üreticiler aramızda yer aldı. Başta üretici bayanlar olmak üzere faydamız olabilecek her derneğe kapımız açık" dedi.

İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Servisi'nin 3 ay önce kurulan Yaşa Çocuk Derneği'nin Başkanı Aslı Kokuluçiçek ise "Elde ettiğimiz gelir ile serviste tedavi gören bir kızımıza protez bacak temin ettik, diğer bir kızımız daha var ona da bir protez bacak temin edeceğiz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Stantlardan görüntü

-Satılan antika ve el emeği ürünlerden görüntü

-Röportajlar

================================

Oğluna donör arayan annenin yardım çığlığı

İZMİR'de, lösemi ile mücadele ederken kemoterapi sırasında beyninde pıhtı atan ardından mukormikozis bakterisine yakalanan Hasan Cirit'in (11) hayata tutunabilmesi için acil donör çağrısı yapıldı. Gözyaşları içinde halka seslenen anne Funda Cirit, "İlik nakline ihtiyacımız var hem de acil bir biçimde çünkü vücudu çok yoruldu, çok mücadele etti. Çocuklarımızı artık kanserden kaybetmeyelim. Çocuğum "Anne canım çok acıyor" diyor ben ise hiçbir şey yapamıyorum" dedi.

İzmir'de oturan emekli Süleyman Cirit (56) ve ev kadını Funda Cirit (48) çiftinin oğulları Hasan'a nisan ayında kilo kaybı, terleme, mide bulantısı şikayetleriyle götürüldüğü Ege Üniversitesi Hastanesi'nde lösemi teşhisi konuldu. Hastanede tedaviye alınan Hasan'a kemoterapi tedavisi uygulanmaya başladı. Tedavi sürecinde beyninin kılcal damarlarına pıhtı atan Hasan, bir süre Yoğun Bakım Ünitesi'nde kaldı. Burada tedavi gördüğü sürede aile, Hasan'ın mukormikozis bakterisine yakalandığını öğrenmesiyle bir kez daha yıkıldı. Doktorlar "Her an her şeye hazırlıklı olun" derken Hasan, mukormikozis bakterisini yendi. Şimdiyse kanser hücreleri yeniden tekrarlayan Hasan'ın yaşama tutunabilmesi için ilik nakli olması gerekiyor.

'ÜÇ TÜP KAN VERMEK ÇOK ZOR DEĞİL'

Gözyaşları içinde halka nakil çağrısında bulunan anne Funda Cirit, "Bugün oğluma "Küçük bir video çekeyim belki cümlelerin insanların yüreğine dokunur, sen ve senin gibi çocuklarımızın kurtuluşu olur" dedim. İnsanların üç tüp kan vermesi çok zor değil. Bu çocukların burada bu kadar acı çekmemesi için ne olur üç tüp kan verin. Herkese yalvarıyorum. Çocuklarımızı artık kanserden kaybetmeyelim. Lösemiyi her duyduğumda içim yanıyor. Çocuğum "Anne canım çok acıyor" diyor ben ise hiçbir şey yapamıyorum" dedi.

'ÇOK YORULDU, ÇOK MÜCADELE ETTİ'

Hasan'ın çok mücadele edip, çok yorulduğunu ifade eden anne Cirit, hastalık sürecini şöyle anlattı:

"Hasan'dan 4 yaş büyük olan ağabeyi dünyaya geldi. Ardından da Hasan dünyaya geldi ve gayet sağlıklı bir çocuktu. 11 Nisan'da onu mide bulantısı, kilo kaybı, terleme, uykuda inleme ve vücudunda oluşan morluklar nedeniyle doktora götürdüm. Ertesi günü akşamına Hasan'ın lösemi olduğu ortaya çıktı. Tedaviye başlandı, yatış yapıldı. Tedavimiz çok iyi gidiyordu ancak kemoterapiler yan etki yaptı ve beyninin kılcal damarlarına pıhtı attı. Hastanede olduğumuz için neyse ki beyin kanaması geçirmedi. Onun akabinde yoğun bakıma alındı vücudu ödem yaptı. Yoğun bakımdayken 21 Ekim'de mukormikozis bakterisine yakalandığını öğrendik. Mukormikozis bakterisi için "çaresi yok" dediler. Lösemiyi aslında atlatmıştık sadece kürlere devam ediyorduk. "Yapabileceğimiz bir şey yok, her an her şey olabilir" dediler. Ama benim oğlum onu da yendi, atlattı. Şimdiyse yeniden kanser hücrelerimiz tekrarladı ve önceden canlı hücrelerini kendi ürettiği için ilik nakline gerek yoktu ama şu anda ilik nakline ihtiyacımız var hem de acil bir biçimde çünkü vücudu çok yoruldu, çok mücadele etti. Neyle mücadele edeceğimizi bilmiyorum. Biri bitiyor biri başlıyor. O benim her şeyim ben de onun her şeyiyim. Lütfen yardım edin."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------

- Funda Cirit ile röp.

- Hasan Cirit görüntüler

- Hastaneden genel detay görüntü

==================================

Önce içiyor, sonra sanat eserine dönüştürüyor

İzmir'de, uzun süredir hobi olarak resimle uğraşan Dilek Karaçayır (53), yaklaşık 1 yıl önce sanatını tuval yerine çay poşetlerine yansıtmaya başladı. İçtiği çayın poşetlerini kutu üzerine sulu veya akrilik boya ile detaylı figürler çizen Karaçayır'ın kadınları anlattığı sergisi beğeni topladı.

Uzun yıllardır hobi olarak resim yapan, magazin dergisinin editörü Dilek Karaçayır, sanatını tuval yerine çay poşetlerine yapmaya başladı. Karaçayır, ilgi çeken çalışmalarını içtiği çayların demlik veya sallama poşetlerini kuruttuktan sonra üzerlerine sulu veya akrilik boya ile figürler çizerek ortaya çıkarıyor. Hassas bir materyal olması nedeniyle yaklaşık bir senedir poşetlerle "anlaşmaya" çalıştığını söyleyen Karaçayır, "Malzeme suyu geçiriyor ve tek bir boyanın üzerinden 2-3 defa geçmek gerekiyor dolayısıyla biraz sabır isteyen bir iş. Çayı önce içiyorum, sonra poşetini kurutuyorum. Daha sonra çok ince bir biçimde keserek içindekileri boşaltıyorum. Çay poşetlerinin içine geçmişin demini resmediyorum" dedi.

'DOKULARININ GÜZELLİĞİ BENİ CEZBETTİ'

Resme her zaman ilgi duyduğunu söyleyen Karaçayır, "Aslında büyük tuvaller üzerinde yağlı boya ile çalışıyordum ama daha sonra beni çay poşetleri cezbetti çünkü dokuları çok güzeldi. Anlaşmak için biraz zaman gerekiyordu. 1 yıl kadar çok fazla deneme yaptım. Sallama çayın poşetini kurutup hiç açmadan kullanıyorum. Çok küçük olduğu için minyatür sanatını anımsatıyor" dedi.

'ÇAY POŞETLERİNDE KADINI ANLATTIM'

Geçen hafta sergi açtığını ve kadınları resmettiğini belirten Karaçayır, "Açtığım "Dem" isimli sergide ise kadın, kentler ve yalnızlık konusunu işledim. Kentlerin kalabalıklaşmasının getirdiği yalnızlığı çay poşetlerinde resmettim. Köylü kadın, kentli kadın, şiddet gören ve özgür kadın temaları da serginin başkahramanları oldu. Genellikle sergiyi gezenler çok ilginç bulduğunu söyledi. Dem ise sadece çayın demini değil, geçmişin demini ifade ediyor. Birikenler içimde demlendi ve bunlar dışa yansıdı" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Dilek Karaçayır ile röportaj

-Dilek Karaçayır çay poşetlerine resim yaparken görüntü

-Muhabir anonsu

===============================

Sıfır aldığı otomobilin tamponu boyalı, ön camı değişmiş çıktı

KIRKLARELİ'nin Lüleburgaz ilçesinde, Halil Özhan Tok, telefonuna indirdiği uygulamayla 3 yıl önce sıfır aldığı otomobilinin ön tamponunun boyandığını ve ön camının değiştiğini öğrendi. Firma ile iletişime geçtiğinde kendine indirimli satıldığı ve bu nedenle yardımcı olunamayacağını söylediklerini belirten Tok, hakkını hukuki yollardan arayacağını söyledi.

Lüleburgaz Devlet Hastanesi'nde anestezi uzmanı olarak çalışan Halil Özhan Tok, 3 yıl önce Muğla'daki bayiden sıfır otomobil satın aldı. Aradan geçen zamanın ardında telefonuna bir uygulama indiren Tok, otomobilinin ön tamponunun boyandığını ve ön camının değiştiğini öğrendi. Önce bayiyi, daha sonra firmayı arayan Halil Özhan Tok'a, aracın indirimli satıldığı ve değiştirilemeyeceği söylendi.

Kendine yardımcı olunmadığının belirtene Tok, yaşananları şöyle anlattı:

"Biz 2017 yılı Temmuz ayında Muğla'da arabayı aldık. O zaman için bize dediler ki; "Bu araç 2016 model olduğu için size indirimli vereceğiz." Üç aşağı beş yukarı anlaştık ve aracı aldık. Bir hafta önce telefonuma bir uygulama indirdim. Servis tarihçesinde aracımın tamponun sökülüp takıldığı, boyandığı, ön camının değiştiği ve bazı ayarlar yapıldığını gördüm. Firmayı aradığımda arabulucu olduğunu söyleyen biriyle görüştüm. "Bir çizikten bir şey olmaz" gibi şeyler söyledi. Camın önemli olmadığını, garantiden değiştiğini söyledi. Öyle olunca ben de adli yollardan hakkımızı arayacağımızı söyleyip kapattım. Bir gelişme de olmadı. Herhangi bir şekilde bize geri dönüş de olmadı. Hiçbir şekilde bize yardımcı olmadılar. Az para vermiyoruz sonuçta. 2016 model diye indirimle verdiğini söylediler. Bilmiyorum şimdi, bu araç tamponunu mu vurdu. Hava yastıkları mı açıldı, neden bu tampon sökülüp takıldı. Bana bu konu hakkında aydınlatıcı hiçbir şey söylenmedi. Bir çizik nerde, nasıl oldu? İnsanın aklına farklı şeyler geliyor. 3 yıldır araç bende, bir defa yolda giderken camı çatladı değiştirdim."

Halil Özhan Tok, hukuki yollara başvuracağını ifade ederek, "Mahkemeye vereceğiz, hukuki yollardan hakkımızı arayacağız. Neden böyle oluyor? Birinci el arabayı diye bize neden ikinci el araba veriyorlar?" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Araçtan detaylar

-Halil Özhan Tok ile röp.

-Aracın değiştiği iddia edilen bölgeler

-Araç ve Tok'tan detaylar

-Detaylar

===============================

Emekli maaşıyla sokak hayvanlarını besliyor

Kütahya'da, Ömer Değirmen (76), emekli maaşının yarısını evindeki ve mahallesindeki sokak hayvanları için harcıyor. Maaşının yarısıyla aldığı mamaları evinin bahçesine koyan ve 10 kadar kediye evinde bakan Değirmen, "Sokak hayvanları benim evlatlarım, torunlarım gibi. Emekli maaşımın yarısıyla bizi, diğer yarısıyla da kedi ve köpekleri doyuruyorum" dedi.

Kütahya'nın Civli Mahallesi'nde oturan, 3 çocuk ve 4 torun sahibi Ömer Değirmen, 10 yıldır, aldığı emekli maaşının yarısıyla eşi Lütfiye Değirmen'le birlikte sokak hayvanlarını besliyor. Yaklaşık 10 kediye evlerinde bakan Değirmen çifti, emekli maaşıyla aldıkları mamaları da evlerinin çevresindeki sokak hayvanlarına dağıtıyor. Sokaktaki kedi ve köpekleri evlatları gibi sevdiği için emekli maaşının yarısını da onlara harcadığını söyleyen Ömer Değirmen, "Çocukluğumdan beri hayvanları severim, bakarım. Emekli maaşımı çektikten sonra kedi köpek maması alır, bankadan otobüs durağına kadar bütün gördüğüm hayvanları besler, mahalleye gelirim. Emekli maaşımın yarısıyla kendimiz, diğer yarısıyla da kedi ve köpekleri doyuruyorum. Sokak köpekleri benim geliş saatimi bilir ve durakta toplanıp beni beklerler. Bazı komşularımız bundan şikayetçi. Hatta bir gün belediye köpekleri toplayıp barınağa götürmüş. Eve geldiğimde göremeyince durumu öğrendim ve üzüntüden hastalandım. Oğlum gidip yeniden kimisini sahiplenerek alıp, geri getirdi" diye konuştu.

'YEMEK SAATİNİ BİLİRLER, O SAATTE CAMDA BEKLERLER'

Değirmen, hasta olanları da veterinere götürdüğünü belirterek, "Evimin önünde her gün onları besliyorum. Yavruları oluyor, onlara ayrı özen gösteriyorum. Köpeklerden sonra bir sürü kedi var. Bunların 10 tanesi sürekli evimizde, 40'a yakın kedi var, diğerleri de mahallede dolaşıyor. Yemek zamanını öğrendiler o saatte gelir camda beklerler. Camdan kedi maması evin önün de köpek maması eksik olmaz. Oğullarım var onlarda etrafından topladıkları bayat etmek ve yemekleri toplar getirirler. Onları da veririm. Hasta olan olursa veterinere götürüyorum" dedi.

'5 TL İSTESEM BANA VERMEZ, HERŞEYİ HAYVANLARA HARCAR'

Eşiyle birlikte sokak hayvanlarına baktıkları için mutlu olduklarını ifade eden Lütfiye Değirmen, hayvanların özellikle kış aylarında yiyecek bulmakta zorlandığını söyledi. Eşinin aldığı emekli maaşının yarısını hayvanlara harcadığını kaydeden Değirmen, "Biz eve yıllar önce kedi aldık. Sonra doğurdu, dışarı bırakmaya kıyamadık. Ürerken, çoğalıp gittiler. Şikayetçi değiliz gelen her hayvana bakıyoruz. Bunlar benim torunlarım gibiler, onlarla evde oynarız eğleniriz. Eşim emekli maaşının yarını hayvanlara adadı. Ben 5 TL harçlık istesem vermez ama hayvanlar söz konusu olduğunda hiç düşünmez. Evdeki kedilerimizin hepsinin ismi vardır. Tek tek ilgileniriz onlarla. Hele kış günlerinde onların yemek bulması daha zor oluyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Değirmen çiftinin köpekleri beslemesi

-Havadan köpeklerin beslendiği sokak

-Ömer Değirmen ile röp.

-Evin içinde baktıkları kediler

-Kedilerden detay

-Lütfiye Değirmen röp.

-Köpekleri beslemeleri

-Genel görüntüler

=============================

Karaciğerinin 600 gramlık parçasıyla babasını hayata bağladı

UMMAN'da, yaşayan siroz hastası Amanallah Elbuluşi (48), kızı Sümeyya Elbuluşi'nin (22) verdiği 600 gramlık karaciğer parçasıyla hayata tutundu.

Umman'ın Barka kentinde oturan siroz hastası Amanallah Elbuluşi'ye medikal tedavilerin yetersiz kalması üzerine karaciğer nakli yapılması gerektiği söylenince ailesi seferber oldu. Sağlık durumu kötüye giden Elbuluşi'nin karaciğer nakli için hastane araştırmasına başlayan aile, Antalya'da Medical Park Hastane Kompleksi'nde ameliyat olmasına karar verdi. 10 gün önce Antalya'ya gelip, hastaneye yatan siroz hastasına, canlıdan karaciğer nakli için uygun verici aranmaya başladı.

Ummanlı Elbuluşi'ye 8 çocuğu da karaciğerinden doku vermek istedi, ancak kızı Sümeyya kendisinin verici olmak istediği konusunda ısrar etti. Yapılan tetkikler sonucu Sümeyya'nın dokusu uygun bulununca bir hafta önce gerçekleşen ameliyatla karaciğerinin 600 gramlık sağ lobu babasına nakledildi. Sağlık durumları iyi olan baba- kız, taburcu olmak için gün sayıyor.

'AMELİYAT ÖNCESİ VE SONRASI FARKLILIĞI İYİ GÖRÜYORUM'

Medical Park Antalya Hastaneler Kompleksi Organ Nakli Merkezi Karaciğer Nakli Sorumlusu Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu'nun yaptığı ameliyat sonrası kendini çok iyi hissettiğini belirten Amanallah Elbuluşi, "Ameliyattan önceki halimle şu anki halim arasındaki farklılığı çok iyi görüyorum" dedi.

Kendisini hayata döndüren kızı Sümeyya ve doktorlarına minnettar olduğunu söyleyen Elbuluşi, "Kızıma teşekkür ediyorum. Şu an çok iyiyim. Sağlığım yerinde" diye konuştu.

Babasına ikinci hayat veren Sümeyya ise "Çok mutluyum. Babam sağlığına kavuştu. Bu benim için her şey" dedi.

2020 YILININ İLK CANLIDAN KARACİĞER NAKLİ

Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, Ummanlı hastanın kendilerine 10 gün önce siroz nedeniyle başvurduğunu belirterek, başarılı ameliyat sonrası artık taburcu aşamasına geldiğini söyledi. Kızının karaciğerinin 600 gramlık sağ lobunun nakledildiği hastanın 2020 yılının ilk canlıdan karaciğer nakli vakası olduğunu belirten Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Ameliyatın başarıyla sonuçlanması bizi çok mutlu ve memnun etti" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------

- Organ nakli merkezi dış plan görüntü

- Baba kız birlikte görüntüsü

- RÖP 1: Sümeyya Elbuluşi

- RÖP 2: Amanallah Elbuluşi

- RÖP 3: Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu

====================================

'KDV indirimi, yumurta üreticisine nefes aldırdı'

AFYON Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (Afyon YUM-BİR) Başkanı Hacı Sait Evrenkaya, yumurtada KDV'nin yüzde 8'den 1'e indirilmesinin üreticiye can suyu olduğunu belirterek, "Her ay ödemek zorunda olduğumuz yüzde 8'lik KDV yükünün aşağıya çekilmesi isteğimiz, hükümetin yılbaşından itibaren yürürlüğe giren uygulamasıyla üreticiye nefes aldırdı" dedi.

Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlanarak yılbaşı itibarıyla yürürlüğe girdi. Buna göre, tavuk yumurtasının toptan tesliminde yüzde 8 olarak uygulanan KDV oranı yüzde 1'e indirildi.

'ÜRETİCİYE NEFES ALDIRDI'

40 yıldır yumurta üreticiliği yapan ve halen Afyon YUM-BİR Başkanlığı görevini yürüten Hacı Sait Evrenkaya, toptan satışlardaki KDV oranının yüzde 1'e indirilmesiyle üreticinin sırtındaki yükten kurtulduğunu belirtti. Yumurta üreticilerinin son 1 yıldır ciddi sıkıntılar yaşadığını, bu sıkıntıları gıda sektörü başta olmak üzere devlet yetkililerinin ve kurumların da bildiğini söyleyen Hacı Sait Evrenkaya, "2015 yılından bu yana üzerinde çalıştığımız, üreticimizin sırtında kambur olan yüzde 8 KDV yükü vardı. Yemde KDV'nin yüzde 1'e düşmesinden sonra yumurta üreticileri olarak bizim de her ay ödemek zorunda olduğumuz yüzde 8'lik KDV yükünün aşağıya çekilmesi isteğimiz, hükümetin yılbaşından itibaren yürürlüğe giren uygulamasıyla üreticiye nefes aldırdı. Uygulamayla birlikte bizim sırtımızdan alınan yükün perakendeden tahsil edilmeye başlaması üreticilerimiz adına iyi ve sevindirici bir uygulama oldu" diye konuştu.

2019 YILINDA 79 MİLYON İHRACAT

Yumurta üreticilerinin özellikle son 1 yıldır ciddi anlamda zarar ettiğini kaydeden Evrenkaya, "Üreticilerimizin zarar ettiği bu dönemde KDV oranındaki indirim, üreticilerimize de can suyu oldu. Bu uygulamanın yürürlüğe girmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Yumurta sektörü basit gibi görülüyor, ama gerçekten büyük ve zor bir sektör. Türkiye, dünya genelinde yumurta tüketiminde 8'inci, yumurta ihracatında ise 3'üncü sırada. Afyonkarahisar ise yumurta üretiminde Türkiye'nin en büyük üretim bölgesi. 25 milyon yumurtacı tavuk ile üretimin en büyük merkezi konumunda. 2019 yılında Türkiye'nin 450 milyon dolarlık yumurta ihracat rakamı yakaladığı dönemde Afyonkarahisar 79 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Afyonkarahisar'da yumurta tavuğuyla, ihracatıyla, üretimiyle, istihdamıyla gerçekten büyük bir sektör" diye konuştu.

ÜRETİCİ SON 1 YILDIR ZARAR EDİYORDU

KDV'nin yüzde 8'den yüzde 1'e indirilmesini ve piyasaya yansımasını da değerlendiren Hacı Sait Evrenkaya, şöyle dedi:

"Yerel yöneticilerimiz ve devletimizin üst kademesindeki yetkililerin KDV ile ilgili yapmış olduğu bu çalışmanın halkımıza da olumlu yansıdığını düşünüyoruz. Çünkü KDV yükünün sırtımızdan alınmasından 2 hafta sonra yumurta fiyatında da düşüş yaşandı. KDV indiriminden önce 40 kuruş olan yumurta, bugün itibarıyla 30 kuruşa düştü. Böylece piyasadaki yumurta fiyatında yaklaşık yüzde 25 oranında fiyat düşüşü yaşandı. Fiyatta düşüş yaşandığını söylüyoruz ancak üreticinin yumurta üretim maliyeti yaklaşık 35 kuruş. Maalesef 8 aydır zarar ediyoruz. Ortalamada 35 kuruşa mal ettiğimiz yumurtayı 25 kuruşa sattık. Üreticilerin sıkıntısı halen devam etmekte ama umudumuz yeni pazarlar oluşturularak yumurta üreticilerinin yeni pazarlara girmesi ve daha fazla ihracatın yolunun açılarak krizden kurtulması."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

- Kapalı kümesteki tavuk görüntüsü

- Yumurtanın bantlardan ilerleyişi

- Gizli kırıkların tespit edilişi

- Kolileme anından görüntüler

- Depolama alanından görüntüler

- Hacı Sait Evrenkaya'nın açıklamaları

===================================

'Kanserim, ayrılalım" diyen sevgilisini, sevgisiyle iyileştirdi

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kan Merkezi'nde, 9 yıl önce kan bağışı yaparken kan kanseri olduğunu öğrenen Hüseyin Aksu (41), o dönemlerde, şu an eşi olan Derya Aksu'dan (38) ayrılmak istedi. Bunu kabul etmeyen Derya Aksu'nun desteğiyle tedavi görüp, hastalığı atlatan Hüseyin Aksu, "Moralim oldu destekçim oldu, sayesinde hastalığı yendim" dedi. Derya Aksu da "Hastanede elini tuttum ve bir daha hiç bırakmadım, ölene kadar da bırakmayacağım" dedi.

Antalya'da, 9 yıl önce, yapı markette çalışan Hüseyin Aksu ile mesai arkadaşı Derya Aksu, tanışıp flört etmeye başladı. Hüseyin Aksu, arkadaşının kana ihtiyacı olduğunu öğrenince kan vermek üzere Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kan Merkezi'ne gitti. Kan tahlilinde kan kanseri olduğu ortaya çıkan Aksu, hematoloji servisine giderek ileri tetkiklerini yaptırdı. Sonuçları gören doktorları Aksu'yu aynı gün hastaneye yatırdı. Süreçte kemoterapi tedavisi görüp ablasından ilik nakli olan Hüseyin Aksu, sağlığına kavuştu.

SEVGİLİSİNDEN AYRILMAK İSTEDİ

Halen Antalya'da özel şirkette müşteri temsilcisi olarak çalışan Hüseyin Aksu, erken tanı sayesinde hayatta olduğunu söyledi. Hastalığını öğrendiği dönem, şu an eşi olan Derya Aksu ile flört döneminde olduklarını anlatan Hüseyin Aksu, "Üçüncü buluşmamızda, hastalığım nedeniyle ayrılmak istedim. Kan kanseri olduğum için hastaneye yatırılmıştım. Kız arkadaşıma hastalığım nedeniyle artık buluşmamıza gerek kalmadığını söyledim. Fakat o benim hastalığımı umursamadı ve yanımda oldu. Kemoterapi aldığım dönemde de yanımdan ayrılmadı. İlik nakli oldum yine yanımdaydı. Hastalığımın ilk dönemlerinde sözlendik, nişanlandık, şu anda 9 yıllık arkadaş, 7 yıllık evliyiz" diye konuştu.

'ALLAH DERT VERDİ, DERMANINI DA VERDİ'

Eşi Derya Aksu'nun o dönemlerde kendini hiç yalnız bırakmadığını aktaran Aksu, "O zamanki arkadaşım, sonra eşim olan Derya, o zorlu süreçte beni hiç yalnız bırakmadı. Hastaneye geldi elimi tuttu, kemoterapi ve nakil dönemimde elimi hiç bırakmadı. Evliliğe kadar devam eden bir aşk yaşadık. Moralim oldu destekçim oldu, sayesinde hastalığı yendim. Allah dert verdi, dermanını da verdi. Mutlu bir evliliğim var. Antalya Kan Bankası'nda görevlerim var. Kan vermeye gitmeseydim, belki bugün hayatta olmayabilirdim. Eşimi çok seviyorum, sağlığıma kavuşmamda bana katkısı çok oldu. O zorlu süreçte bana destek verdi ve bugünlere geldik" diye konuştu.

'EŞİMİN O HALİNE AŞIK OLDUM'

Derya Aksu ise hayatla mücadelelerinin 2011 yılı Mayıs ayında başladığını belirterek, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Aynı iş yerinde çalışıyorduk. Henüz arkadaşlığımız başlayalı bir hafta olmuştu ki Hüseyin'in hastalığını öğrendik. Hüseyin'in hastalığını öğrendiğimde ne yapacağımı bilmiyordum. Bu hastalığı tanımıyordum. Hastalandı ve eşimin o haline aşık oldum. Fakat eşim hastanede beni yanında istemedi. Ben aileme durumu açıkladım. Annem "Evli olsaydın ne yapardın" dedi. "O çocuğu öyle bırakma destek ol, fakat umut verme, hayallerini yıkma" diyerek destek olmamı istedi. Hüseyin bir hafta sonra kemoterapiye başlamıştı. "İstersen git ben seni istemiyorum, sen çok güzelsin, benim gibi hastalıklı birini ne yapacaksın. Ben zaten öleceğim, arkamdan koşma" dedi. Dediklerini düşündüm, birkaç gün yanına gitmedim. Daha sonra dayanamadım ve hastaneye ziyaretine gittim. Cam kenarında oturuyordu. Yanına yaklaştığımda, "Dert veren Allah'ım dermanını da yanında verdi" dedi. Ben de "Bu süreci zamana bırakalım, zaman her şeyin ilacıdır" dedim. Hastanede acı tatlı güzel günlerimiz geçti. Şu an 9 yıllık birlikteliğimiz var. Kemoterapi ve ilik nakli süreci bitti. Mutlu bir evliliğim, mutlu bir yuvam var. Lösemi olanlar kesinlikle mücadeleyi bırakmasın. Gezip eğlensinler. Grip hastalığının tedavisi C vitamini ise lösemi hastalığının tedavisi de ilik ve kan nakli. Herkesi kan ve ilik bağışçısı olmaya davet ediyorum."

'HASTANEDE ELİNİ TUTTUM BİR DAHA HİÇ BIRAKMADIM'

Eşine iki kez kan verdiğini aktaran Derya Aksu, "Bununla gurur duyuyorum. Bu arada biz de ilik bağışçısı olduk. İnşallah ihtiyacı olan çıkarsa hayat kurtaracağız. Bu hastalığı öğrendiğimizde üç günlük arkadaştık. Hastanede elini tuttum ve bir daha hiç bırakmadım, ölene kadar da bırakmayacağım" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-RÖP 1: Hüseyin Aksu

-Derya Aksu evde görüntüsü

-Derya Aksu resimleri gösterirken görüntüsü

-RÖP 2: Derya Aksu

-Aksu çiftinin elele birlikte görüntüsü

-Aksu çiftinin mutfakta görüntüsü

-Resimlerine bakarken görüntüleri

============================

Sepet yapmayı öğrenen kadınlar, ev ekonomisine katkı sağlıyor

AKSARAY'da, İŞKUR'un açtığı sepet yapma kursuna giden 21 kadın, ürettiği ürünleri 20 ila 100 TL arasında satarak, ev ekonomisine katkı sağlıyor. Kadınlara yaklaşık 168 saat süren eğitim verdiklerini söyleyen kurs eğitmeni Hatice Taşcıoğlu, "Kadınlar burada hem iş öğreniyor, hem de paralarını alıyor. Bu sanatı da geçmişten geleceğe devam ettirmiş oluyoruz. Hayat boyu kadınlarımıza el sanatlarını öğretmiş oluyoruz" dedi.

Aksaray'ın Gülağaç ilçesinde, İŞKUR İl Müdürlüğü ve Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nün iş birliği ile sepet yapma kursu açıldı. Kursta 168 saat süren eğitim alan kadınlar, hem sepet yapmayı öğreniyor, hem de yaptıkları ürünleri 20 ile 100 TL arasında değişen fiyatlara satarak gelir elde ediyor. Kadınlar ayrıca eski bir el sanatı olan sepet yapmayı, geleceğe de kazandırıyor.

Eğitmen Hatice Taşcıoğlu, eğitime 21 kadının katıldığını söyleyerek kurs hakkında şu bilgileri verdi:

"Buranın yaşlı teyzeleri sepet örme işinde çok yetenekliler. Bende işin teknik kısmını öğretiyorum. Kadınlar burada hem iş öğreniyorlar, hem de İŞKUR'dan yevmiye alıyor, ayrıca ürünleri satıp para kazanıyorlar. Bu sanatı da geçmişten geleceğe devam ettirmiş oluyoruz. Hayat boyu kadınlarımıza el sanatlarını öğretmiş oluyoruz."

'BU TEKNİK HER YERDE YOK'

Sepet yapımında kullanılan otları ilçedeki göletten temin ettiklerini ifade eden Taşcıoğlu, "Her yerde sepet örülüyor; ama bu teknik her yerde yok. Göletimizden otlar toplanıyor, kurutuluyor ondan sonra örülecek ortama getirilip tekrardan ıslatılıp, önce tuğralar hazırlanıyor. Daha sonra hangi şekilde ürün yapılacaksa, kalıplarına göre ürünler yapılıyor. Bunun yanında desenli ürünlerimiz var" dedi.

'EV EKONOMİSİNE KATKI SAĞLIYORUZ, BİRBİRİMİZE DE DESTEK OLUYORUZ "

Kursta eğitim gören ve günde 15 ile 20 arasında sepet ürettiklerini belirten Meryem Samur ise şöyle konuştu:

"Sabah buraya geliyoruz ve yapacağımız sepetin büyüklüğüne göre ebat belirliyoruz. Burada günde ortalama 15 ile 20 arası sepet üretiyoruz. Burada çalışarak aile bütçesine katkıda da bulunuyoruz. Buraya gelmek bize iki yönden iyi geliyor. Sadece eşlerimizin çalışmasıyla olmuyor. Hayat pahalılaştı. Bizim aile bütçesine katkı sağlamamızdan, eşlerimiz de mutlu oluyor. Buraya gelince bizde mutlu oluyoruz. Bize psikolojik olarak çok iyi geldi. Burada bir aile ortamımız var. Burada kadınlar hepimiz birbirimize destek oluyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Kadınların sepet yapması

-Sepetlerden detay

-Genel ve detay

-Röportajlar

=========================================

'Alperen Gözcü', düşmanı uzaktan kumandayla vuracak

AKDENİZ Üniversitesi (AÜ) Antalya Teknokent Girişimcilik ve Kuluçka Merkezi'nde tamamen yerli imkanlarla üretilen "Alperen Gözcü" adlı evrensel atış platformu, üzerine takılan farklı silahlarla, kablosuz ve uzaktan kumandayla atış yapabiliyor. Alperen Gözcü ile terörle mücadelede Mehmetçiğin can kaybının en aza indirilmesi hedefleniyor.

AÜ Antalya Teknokent Girişimcilik ve Kuluçka Merkezi'nde, uzaktan kumanda edilebilen ve üzerinde çeşitli silahların kullanılabildiği son teknoloji ürünü atış platformu üretildi. Antalya Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz, teknokentte birçok değerli ürün olduğunu, 68 kuluçka firmasından biri olan Savunma ve Harp Teknolojileri (SavHaTek) firmasının en önemli ürünlerinden birinin "Alperen Gözcü" olduğunu söyledi. İbrahim Yavuz, "Adı gibi güçlü, cesur ve savaşçı diyoruz. Mehmetçiğimizi korumak için hem savunma sanayinde hem de kişisel kullanılabilecek bir ürün" dedi.

TÜBİTAK DESTEĞİ ALDI

Gençlere yol açıldığında, destek verildiğinde ülke için katma değeri yüksek, yerli ve milli teknoloji hamlesine destek verecek ürünler üretebildiğine işaret eden Yavuz, "En kıymetlisi bizim için bu. 2018 yılının başlarında başlayan bir girişimin devamı ve TÜBİTAK proje desteği de almaya hak kazanmış bir şirketimiz. Aynı zamanda Antalya Teknokent ve Akdeniz Üniversitesi danışman hocaları ve teknik ekibiyle birlikte yapılmış bir ürün. Yurt dışında muadilleri geliştirilmiş fakat bunun en önemli özelliği evrensel, kablosuz ve uzaktan kumanda edilebilir ürün olması. Bu açıdan çok kıymetli" diye konuştu.

TEKNOLOJİ HAMLESİ

Antalya Teknokent olarak buna benzer savunma sanayi ürünleri üretmeye devam edeceklerini aktaran İbrahim Yavuz, "Bu şunu gösteriyor; Antalya'da artık turizm ve tarımın yanında, teknoloji ve bilim üssü olmak için de bir hamle gerçekleştiriyoruz. Bu da onlardan bir tanesi. Antalya Teknokent teknoloji vadisinde de bu ve benzeri girişimlerin yer almasını teşvik ediyoruz. En büyük çabamız da şu anda bu" dedi.

KABLOSUZ UZAKTAN KUMANDAYLA ATEŞLENİYOR

Firma Genel Müdürü İbrahim Yıldırım ise TÜBİTAK 1512 desteğiyle proje kazanmış ürünün testleri ve yazılım geliştirme işlerinin, haziran ayına kadar bitirileceğini açıkladı. Ürünün en büyük özelliğinin atış platformuyla uzaktan kumanda modülünün kablosuz olarak haberleşmesi olduğunu söyleyen Yıldırım, "100 metreye, bazı özel sistemlerle 200 metreye ve hatta sim kart teknolojisiyle global olarak dünyanın her yerinden kontrol edilebilme özelliğine, altyapı entegrasyonu uygun bir sistem" diye konuştu.

EVRENSEL SİSTEM

Sisteme evrensel denilmesinin nedenini anlatan Yıldırım, ""Üzerindeki atış platformuyla Amerikan, Alman ve Rus tabanlı ya da Avrupa'daki diğer ülkelerin kendilerine has özellikteki piyade tüfeklerine, haricinde sivil kullanıma uygun havalı basınçlı tüfeklere, sportif amaçlı kullanılan av tüfeklerine uygun bir sistem. Bu sistemde silahımızı, ister bir asker piyade tüfeğine bağlasın, ister bir tarımsal alanın yabani hayvanlardan korunması için bağlansın. Bu tip sistemler veya bu tip silahlar bağlanarak uzaktan kumandayla atış yapılabilir hale getirilmesi hedeflendi" dedi.

HEM GENİŞ AÇI, HEM DÜRBÜN KAMERA

Sistemde gözetleme ve silah üzerine entegre olan sıfırlanmış dürbünden bakmayı sağlayan hedefleme kameraları olduğunu anlatan Yıldırım, "Kullanıcı geniş açıyla gözetleyip, herhangi bir tehlike unsuru gördüğünde, ekrandan bir tuşla gözetleme kamerasından hedefleme kamerasına geçiyor. Nişan alıp bir tetikleme mekanizmasıyla silahı tetik düşürerek görev ifa etmesini sağlıyor. Aynı siz gözünüzle bakıyor gibi kumanda modülünden görüp, parmağınızla tetiği çekiyormuş gibi tetiği sadece uzaktan kumandayla tehlike altında olmadan çekebiliyorsunuz" diye konuştu.

AMAÇ ŞEHİT SAYISINI EN AZA İNDİRMEK

Doğu, Güneydoğu veya askeri bölgelerde en büyük zayiatların ilk ateşte verildiğini belirten Yıldırım, "Karşıdaki bir terör veya düşman unsuru 48 dolarlık bir roketle bizim askerimizi şehit edebiliyor. Bunlardaki en büyük amaç, ilk ateşte askerimiz değil de parçalanacaksa bu parçalansın. Hiç önemli değil. Can kaybını, şehit sayısını en aza indirmek, en büyük amacımız bu. Tarımsal bölgelerde çiftçiler yabani hayvanları beklerken en büyük yaralanmalar hayvanın ilk fark edildiği an oluyor. İnsanların 10'arlı takımlar yapıp bir bölgede eğlence, stres amaçlı oyun alanlarında da kullanılabilir" dedi.

AĞIRLIĞI SİLAHLI 25 KİLOGRAM

Alperen Gözcü'nün ağırlığının boşken 22, silahla beraber 25 kilograma kadar çıktığını söyleyen Yıldırım, "Hali hazırda diğer muadillerinin 45-50 kilogram seviyelerinde olduğu düşünülürse, ağırlıkla ilgili ciddi avantajlarımız var. Ama sonraki versiyonlarda, özellikle sisteme yapay zeka, otomatik nişanlama veya büyük verinin analizi gibi sistemleri eklediğimizde görüntü işlemeyle diğer taraftan ağırlıkla ilgili de ciddi çalışmalarımız olacak" diye konuştu.

SİLAH TEPMESİ YOK

Arazideki testlerin devam ettiğini kaydeden Yıldırım, "Asıl testlerimizi şiddetle ilgili yaptık. Sistemi 5.56, 7.60 kalibre hatta 12 kalibre yüksek basınç diye tabir ettiğimiz av tüfeklerinde kullanılan ekspres magnum fişeklerle denedik. Sistemin stabilizasyonunda herhangi bir sıkıntı yok. Çünkü özel bir sönümleme sistemi geliştirdik. Sistemimizin patentlenmiş taraflarından bir tanesi de burası. Silahın o ilk tepmesini alarak, nişanlamada yukarıya doğru şahlanma dediğimiz olayı engelleyerek, silahın stabil kalmasını sağlayan bir sistem" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Tekno kentin detay görüntüsü

-Silahın kumandasından detay görüntüler

-Silahdan ve ekipmanlarından detay görüntü

-Antalya Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz ile röp

-SavHaTek firması Genel Müdürü İbrahim Yıldırım ile röp

-Silahın arazi deki atış test görüntüsü Telefon kamerası

-Kumanda ünitesinden detay görüntüler

==================================

Çocukların dilenme planı, güvenlik kamerasıyla deşifre oldu

ŞIRNAK'ın Cizre ilçesinde 3 çocuğun, vatandaşlardan para alabilmek için yaptıkları plan, güvenlik kamerası görüntüleriyle deşifre oldu. İşlek bir caddede, yanlarında getirdikleri kırık baskülü, keşif yaptıktan sonra kaldırıma yerleştiren ve baskül başında ağlama numarası yapan çocuklara üzülen vatandaşlar, para veriyor. Çocukların duygu sömürüsü için yaptıkları plan, para verip duruma üzülen kafe işletmecisinin, baskülü kimin kırdığını bulmak için güvenlik kamerasını incelemesiyle ortaya çıktı.

Olay, 13 Ocak günü Cizre ilçe merkezindeki Dicle Mahallesi'nde meydana geldi. Orhan Doğan Caddesi üzerinde bir kafenin önüne gelerek planlarını hayata geçirmek için önce keşif yapan yaşları 7 ila 10 arasında değişen 3 çocuk, uygun zamanı bulunca bir poşet içerisinde getirdikleri kırık baskülü kaldırıma bıraktı. Çocuklardan biri baskülün kırık parçalarını poşetten çıkartarak yere saçtı, diğer bir çocuk parçaları düzenlerken, 3'üncü çocuk ise baskülün başında oturup ağlamaya başlıyor. Kırık baskülün başında ağlayan çocuğu gören çevredekiler, duruma üzülüp para verip, üzülmesin diye teselli etmeye çalıştı.

Bu arada çocukların durduğu yerin bitişiğindeki kafeterya sahibi Sabri Sayan da ağlayan çocuğun durumuna üzülüp para veriyor. Duruma içerlenen Sayan, ağlayan çocuğun baskülünü kimin kırdığını bulmak için kafeteryanın güvenlik kamerasını izlemeye başlıyor. Güvenlik kamerasını inceleyen Sayan, çocukların dilenme planını da ortaya çıkardı. Görüntüleri izleyen Sayan, çocuklar, kırık halde getirdikleri baskülü kaldırama bırakarak, para dilenmeyi amaçladıklarını belirledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------------------------

-Güvenlik kamerası görüntüsü

-Çocukların kaldırımda keşif yapması

-Yanlarında getirdikleri kırık baskülü yere koymaları

-Baskülün diğer parçalarını yerleştirip düzenlemeleri

-Çocuğun ağlama numarası yapıp beklemesi

-Toplanan kalabalığın çocuklara para vermesi ve yardım etmek istemesi

-Genel ve detay görüntüler

==========================

60 yaşında kayak yapmayı öğrendi, gençlerle yarışmak istiyor

BİNGÖL'de oturan Bahri Çibuk (60), kendi imkanlarıyla bir haftada kayak yapmayı öğrendi. Günlük kıyafetleriyle 2 bin 238 rakamlı Hesarek Dağı'ndaki kayak merkezinde kayan Çibuk, gençlerle yarışmak istiyor.

Emekli ve 3 çocuk babası Bahri Çibuk, çocukluk döneminde merak saldığı kayak yapmayı 60 yaşında öğrendi. Bölgenin önemli kayak merkezleri arasında bulunan Gençlik ve Spor Bakanlığı'nca 2016 yılında, 20 milyon lira maliyetle açılan Hesarek Kayak Merkezi'ne gelen Çibuk, günlük kıyafetleriyle kayak yapmayı bir haftada öğrendi. Çibuk, 60 yaşında olmasına rağmen gençlerle kayak yarışı yapmak istediğini söyledi.

Hesarek Kayak Merkezi'nde kayak yapmanın keyifli olduğunu anlatan Çibuk, "Çocukluğumda perdeleri astığımız kornişle kayıyordum. Çocukluk hayalim olan kar üzerinde kayak yapmayı öğrenmek için Hesarek Kayak Merkezi'ne geldim. Bu pistin güzelliğini görünce burada kayak yapmaya çalıştım. Kendi imkanlarımla düşe kalka bir haftada kayak yapmayı öğrendim. Ama kendimi gençlerle yarışabilecek halde görüyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Kayak merkezinin drone ile görüntüsü

-Kayak yapanların görüntüsü

-Çibuk'un düşüp kalkması

-Çibuk'un kayak yapması

-Çibuk'un konuşması

-Genel ve Detay Görüntüler

===========================

Girlevik Şelalesi buz dağına dönüştü

Erzincan'ın ünlü Girlevik Şelalesi aşırı soğuklarda donarak buz tuttu. Şelalenin buz tutmuş hali kartpostallık harika bir görüntü oluşturdu.

Kent merkezine 30 kilometre uzaklıktaki Çağlayan Beldesi'ndeki Girlevik Şelalesi geceleri hava sıcaklığının sıfırın altında 15 derecelere kadar düşmesiyle buz tuttu. Yaz aylarında tatilci ve turistlerin ilgisini çeken şelalenin buz tutan görüntüsü ziyaretçileri hayran bıraktı. Suyun yaklaşık 65 metre yükseklikten düştüğü şelalede 5 metrelik dev buz sarkıtlar oluştu. Görenleri etkileyen buz dağı görüntüleri hakkında Çağlayan Beldesi'nde oturan vatandaşlar, Girlevik Şelalesi'nin yazın ayrı kışın ayrı bir görüntüye sahip olduğunu belirterek herkesi şelaleyi görmeye davet etti. Kayak turizmi için Erzincan'a gelen vatandaşlar ise muhteşem doğasıyla Girlevik Şelalesi'nin mutlaka görülmesini gerektiğini söylediler.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Şelaleden drone ile görüntü

Şelaleden genel detay görüntü

-Şelaleyi ziyarete gelen vatandaşlardan görüntü

-Ziyaret eden vatandaşların açıklamaları

==============================

At binmeyi öğrenip, öğretiyorlar

ATATÜRK Üniversitesi Erzurum Meslek Yüksekokulu Atcılık ve Antrenörlüğü Bölümü'nün 30 öğrencisi atlarla gördüğü eğitimi, çocuklara öğretiyor. Öğrenciler, okuldaki eğitimin dışında dünya standartlarına uygun 1 kapalı, 5 açık manej alanında otistik, down ve benzeri sendromlu engelli çocuk ve yetişkin bireylere hippoterapi eğitimi veriyor. Atçılık ve Antrenörlüğü Bölümü Öğretim Görevlisi Murat Temel, "Öğrencilerimiz atlı tedavinin dışında profesyonel at binme eğitimi almak isteyenlere de hizmet veriyor" dedi

At Biniciliği ve Hippoterapi'nin son yılların popüler bölümü olduğunu söyleyen Meslek Yüksekokulu Atcılık ve Antrenörlüğü Bölümü Öğretim Görevlisi Murat Temel, At Biniciliği ve Hippoterapi Bölümü'ne 2017-2018 eğitim öğretim yılında öğrenci almaya başladıklarını belirtti. Şu an bir ve ikinci sınıfta toplam 30 öğrencinin bulunduğunu kaydeden Temel, "Burada öğrenciler eğitmenin yanı sıra dünya standardında bir kapalı, beş açık manej alanında, profesyonel at binme eğitimi almak isteyenlere hizmet vermektedir. Bölümün en önemli misyonlarından birisi ise otistik, down ve benzeri sendromlu engelli çocuk ve yetişkin bireylere hippoterapi eğitimi verilmektedir. Bu merkezde saf kan İngiliz atı, haflinger, pony ve midilli olmak üzere 13 at bulunmakta. Bu atlarla engelli çocukların dışında kreş, anaokulu ve vakıf okulları olmak üzere birçok eğitim kurumlarındaki öğrencilere gruplar halinde at binme kursları ve dersleri verilmektedir. Öğrencilerimiz eğitim görürken eğitim de vererek mesleğine ilk adımı atıyor. Türkiye'de 10 üniversitede bu bölüm bulanmaktadır. Öğrenciler, profesyonel bir binici olmanın yanı sıra çok iyi bir at terbiyecisi ve antrenörü olarak mezun oluyor" diye konuştu.

Bu bölümü seçtiği için çok mutu olduğunu söyleyen öğrencilerden Sağra Tuanna, "Burada at eşliğinde fiziksel, zihinsel veya duysal bozukluğu olan engelli bireylerin fonksiyonel açıdan iyileşme ve gelişme sağlamak amacıyla atın hareketlerinden yararlanan bir tedavi stratejisi uyguluşyoruz. Bunun yanında binicilik öğrenmek isteyen çocuk ve yetişkinlere de eğitim veriyoruz. Eğitim alırken eğitim de vermiş oluyoruz. Bölce işe okulda iken başlamış oluyoruz. Mezun olduğumuzda ise iş sıkıntı olmuyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Üniversite öğrencilerinin ata binmesi

-Öğrencilerden Sağra Tuanna ile röp

-Öğretim Görevlisi Murat Temel ile röp

-Çocukların atlara bindirilmesi

===================================

Ardahan'a bal ormanı

TARIM ve Orman Bakanlığı, dünyadaki dört ana arı ırkından biri olan Kafkas arısının gen merkezi ve aynı zamanda çiçek balında coğrafi işareti bulunan Ardahan'da, bal ormanları oluşturacak.

Bakanlığın 2013 yılında, bal üretiminde dünyada söz sahibi olma hedefiyle hayata geçirdiği eylem planı çerçevesinde yurdun çeşitli bölgelerinde bal ormanları oluşturulması için çalışma başlatıldı. Çalışmalar kapsamında 2020 yılının ilk bal ormanı, dünyadaki dört ana arı ırkından biri olan, dil uzunluğunun diğer arılara oranla daha uzun olması bakımından çiçeğin özüne daha rahat ulaşabilen ve kaliteli bal üreten Kafkas arısının gen merkezi Ardahan'da oluşturulacak. Bakanlığın çalışmalarıyla Yalnızçam ormanlarının çeşitli bölgelerinde 1 milyon 118 bin metrekarelik alanda nektar bakımından zengin olan ağaçlar dikilecek. Yaklaşık 500 bin liraya mal olması beklenen projeyle, Türkiye'nin tek coğrafi işaret patentli balı olan Ardahan balının hem üretiminin, hem de tanınırlığının artması hedefleniyor.

Bal ormanlarının kurulacağı bölgede incelemede bulunan Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, coğrafi işaret patentli Ardahan balının daha da değerleneceğini belirtti. Bal üretiminde Tarım ve Orman Bakanlığı'nın eylem planı oluşturduğunu vurgulayan Vali Masatlı, şunları söyledi:

Ardahan, Kafkas arı ırkının gen merkezidir. Dünyadaki dört ticari ana arıdan birisi Ardahan ilimizde yaşamaktadır. Bununla ilgili bizim Kafkas Arısı Gen Merkezi'miz var. Bununla beraber bizim balımız Türkiye'deki çiçek balı olarak coğrafi işareti bulunan tek baldır. Biz de 2019 yılında Valilik olarak Arıcılık Eylem Planı şeklinde bir çalışma yaptık. Yerelde arıcılıkla ilgili sorunlar, arı üretimimiz, arı hastalıklarıyla ilgili mücadele gibi konulara yoğunlaştık. Bunlarla birlikte arı üretimi ve bal üretimi noktasında ciddi bir noktaya geldik. Burası Kafkasya bölgesinin bir parçası olmakla birlikte, ciddi bir endemik bitki türüne de sahiptir. Çiçek balı önemli ancak çam balının da bizim Kafkas arımıza ve balımıza özel bir değer katacağını ümit ediyoruz. Orman Bakanlığı'mız ve Genel Müdürlüğümüzle de çeşitli zamanlarla görüşmelerde bulunduk. Türkiye'de 2020 yılının ilk bal ormanını Ardahan'da kurma yönünde bir projelendirmede bulundular. Bununla beraber bizim arımızın güçleneceğini, arı üretimimiz ve bal üretimimizin de ciddi noktalara geleceğini ümit ediyorum. Bal ormanlarının kurulması yanında ilimizde arıcılarımızın rahatça konaklayabileceği ve üretimlerini arttırabilecekleri, elektrik ve suya ulaşabilecekleri noktalarla ilgili de çalışmalarımız devam etmektedir. Tüm çalışmaların Ardahan'ımızdaki gerek arının daha uzun yaşaması, geninin korunması ve gerekse bal üretimine çok ciddi destek sağlayacağını ümit ediyorum" diye konuştu.

Kafkas Arısı Üretim Eğitim ve Gen Merkezi Müdürü Sinan Aydın, "2020 yılı bal ormanı ilk Ardahan'da kurulacak. İlimiz arıcılık alanında Türkiye'nin önde gelen illerinden birisidir. Arı ırkı olarak da dünyadaki dört ana arı ırkından birine ev sahipliği yapması açısından önemli bir coğrafyaya sahiptir. Bin 680 tür bitki ve 84 endemik bitkiyle Türkiye'de ve dünyada söz sahibiyiz. Bal ormanı olarak Yalnızçam mevkisinin düşünülmesi noktasında, Türkiye'de coğrafi işaretli üreticilerimiz için çok önemli. Coğrafi işaret belgesi alan ilk illerden bir tanesiyiz. Dolayısıyla bu ürünün üretilmesi noktasında üreticileri organik bir ortam sağlayarak tamamen katkısız, yüzde yüz çiçek balı üretme noktasında fayda getireceğine inanıyoruz. Dolayısıyla arıcılarımızın arı konaklatması noktasında önemli bir sorunu çözülmüş olacaktır" dedi.

Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı İlhan Evliyaoğlu ise, "Bal ormanı projesinin hayata geçmesi arıcılar olarak bizleri sevindirdi. Geçtiğimiz yıl Valimizin meralarla ilgili kararı bize çok katkı sağlamıştı. Bu yıl da bal ormanlarının kurulması çok olumlu bir gelişme. Bal kapasitemizin artacağını umuyorum" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Yalnızçam ormanlarından genel detay

-Muhabir Dinçer Aktemur'un anonsu

-Bal ormanı sahasından drone görüntüsü

-Vali Mustafa Masatlı'nın alanda incelemesi ve açıklaması

====================================

Küçük Baran, hayata tutunmak için yardım bekliyor

ÇORUM'da, Ercan- Nesibe çiftinin 3 yaşındaki çocukları Baran Özkadı, doğuştan yakalandığı multikistik displazik böbrek hastalığı nedeniyle yaşam mücadelesi veriyor. Konuşamayan ve yürüyemeyen Baran, haftada 3 kez Ankara'ya gidip, tedavi oluyor. Çocuklarının hastalığından kurtulmasının yollarını arayan ve maddi olarak zorlandıklarını belirten Özkadı ailesi, yardımseverlerin desteğini bekliyor.

Çorum'un Ulukavak Mahallesi'nde oturan fabrika işçisi Ercan Özkadı (25) ile ev kadını Nesibe Özkadı'nın (25) çocukları Baran Özkadı (3), doğuştan yakalandığı multikistik displazik böbrek hastalığı için tedavi görüyor. Küçük Baran'ın böbrekleri, hastalığı nedeniyle çalışmıyor. Geçirdiği rahatsızlıklar nedeniyle birkaç kez ameliyat da olan Baran, akciğerine sıvı kaçtığı için boynuna açılan delikten nefes alabiliyor. Özkadı ailesi, konuşamayan ve yaşıtları gibi yürüyemeyen Baran'ı, hayatta tutabilmek için mücadele veriyor. Aile, çocuklarının tedavisi için haftada 3 kez, 234 kilometre yol kat ederek Ankara'ya gidip, geliyor. Baran'ın, yol masrafları, ilaç ve tedavi ücretlerini karşılamakta güçlük çeken aile, zor günler geçirdikleri belirterek, kendilerine uzatılacak yardım elini bekliyor.

'HAFTALARCA YOĞUN BAKIMDAN ÇIKAMADI'

Oğlunun tedavisi için Çorum ile Ankara arasında mekik dokuduklarını anlatan anne Nesibe Özkadı, haftada 3 kez Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne gitmek zorunda olduklarını söyledi. Özkadı, "Baran'ın hastalığını anne karnındayken öğrendik. Doğduğunda 2 ay kuvözde kaldı. Ameliyatlar oldu, kalbi durdu ve haftalarca yoğun bakımdan çıkamadı. Yoğun bakımda yattığı günlerde akciğerlerine sıvı kaçtı. Bu nedenle boynuna açılan delikten hava alması sağlandı. Nefes alabilmesi için bir düzenek takıldı. Onsuz nefes alamıyor. Boynunda o olduğu için konuşamıyor da. Şu an rahatsızlıkları nedeniyle yaşıtları gibi hareket edemiyor ve yürüyemiyor" diye konuştu.

'ARTIK DAYANACAK GÜCÜMÜZ KALMADI'

Üç yıldır çocuklarının hayatta kalabilmesi için mücadele ettiklerini ifade eden Nesibe Özkadı, maddi ve manevi olarak da zor durumda olduklarını belirtti. Özkadı, "Baran iyileşene kadar Ankara'ya gitmek zorundayız. Devlet, tedavi masraflarına katkıda bulunuyor. Bazı ilaç ve ekipmanların yarısını da biz alıyoruz. İlaçları da aynı şekilde temin ediyoruz. Ancak ilaçları çok pahalı, devlet hepsini karşılamıyor. Gerek ilaçları gerekse Ankara'ya gidip gelme konusunda artık dayanacak gücümüz kalmadı. Şu an çok zorlanıyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Anne Nesibe Özkadı röp.

-Baran'ın annesiyle yatağında oyun oynaması

-Bir ev odası ilaç

-Baran'ın kullandığı cihazlar

-Detaylar

===============================

Ünlü futbolcuların kramponlarını, 2 metrekarelik dükkanında tamir ediyor

TRABZON'da ayakkabı tamircisi Ali Yıldız (60), 2 metrekarelik dükkânında, 46 yılda aralarında Hami Mandıralı, Sergen Yalçın, Şota Arveladze, Onur Kıvrak, Burak Yılmaz, Yusuf Yazıcı, Uğurcan Çakır gibi eski ve yeni futbolcuların kramponlarını tamir etti. Mesleğini sürdüren ve ünü dünyaya yayılan Yıldız'a yurt içi ve dışından da tamir için krampon geliyor. İşini severek yaptığını belirten Yıldız, "Bana "Krampon profesörü, dükkânı büyütsen" diyorlar. 2 metrekarelik dükkânım bana 100 metrekare gibi geliyor" dedi.

Ortahisar ilçesi Tabakhane Köprüsü girişindeki tarihi binanın altında kayanın oyulması ile oluşan 2 metrekarelik dükkânda, Ali Yıldız, 12 yaşında baba mesleği ayakkabı tamirciliğine başladı. Çıraklık döneminin ardından kısa sürede kendi işyerini açtı. 46 yıldır sürdürdüğü mesleğinde kentte "Ayakkabı profesörü" olarak tanınan Yıldız, özellikle spor ayakkabı ve krampon tamiri yapıyor. "Krampon profesörü" adını verdiği tamirhanede Yıldız, 46 yılda aralarında Hami Mandıralı, Sergen Yalçın, Şota ve Arçil Arveladze kardeşler ile Burak Yılmaz, Onur Kıvrak, Yusuf Yazıcı ile Uğurcan Çakır gibi eski ve yeni futbolcuların kramponlarını tamir etti. Trabzonspor başta olmak üzere bölgedeki çeşitli liglerde mücadele eden futbol takımlarında top koşturan futbolcuların kramponlarını da tamir eden Yıldız'ın ünü dünyaya yayıldı. Yurt dışından gelen kramponların tamirini de yapmaya başladı. Amatör ve pek çok profesyonel futbolcular, özellikle yeni nesil karamponarını, Yıldız'a verip, küçük dükkanda yer alan özel kalıp makinesinde de genişlettiriyor.

'BANA "KRAMPON PROFESÖRÜ" DİYORLAR'

İşini çok sevdiğini ve kendisine "Krampon profesörü" lakabının takıldığını anlatan Ali Yıldız, "1974'ten 1980 yılına kadar sürekli ayakkabı tamir ediyordum. Şimdi ise sadece krampon tamiri yapıyorum. Bana "Krampon profesörü" diyorlar. Önce sırasıyla "Kral, efsane ve profesör" dediler. Daha sonra "Ordinaryüs" dediler. Çoğu kişi Ordinaryüs'ün ne olduğunu bilmiyor. "Ayakkabı profesörü" olarak kalayım dedim. Dükkanımın fotoğraflarını görenler, "profesör dükkanın çok küçük, büyütsen" diyorlar. Ama 2 metrekarelik dükkanım bana 100 metrekare gibi geliyor. Şehir dışından tamir için sürekli krampon geliyorö dedi.

'İŞİMİ DÖRT DÖRTLÜK VE TEMİZ YAPTIM'

İlkokulu bitirdikten sonra kendi dükkânını açtığını anlatan Yıldız, "İşimi dört dörtlük ve temiz yaparım. Onun için beni tercih ediyorlar. Sergen Yalçın'a bile krampon tamiri yaptım. Krampon tamiri yapmadığım sporcu yok. Trabzonspor'da 1980 yılından beri oynayan bütün futbolcuların kramponlarının tamirini yaptım. Kramponlar eskidiği zaman ayağa daha rahat olduğu için tamir ettiriyorlarö diye konuştu.

'MENAJER OLDUĞUMU DÜŞÜNÜP ARIYORLAR'

Yurt dışından kendisini arayan futbolcuların olduğunu da söyleyen Yıldız, "Futbolcularla ve kulüp başkanlarıyla çekildiğim fotoğraflarımı sosyal medya hesabıma yüklüyorum. Sayfamı görenler beni başkan, yönetici ya da menajer zannediyor. Özellikle yurt dışından bu fotoğrafları görenler beni önemli biri ya da menajer olduğumu düşünerek arıyorlar. Bana "Türkiye'de futbol oynamak istiyorum, işimi halledebilir misin?" diyorlar. Ben de dükkanımda fotoğraf çekilerek krampon tamircisi olduğumu gösteren fotoğraf yolluyorum" ifadelerinde bulundu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Ayakkabı dükkanının dış görüntüsü

-Dükkanın iç görüntüsü

-Krampon tamiri yapılırken detay görüntüler

-Tamiri biten kramponların müşteriye verilme görüntüleri

-Röportaj

-Genel detaylar

TRABZON

===================================

Göç edemeyen leyleklere, köylüler sahip çıkıyor

HAKKARİ'nin Yüksekova ilçesinin Köprücük köyüne, ilkbahar mevsiminde gelen ve sonbaharda göç edemedikleri için bölgeden ayrılamayan 2 leyleğe köylüler bakıyor.

Yüksekova'ya 10 kilometre uzaklıktaki Köprücük köyünün sakinleri, ilkbaharda bölgeye gelip, daha sonra göç edemeyen 2 leyleğe ev sahipliği yapıyor. Köylüler, meydandaki caminin bacasına yuva yapan leyleklerin, havaların yeteri kadar soğumaması nedeniyle sonbaharda yuvalarından ayrılmadıklarını, kar yağışı başlayınca da leyleklerin köyde misafir olarak kaldıklarını anlattı. Köylüler, leyleklerin her gün düzenli olarak yiyecek ihtiyaçlarını karşılıyor.

Köylülerden Orhan Cankurtaran, "Göç edemeyen leyleklere köylüler olarak biz bakıyoruz. Kendi imkanlarımız dahilinde leyleklere yem ve yemek atıklarını bırakıyoruz. Cami bacasındaki leyleklere çok alıştık. Zarar görmemeleri ve aç kalmaları için de sürekli kontrol ediyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Cami bacasında yuvalarında bekleyen leylekler

-Damda biriken karları temizleyen vatandaş

-Köyden detaylar

-Vatandaşlardan detaylar

-Leyleklerden detaylar

-Vatandaşlardan röportaj

-Genel detaylar

================================

Otomobil fiyatına güvercin

ANKARA'nın Mamak ilçesinde her hafta sonu düzenlenen mezatta güvercinler, cinsi ve özelliğine göre açık artırma usulü satılıyor. Bazı güvercinler 50 bin liraya kadar alıcı bulabiliyor.

Kayaş Mahallesi'nde, her hafta sonu düzenlenen mezatta toplanan güvercin meraklıları, güvercinlerini cinsi ve özelliklerine göre açık artırmada satışa sunuyor. 15 kadar dernekte örgütlenen meraklıların katıldığı mezatta onlarca güvercin cinsi, özelliği, hareketleri ve görünümlerine göre 50 bin liraya kadar alıcı bulabiliyor. Satılan güvercinler, daha sonra çeşitli yarışmalarda boy gösteriyor.

'MEZATLARDAKİ ADRENALİN FARKLI BİR ŞEY'

Efsane Güvercin Sevenler Derneği Başkanı İlhami Fidanboy (49), güvercin besleme hobisinin kendisine dedesinden kaldığını söyleyerek, "Kendimi bildim bileli güvercin besliyorum. Mezatlardaki adrenalin farklı bir şey. Bu anlatılmaz illa canlı canlı yaşamanız lazım. Kuş yetiştirmek ciddi bir iştir. Bir kuş tek başına yetişmez illa iyi bir seyisi olacak. Yem terbiyesi ve uçum terbiyesi alacak. Kuşçu kuşu eline aldığı zaman, kuşun kanat yapısından, tüy yapısından ve yumuşaklığından onun oyun kuşu olup olmadığını anlar" dedi.

'11 KUŞ SATIP ARABA ALMIŞTIM'

Fidanboy, mezatta güvercin fiyatlarının 10 liradan başladığını ve 50 bin liraya kadar alıcı bulduğunu, "Ham olan ve takla atmayan bir kuşun maddi bir değeri olmaz. Sadece damızlık olur, damızlık da köklü soylardan olmalıdır. Benim kendi beyaz kuşlarım var, 35 yıldır aynı kuşları besliyorum. Hatta 19 yaşında kızımla yaşıt bir güvercinim var. 1988 yılında yeni kasa Şahinler çıkmıştı. O zaman 11 tane kuş satıp bir sıfır araba aldım. Bugünün parasıyla en kötü 100 bin lira ederdi. En son elimdeki çok güzel bir kuşu 5 bin 600 dolara sattım. Bu iş hobi işi ama iyi eğitirseniz para da kazanabilirsiniz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Mezattan görüntü

-Güvercinlerden görüntü

-Röportajlar

-Genel detay

==================================

Kaya kiliseyi, defineciler talan etti

KAYSERİ'nin Melikgazi ilçesinde bulunan Beşaret Kaya Kilisesi, define avcıları tarafından tahrip edildi. Mahalle Muhtarı Ömer Nalbant, yıkılmak üzere olan kilisenin restore edilerek turizme kazandırılmasını istedi.

İlçenin Bağpınar Mahallesi'nde bulunan ve Ermenilerin yaşadığı dönemde kullanıldığı belirtilen Beşaret Kaya Kilisesi, defineciler tarafından tahrip edildi. Kilisenin içi yapılan kazılarla kullanılmaz hale gelirken, duvarlarda bulunan fresklerin de tahrip edildiği görüldü.

Bağpınar Mahallesi Muhtarı Ömer Nalbant, tarihi kilisenin son durumunun içler acısı olduğunu belirterkek, "Bağpınar Mahallesi, önemli turizm değerlerinden olan Koramaz Vadisi'nin giriş noktalarından birinde yer alıyor. Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Kayseri'de Bağpınar Mahallesi'nde birçok tarihi yapı var. Bunlardan bir tanesi de Dere yolu bölgesinde bulunan Beşaret Ermeni Kaya Kilisesidir. Biz, buraya muhtarlık olarak defalarca demir kapı, kapı kilidi takmamıza rağmen buraya define aramak için gelenler tarafından kırıldı" dedi.

'RESTORE EDİLSİN'

Kilisenin restore edilerek turizme kazandırılmasını isteyen Nalbant, "Mahalle olarak definecilerden bıktık. Kilise içinde bulunan fresk resimler kazındı. İnsanların bilinçsizliğinden dolayı tarihi yapılara zarar verildi. Kilisenin birçok yerinde kazı çalışması yapmışlar. Biz, buranın güvenlik altına alınarak restore edilip, turizme kazandırılmasını bekliyoruz. Burası restore edilirse mahalle halkımız da bundan faydalanır" diye konuştu.

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkileri, Kayseri merkez ve ilçelerdeki kiliselerin envanterinin çıkarıldığı, buna göre kiliselerde çalışma yapılacağı bildirildi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Tahrip edilen Kaya kiliselerden görüntü

-Kaya kiliselerin içindeki fresklerden görüntü

-Kilise içinde kazı yapılan yerlerden görüntü

-Mahalle Muhtarı Ömer Nalbant'ın açıklaması

-Kırılan demir kapının kilidi

-Diğer görüntüler

====================================

Yuttuğu madeni para röntgenle görüntülendi

Zonguldak'ta, 1,5 yaşındaki E.İ.'nin yuttuğu madeni para röntgende tespit edildi. E.İ.'nin 25 kuruş madeni parayı doğal yollarla çıkarması beklenirken, Dr. Sertaç Akman çocukların bu tür materyalleri yutabilme ihtimaline karşı aileleri uyararak, "Özellikle 1 yaş civarındaki çocuklar, her şeyi dokunarak veya ağzına alıp tadarak farkına varma döneminde olduğu için büyük, irili ufaklı her şeyi ağızlarına götürebiliyorlar. Aileler dikkatli olmalı" dedi.

Zonguldak Kadın Doğum Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne 16 Ocak'ta başvuran aile, doktorlara çocuklarının madeni para yuttuğunu söyledi. Dr. Sertaç Akman, çekilen röntgende E.İ. isimli erkek çocuğun midesindeki 25 kuruşluk madeni parayı tespit etti. E.İ.'nin yapılan muayenesinde madeni paranın yemek borusuna zarar vermediği anlaşıldı. Doktorlar, gerekli tetkikleri yaptıktan sonra E.İ.'nin parayı doğal yollarla çıkarması için taburcu edip evine gönderdi. Takibe alınan E.İ.'nin normal yolla parayı çıkaramaması halinde endoskopi veya ameliyat gibi farklı yöntemlerle paranın çıkarılabileceği öğrenildi.

'EĞER YEMEK BORUSUNA TAKILIYORSA SAATLERİN ÖNEMİ VAR'

Zonguldak Kadın Doğum Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Dr. Sertaç Akman, bu tür vakaların 1 yaş civarındaki çocuklarda sıklıkla görüldüğünü söyledi. Çocuğun yuttuğu cismin büyüklüğü ve midesine inip inmediğinin çok önemli olduğunu anlatan Dr. Akman, şöyle konuştu:

"Özellikle 1 yaş civarındaki çocuklar, her şeyi dokunarak veya ağzına alıp tadarak farkına varması döneminde olduğu için büyük, irili ufaklı her şeyi ağızlarına götürebiliyorlar. Bunların bir kısmı boğazlarına kaçabiliyor. Soluk borusuna ya da yemek borusuna kaçabiliyor. Bunlarda daha sonra acil durum teşkil edebiliyor. Aslında soluk borusuna kaçtığı zaman acil durum bizim için hayati önem taşıyor. Çünkü küçük 1 yaşındaki bebeğin soluk borusu parmağımızın inceliğinde küçük olduğu için burayı tıkayabilecek bir madde çocuğun hayatını kaybetmesine yol açabiliyor. Aklınıza gelebilecek çocuklar her şeyi yutabiliyor. Kolye pil oyuncak parçalarını çocuklar yutabiliyorlar. Yuttuktan sonra yemek borusunu geçebiliyorsa ardından mideye yerleşiyor. Eğer yemek borusunda takılıyorsa bu anda saatlerin önemi vardır. Saatler içinde yabancı cismin çıkarılması gerekiyor. Mideye inen yabancı cisim ise bizim biraz daha rahat olmamızı sağlıyor. Bu bağırsakla dışkıyla atılabilmekte. Yüzde 80'i kakayla dışarı çıkıyor cisim."

'MIKNATISLI MADDELER BAĞIRSAKTA DELİNMELERE YOL AÇABİLİR'

Dr. Akman, ailelerin bu tür durumlara karşı dikkatli olması gerektiğini anlatarak, "En son bir çocuğumuz 25 kuruş yutmuş. Yemek borusuna takılmadan mideye inmiş. Bu hastamızı takibimize aldık. Cisim hareket edecek mi gözlemleyeceğiz. Dışkıyla atabilir durumda. Eğer hareket etmezse endoskopi ile cisim çıkartabiliyor. Eğer uzun süre kalır ameliyat da olabiliyor. Bizim için önemli olan mıknatıs yutulması. Bağırsaklarda delinmelere yol açıyor. Bu ameliyat gerektiriyor. Saat pilleri de yemek borusunda yapışırsa delinmeye kanamaya yol açıyor. Bağırsak ta da öyle. İçindeki kimyasallar nedeniyle. Bunlar önlenebilecek şeyler. Çocukların oyuncaklarında bunlar varsa bunların oyuncaktan sökülmesi en azından önleyebilir. Basit bir saat pili deyip kaybettiğimiz hastalarda oldu. Bunları çocukların ulaşamayacağı yerlere koyarsak daha iyi olur." dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Dr. Sertaç Akman'ın çalışması

-Paranın gözüktüğü rötngen

-Dr. Sertaç Akman ile röp.

DHA

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 +49 | Sitemizde yer alan haber içerikleri ve görseller site yönetiminden yazılı izin alınmadan, kaynak gösterilse dahi yayımlanamaz.
Faks : +49 (0) 615098 03 05