• BIST 91.952
  • Altın 213,383
  • Dolar 5,3162
  • Euro 6,0624
  • Berlin 2 °C
  • Frankfurt 5 °C
  • Paris 9 °C
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 3 °C
  • İzmir 9 °C
  • Stockholm 2 °C

Başbakan Davutoğlu New York'ta

Başbakan Davutoğlu New York'ta
NEW YORK (AA) - Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Esad, bu insani trajedinin, Suriye'de ve etrafındaki trajedinin asli sorumlusudur. Varil bombaları kullandı,...

NEW YORK (AA) - Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Esad, bu insani trajedinin, Suriye'de ve etrafındaki trajedinin asli sorumlusudur. Varil bombaları kullandı, kimyasal silahlar kullandı, bunların hepsi insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Dolayısıyla onun mevcudiyetiyle bir çözüm bulmak mümkün değil" dedi.

Davutoğlu, BM'de düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

Bir gazetecinin mülteci krizinin Türkiye'yi etkilediğini, Avrupa'daki liderlerin de sorumluluklarını yerine getirmediklerini ve mülteci yerine göçmen tanımlaması yaptıklarını hatırlatarak, "Siz Suriye'deki mültecilerle ilgili dünyanın elinden geleni yaptığına inanıyor musunuz ve bu çerçevede Esad'ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?" sorusuna Davutoğlu, mülteci konusunun ilk etapta sadece Suriye daha sonra Türkiye ve komşu ülkelerin içinde olduğu bir krizmiş gibi görülüp algılandığını söyledi. 

Başbakan Davutoğlu, "Bunun küresel bir kriz olduğu konusunda sanırım hepimiz çok netiz şu anda. Çünkü bu krizi hiçbir şekilde gözardı edemeyiz, unutamayız. Çünkü binlerce milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kaldı, kendileri için aileleri için daha iyi bir gelecek arıyorlar. Hiç kimse Aylan'ın resmini unutamaz. Bu resim ve Avrupa'ya doğru giden, yürüyen mültecilerin hali ya da botlarla denizi aşarak Avrupa'ya varmaya çalışan insanların durumu sorunun ne kadar alarm verici boyutlara geldiğini gösteriyor" diye konuştu.

Son bir kaç haftadır Avrupalı liderlerle görüşmeler yaptıklarını ve dışişleri bakanlarının da kendi görüşmelerini sürdürdüğünü aktaran Davutoğlu, toplantılarda da mülteciler konusundaki endişelerini ifade ettiklerini söyledi. 

"Biz burada üç aşamalı bir strateji öngörmeliyiz diye düşünüyoruz" değerlendirmesinde bulunan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Birinci aşamada yeni mülteci dalgalarını nasıl önleyebiliriz. Türkiye'ye, Avrupa'ya başka ülkelere giden, daha iyi bir hayat arayan insanların yeni dalgalar halinde gelmesini önleyebilmenin tek yolu Suriye rejiminin zulmünün önüne geçmek ve DEAŞ gibi terör örgütlerini önlemek. Ayrıca mülteci sayısını en aza indirebilmek için Suriye içindeki güvenli bölgelerde onların kalabilmelerini sağlamamız lazım, bunu çok uzun zamandır söylüyor Türkiye zaten. Fakat Türkiye'nin bu söyledikleri uluslararası toplum tarafından maalesef duyulmuyordu ama şu an en azından söyleyebilirim ki genel olarak mülteci konusunun mümkünse Suriye içerisinde çözülmesi konusunda bir anlayış oluşuyor ve biz de liderlerle bunun nasıl olabileceğini konuşuyoruz."

- Cumhurbaşkanı ve başbakanlara mektup

New York'a gelmeden önce ilgili ülkelerin cumhurbaşkanlarına ve başbakanlarına birer mektup yazdığını anımsatan Davutoğlu, bu konulardaki görüşmelerinin de devam ettiğini vurguladı. 

İkinci meselenin mevcut mültecilerin durumunun ne şekilde yönetileceği olduğunu anlatan Davutoğlu, Türkiye'de 2 milyon Suriyeli ve 200 bin Iraklı, başka ülkelerde de yüzbinlerce mültecinin bulunduğuna dikkati çekti.  

Başbakan Davutoğlu, "Bugüne kadar bu durum daha çok komşu ülkeler tarafından yürütülen bir konuydu. Türkiye şu ana kadar 7,6 milyar dolar harcadı ve uluslararası toplumun katkısı çok askeri düzeydeydi" ifadesini kullandı.

"Üçüncü mesele ise kendimizi geleceğe hazırlamak" diyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yarın bir gün Suriye'de barış olursa o zaman mültecilerin Suriye'ye geri dönmeleri için nasıl bir plan yapılması gerekir. Stratejimizin üçüncü boyutu da bu. Bütün bu konuları meslektaşlarımızla, muhataplarımızla görüşüyoruz. Umarım bu Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısından sonra da daha çok farkındalık olacak, uluslararası toplum da bu konuda daha da aktif olacak.

Esad'ın geleceğine gelince; Esad, bu insani trajedinin, Suriye'de ve etrafındaki trajedinin asli sorumlusudur. Varil bombaları kullandı, kimyasal silahlar kullandı, bunların hepsi insanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Dolayısıyla onun mevcudiyetiyle bir çözüm bulmak mümkün değil. Şu anda ülkenin yüzde 14'ünü aşağı yukarı kontrol ediyor, oluşturduğu çok kırılgan bir devlet var. Bir geçişe ihtiyaç var. Dolayısıyla bu çerçevede ve ilgili bütün tarafların da süreçte olması önemli. Terörist grupların varlığının herhangi bir meşruiyetinin olması tabii ki mümkün değil ama aynı şekilde savaş suçu işleyen rejimin de bu süreçte mevcudiyetinin meşruiyeti söz konusu olamaz. Cenevre II görüşmelerinin yeniden gözden geçirilmesi ve canlandırılması, bir Esad'sız geçiş sürecinin ve terörist örgütler olmaksızın bir geçiş sürecinin yürütülmesi gerekiyor."  

Başbakan Davutoğlu, bir başka gazetecinin Gazze'deki durumu, Mısır'ın hendekleri suyla doldurmasını ve Harem-i Şerif'teki olayları hatırlatarak, "Dünya sürekli barış sürecinden bahsediyor, nerede bu barış süreci, buradan sonra nereye gidebiliriz? Türkiye nasıl daha proaktif rol oynayarak, Filistinliler'in haklarını tesis edebilir, gözlemci devlet olmak, bayrağın göndere çekilmesi bunlar yeterli değil, gerçekten özgür olabileceği bir ülkeye ihtiyaçları var Filistinliler'in" şeklindeki soru üzerine de dün Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile görüştüğünü söyledi.

- "Türkiye'nin pozisyonu çok nettir"

Görüşmelerdeki ana konunun Harem-i Şerif'teki durum olduğunu söyleyen Davutoğlu, bu süreçte İsrail'in işgali ve burada yürütülen adımları yakından takip ettiklerini vurguladı. 

Davutoğlu, "Türkiye'nin pozisyonu çok nettir, Doğu Kudüs Filistin'in başkentidir ve Harem-i Şerif bütün Müslümanlar için kutsal bir mekandır. Biz İsrail'in, Kudüs'ün statükosunu değiştirecek, Harem-i Şerif'in statükosunu değiştirecek herhangi bir adımına karşıyız. Bu çerçevede uluslararası toplum ve liderlerin İsrail'in Harem-i Şerif'e yönelik saldırganlığı durdurmak görevidir" dedi.      

Konuyla ilgili görüşlerini Abbas ve Abdullah'la paylaştığını anlatan Davutoğlu, "Türkiye bu konuda her türlü girişimde, her türlü adımı atmakta. Mescid-i Aksa ve Harem-i Şerif'in korunması ve Kudüs'ün tarihi karakterinin muhafaza edilmesi konusunda ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır. Bu Müslüman ülkeler olarak hepimizin mutabık olduğu bir konudur. Ayrıca Filistin Devleti'ni destekleyenler açısından da çok önemli bir konudur" değerlendirmesinde bulundu. 

Türkiye'nin Gazze'deki insanların haklarını nasıl savunduğunun bilindiğini söyleyen Davutoğlu, "Onların tecrit edilmesine, izole edilmesine karşı görüşlerimiz bellidir. İsrail kuvvetlerinin işlediği suçlar havadan, tanklarla, güç kullanarak sivil halka yönelik İsrail saldırılarının ne olduğuna dair Türkiye'nin görüşleri çok nettir" diye konuştu. 

Davutoğlu, Gazze'de kalkınma çalışmalarına da destek vermeye çalıştıklarını dile getirerek, geçen yıl 75 milyon dolarlık destek sağladıklarını, Gazze'deki halka destek olmaya devam edeceklerini kaydetti.

- "Bir gün Filistin Devleti de BM'nin tam üyesi olacaktır"

Bayrağın göndere çekilmesinin sembolik önemine dikkati çeken Davutoğlu, "En azından BM binasının önünde Filistin bayrağı, İsrail bayrağına eş değerdir, daha az düşük değildir. Dolayısıyla umuyorum ki; bu süreç içerisinde bir gün Filistin Devleti de BM'nin tam üyesi olacaktır" şeklinde konuştu.

Davutoğlu, üç yıl önce Filistinlilerle birlikte Filistin'in üye olmayan gözlemci ülke statüsüne ulaşması için çalıştıklarını ve bunu başardıklarını anımsatarak, "Bu sene Filistin bayrağının BM merkezine çekilmesini sağlamaya çalıştık. Bunu da başardık. Ben samimiyetle inanıyorum ki; bir gün Doğu Kudüs'ün başkenti olduğu Filistin devleti BM'nin tam üyesi olacaktır ve Filistin halka diğer uluslar gibi özgür olacaktır" diye konuştu.

Bir gazetecinin "Libya'da devam etmekte olan görüşmeler konusunda ne düşünüyorsunuz? Türkiye'nin rolü nedir? AB'nin bir donanma kuvveti önerisi var. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?" sorusuna Davutoğlu, Libya'da devam etmekte olan görüşmeleri desteklediklerini kaydetti.

Aktif bir diplomasi sürecini yürüttüklerini aktaran Davutoğlu, birkaç toplantıya da ev sahipliği yaptıklarını, tarafların bir birlik hükümeti kurması konusunda destek verdiklerini vurguladı.

Davutoğlu, Libyalı liderlerle yakın zamanda temasa geçtiklerini söyleyerek, "Libya çok önemli doğal kaynakları olan bir ülke. Eğer birlik olabilirse o zaman gerçekten istikrar ve refah  içeren bir ülke olur. AB'nin Libya ile ilgili çalışmaları konusunda ise AB liderleri ile koordine ediyoruz çalışmaları. Biz de Türkiye olarak onlarla birlikte neler yapabiliriz, bu konuyu ele alıyoruz. Özellikle mülteciler ve Libya'da Avrupa'ya geçmeye çalışan göçmenler konusunda de neler yapabileceğimize dair yine AB ile görüşmelerimize devam ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

- "Biz terör örgütlerinin propagandasının yapılmasını kabul edemeyiz"

Basın özgürlüğüyle ilgili bir soru üzerine de Davutoğlu, Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu söyledi.

Davutoğlu, konuşmasında şunlara yer verdi:

"Herhangi bir gazeteci istediği bir gazetecilik faaliyetini yapabilir, burada herhangi bir sınır söz konusu olamaz. Ben sizi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak temin ederim ki; gazetecilik faaliyetleri konusunda herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Ancak gazetecilik faaliyetleriyle ilgili olmayan başka faaliyetler söz konusu ise veyahut terörist propagandasıyla ile ilgili bazı bağlantılar söz konusu olursa o zaman burada bir fark söz konusu olur. Bugün Türkiye, DAEŞ, PKK ve DHKP-C örgütlerinin saldırılarıyla karşı karşıyadır ve terörle mücadele süreci içerisinde hepimizin bir takım temel değerlere saygı göstermemiz gerekiyor.

Biz terör örgütlerinin propagandasının yapılmasını kabul edemeyiz. Çünkü bu bir gazetecilik faaliyeti değildir. Gazetecilik faaliyeti haber yazmak ve dünyayla ilgili objektif görüşler aktarmaktır. Herhangi bir sınırlama söz konusu değildir. Türkiye'de gözaltına alınmış herhangi bir gazeteci yoktur. Bazı durumlarda bazı gazeteciler, teröristlerin çok net bir şekilde propagandasını yapıyorlardı. Bunun araştırmasını ve soruşturmasını yapıyoruz ama gazetecilik faaliyetleri açısından herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Onun için bu farkı, net olarak ortaya koyarak bu analizi yapmamız lazım."

 (Sürecek)

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 +49 | Sitemizde yer alan haber içerikleri ve görseller site yönetiminden yazılı izin alınmadan, kaynak gösterilse dahi yayımlanamaz.
Faks : +49 (0) 615098 03 05